İklim,çevre ve siyaset
Ülke ve halk olarak, oldukça zor ve zorlu bir dönem yaşıyoruz. Yaşanan ekonomik ve sosyal sorunlar, adeta bir karabasan gibi üstümüze çöküyor. Günlük yaşam, halkın büyük çoğunluğu için giderek daha da ağırlaşıyor ve zorlaşıyor.
Bütün bu olumsuzluklara, hayatımızı doğrudan etkileyen iklim krizi ve çevre sorunları da eklenince; durum daha da çetrefilleşiyor. Pek çoğumuz için, günlük hayat giderek daha da çekilmez ve katlanılmaz hale geliyor!..
İklimsel sorunlar günlük hayatı olumsuz etkiliyor
Son dönemlerde günlük hayatımızı etkileyen olumsuzluklar içinde, iklim krizinin ortaya çıkardığı sorunlar başta geliyor. Bir yanda aşırı sıcaklık ve kuraklık yaşanırken, diğer yanda aniden sel ve su baskınları meydana geliyor.
Özellikle içinde bulunduğumuz yaz mevsiminde, aşırı sıcaklar hayatımızı tümden zorlaştırıyor. İnsanoğlu ne zaman ve nerede, hangi sorunla ve ne gibi bir tehlike ile karşılaşacağını bilemez hale geliyor. Susuzluk ve kuraklık tehlikesi alabildiğine tırmanıyor.
İklim krizi, tarımı ve gıda üretimini zorlaştırıyor
İklim krizi ve kuraklık tehlikesi, tarımsal üretim için yaşamsal derecede önem taşıyan yeraltı su kaynaklarını azaltıyor / daraltıyor. Tarımsal sulama her geçen gün daha da zorlaşıyor ve maliyetli hale geliyor. İklim krizi ve tarımsal alanda yaşanan zorluklar, gıda üretimini olumsuz etkiliyor.
Bütün bu sıkıntılar tarımsal üretimi zorlaştırırken, aynı zamanda gıdayı daha da maliyetli ve pahalı hale getiriyor. Üreticilerin yanı sıra tüketiciler de bu gelişmelerden olumsuz etkileniyorlar. Artık gıdaya özellikle de sağlıklı gıdaya erişim, daha da zorlaşıyor.
Doğa ve çevre sorunsalı önem kazanıyor
Son dönemlerde ardı ardına yaşanan koronavirüs salgını ve deprem felaketi gibi hayatımızı doğrudan etkileyen olumsuzluklar, sağlıklı yaşamın ve gıdanın önemini çarpıcı biçimde ortaya koydu. Bu durum, ister istemez, doğanın, toprağın, ağacın, ormanın, yaşam alanlarının savunulması ve tarım arazilerinin korunması meselesini, yaşamsal ve güncel bir görev olarak önümüze getirdi.
Bütün bu gelişmeler, doğa ve çevre sorunsalını, ister istemez günlük yaşamın ve toplumsal hayatın başat gündemi haline getiriyor. Tabii siyaset dünyasının bu gelişmenin ne denli ayırdında olduğu ve üstüne düşenleri yapıp yapmadığı ise, ayrı bir tartışma konusudur. Siyasetin ve siyasetçilerin, bu konulardan ve mücadelelerden önemli dersler çıkarması gerektiğini düşünüyoruz.
İklim-çevre-gıda üretimi ve erişimi, siyasetin temel meselesi
Yaşananların ışığında, ülkemizde, tarımımızı, toprağımızı, ormanımızı, ağacımızı ve yerli tohumumuzu savunanların sesine daha çok kulak verilmelidir. Termik santral açmak, maden aramak ve çıkarmak, çevreye zararlı tesis kurmak, bina yapmak amacıyla tarımsal alanların ve ormanların yok edilmesine izin verilmemelidir.
Bu konularda çevrecilerin, tarımcıların ve üreticilerin verdikleri saygın uğraşılar, içtenlikle ve yürekten desteklenmelidir. Merkezi idare, yerel yönetimler, siyasal partiler, en başta da ana muhalefet CHP olmak üzere muhalefet partileri, bu konulara gereken ilgiyi ve duyarlılığı göstermelidir. Doğayı, çevreyi, toprağı, ağacı, ormanı ve ekolojik yaşamı savunma mücadelesi, tüm kesimler tarafından ortaklaşa ve etkin biçimde sahiplenilmelidir.
Akbelen örneğinin anlattıkları ve gösterdikleri
Çevre mücadelelerinde son dönemde ilginç ve etkin örnekler yaşandı, yaşanıyor. Kazdağları, Artvin – Cerattepe, Rize – İkizdere örneklerine, son günlerde Muğla / Milas – İkizköy örneği eklendi. Termik santraller için kömür çıkarılması amacıyla, Akbelen ormanlarının yok edilmesine karşı çıkan Milas köylerinin yurtsever insanları ve çevreciler direndiler, direniyorlar.
Onların haklı direnişine, çevre ve yaşam savunucuları da destek veriyorlar. Akbelen örneğinde bir kez daha ağacı, ormanı, toprağı ve yaşam alanlarını savunmanın önemi ortaya çıkıyor. Aslında bu konunun yalnızca o yörede yaşayanların ya da bir grup duyarlı çevrecinin işi olmadığı, tüm ülkeyi ve halkı ilgilendirdiği gerçeği ile bir kez daha yüz yüze geliyoruz.
Doğayı ve çevreyi savunmak, hayatı savunmaktır!
Unutulmamalıdır ki doğayı ve çevreyi savunmak, aynı zamanda hayatı savunmaktır. Akbelen köylüleri yalnızca kendi köylerini ve yaşam alanlarını savunmakla kalmıyorlar, aynı zamanda ülkemizin ve halkımızın değerlerini / kazanımlarını savunuyorlar. Bu bağlamda da bütün Türkiye’ye, tam anlamıyla örnek bir yurtseverlik dersi veriyorlar.
Biz de yürekten desteklediğimiz onların bu haklı ve örnek mücadelesini, büyük ozanımız Nâzım Hikmet’in o unutulmaz dizeleriyle selamlıyoruz:
“Acayipleşti havalar, / bir güneş, bir yağmur, bir kar. / Atom bombası denemelerinden diyorlar. / Stronsium 90 yağıyormuş / ota, süte, ete / umuda, hürriyete / kapısını çaldığımız büyük hasrete. / Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm. / Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz, / Ya dünyamıza inecek ölüm.”
Mehmet Şakir Örs




