Medusa, Hekate ve Pan..
Ne ki bunlar diyeceksiniz? 4.Mitoloji Film Haftası’nın Bursa Osmangazi ayağında konuşmacıların bana hediye ettiği kitapların isimleri..
Peki bu kitaplar bize ne mesaj veriyor?
Özlem Ertan’ın “Medusa”sı mitin, travmanın ve dönüşümün hikâyesi..Ertan arkeolojiden gelen gözlem gücünü psikomitolojinin çözümleyici derinliğiyle buluşturuyor ve Medusa’ya yeniden bakmamızı sağlıyor. Canavar anlatısından koruyucu bir simgeye, bir yarılmadan çok bir dönüşüme odaklanıyor. İstanbul’un görsel hafızasını ve Jung’un kavramlarını yan yana getiren kitap bittiğinde ise Medusa uzakta bir masal kahramanı olmaktan öteye geçiyor ve şehri adımlarken, bir film izlerken ve bazen aynaya baktığımızda bize eşlik ediyor.
Ertan “ Kendimi bildiğimden beri antik kentlerde bulunmak beni çok mutlu ettiği için Medusa ile tanışmam da çocukluk dönemime tekabül ediyor. Malum Medusa hemen hemen tüm antik kentlerde karşımıza çıkan, sureti koruyucu bir tılsım olarak tapınakların, önemli yapıların ve lahitlerin üzerine işlenmiş mitolojik bir figür. Onun yaralı kadınlığın ifadesi olan öyküsü, dönüşümü ve yeniden doğuşu beni her daim derin düşüncelere sevk etti. Ancak Medusa öyküsünün arka planını, Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’la ve psikomitolojiyle tanıştıktan sonra tam anlamıyla idrak ettiğimi söyleyebilirim. Medusa insanlığın ortak bilinçdışında, ki Jung buna “Kolektif Bilinçdışı” der, yer alan bir arketip. İçimizdeki yaralı, ötelenmiş, taşlaşmış ve tam da bu yüzden taşlaştıran bir dişil taraf. Yani Medusa sadece eski anlatıların bir unsuru değil, tüm mitolojik karakterler gibi insanlık deneyimlerinin bir parçası.”diyor.
Özlem Ertan’ın ‘Hekate’ kitabı, ayakta kalan tek tapınağı Muğla’nın Yatağan ilçesindeki Lagina’da bulunan Anadolu tanrıçası Hekate’yı farklı bir bakış açısıyla ele alıyor. Kökleri Antik Yunan öncesine uzanan ve Anadolu’ya ait bir değer olan Hekate’yi hem yazılı hem de arkeolojik verilerin ışığında herkesin anlayabileceği bir dille anlatan Ertan, Hekate’nin tıpkı diğer mitolojik tanrı ve tanrıçalar gibi insan davranışlarında yaşayan ölümsüz bir arketip olduğunu da vurguluyor.
Hekate’nin ilk başlarda kapsayıcı bir ana tanrıça olduğunu ancak ataerkil Yunan kültürünün Anadolu’da hakim olmasından sonra dışlanıp cadılık ve büyücülükle özdeşleştirildiğini yazan Ertan, Hekate’nin tek başına ayakta duran, sırtını bir erkeğe yaslamayan ve tam da bu yüzden ötelenen kadınların mitolojideki temsilcisi olduğunu anlatıyor. Kitabında, Hekate’nin en büyük Yunan tanrısı Zeus’un karısı ya da kızı olmadığını, bekar ve çocuksuz olduğunu ifade eden yazar, tam da bu yüzden Hekate’nin ataerkil Yunan toplumunda karanlıkla, ölümle, cadılıkla özdeşleştirildiğini ifade ediyor. Orta Çağ Avrupa’sındaki cadı avlarına da değinen yazar, cadılık suçlamasıyla yüz yüze gelip katledilen kadınların doğayla iç içe yaşayan, eski Pagan geleneklerini sürdüren ve bundan dolayı kilisenin kendisine karşı bir tehdit olarak gördüğü kadınlar olduğunu da belirtiyor. Hekate kitabında tanrıçanın mitolojideki yeri, zaman içinde geçirdiği değişim, sembolleri, günümüzdeki etkileri, İstanbul tarihi bakımından önemi, cadılıkla ilişkisi ve modern paganizmde kapsadığı yer de irdeleniyor.
Ve Pan.. Birçok insan sembollerle karşılaşır ancak sembollerin altındaki derin anlamları keşfetmek için çok az insan bu yolculuğa çıkar. Efe Elmas bir gıda mühendisi ancak sembolleri, mitolojiyı ve bilinç dışının gizemli dünyasını anlatan bir araştırmacı yazar..Pan da onun eseri..
“Kendimi bildim bileli tüm okumalarım dinler tarihi, mitoloji, sembolizm, şamanizm, ezoterizm ve paganizm gibi konulardı. Mühendislik çok şey kattı elbette sistematik düşünmeyi, bilimsel yaklaşımı kazandırdı. Bir kırılma anıyla birlikte akademik kariyeri bıraktım ne yapacağımı bilmeden ve spontane bir şekilde bana söyleşi teklifleri gelmeye başladı. Bunun temel sebeplerinden biri yıllardır okuduklarımı zaten çeşitli dergilerde yazıyor olmamdı. Ve ben kendimi mitoloji, semboller, masallar, rüyalar konusunda eğitimler verirken buldum. “Kadim Lisan” diye bir oluşum kurdum ve hem online hem Alsancak İzmir’deki mekanımda eğitimler vermeye devam ediyorum. Yıllar önce böyle ilginç bir kariyerim olacağı söylenseydi inanmazdım” diyor Elmas.
Pan doğurganlığın, iç güdülerin, doğanın ve sihrin efendisi.. En derin arzularımızda , doğayla kurduğumuz o büyülü bağda, içsel korkularımızda, içimizdeki neşede ve hilebazlıkta hala yaşıyor.
Yüce Tanrı Pan’ın çağımız insanına söyleyeceği çok şey var !
Erkan Sevinç




