Savaşın teknolojisi var, peki barışın?

Savaş teknolojisi deyince zihnimizde hemen bazı görüntüler belirir: dronlar, füzeler, denizaltılar, savaş uçakları, tanklar, radarlar… Bunların hepsi insanlığın çok eski bir soruya verdiği modern cevaplardır: “Karşı tarafı nasıl durdururum, nasıl korkuturum, nasıl etkisiz hale getiririm, nasıl yenerim?”

Bu nedenle savaş teknolojisini sadece “silah” olarak düşünmek eksik kalır. Savaş teknolojisi, bir tarafın başka bir tarafa karşı güç kazanmasını sağlayan her türlü araçtır. Bazen bu araç bir füzedir. Bazen bir uydu sistemidir. Bazen bir şifre kırma yazılımıdır. Bazen de cephedeki askere doğru bilgiyi en hızlı şekilde ulaştıran iletişim ağıdır.

Kısacası savaş teknolojisi, çatışma ortamında üstünlük kurmaya yarayan teknolojidir. Amacı saldırmak olabilir, savunmak olabilir, caydırmak olabilir, izlemek olabilir, yönlendirmek olabilir. Ama merkezinde hep aynı fikir vardır: güç.

Peki bunun karşısına “barış teknolojisi” diye bir kavram koyabilir miyiz?

Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan makaleye göre koyabiliriz. Hatta koymalıyız.

Çünkü barış sadece savaşın yokluğu değildir. Barış, insanların birbirine daha az korkuyla, daha az öfkeyle, daha az şüpheyle bakabildiği bir yaşam düzenidir. Barış; güven, adalet, iletişim, saygı ve ortak gelecek duygusu ister. Bunlar kendiliğinden oluşmaz. Nasıl savaş için yıllardır teknoloji geliştiriyorsak, barış için de teknoloji geliştirebiliriz.

Peki barış teknolojisini nasıl tanımlayabiliriz? Aklımıza gelen tanımlardan biri şöyle:

“Barış teknolojisi; insanlar, toplumlar veya ülkeler arasındaki güveni, anlayışı, işbirliğini, adaleti ve huzurlu birlikte yaşamı artıran teknolojidir.”

Savaş teknolojisi çoğu zaman şu soruyu sorar: “Karşımdakinden nasıl daha güçlü olurum?

Barış teknolojisi ise başka bir soru sorar: “Karşımdaki insanın düşmanım olmasını nasıl engellerim?” veya “Karşımdaki insanı nasıl dost olarak kazanırım?”.

Bu iki yaklaşım arasındaki fark, insanlık tarihindeki en önemli farklarından biridir.

Geleceğin en tehlikeli savaş alanlarından biri muhtemelen “gerçeklik” olacak. Sahte videolar, sahte ses kayıtları, montaj görüntüler, uydurma belgeler ve yapay zekâ ile üretilmiş yalan haberler toplumları çabucak birbirine düşürebilir.

Bir liderin söylemediği bir sözü söylediği gösterilebilir. Bir askerin yapmadığı bir şeyi yaptığı iddia edilebilir. Bir topluluğu hedef gösteren sahte bir video insanları sokağa dökebilir.

Bu yüzden deepfake tespiti, içerik doğrulama, güvenilir dijital imza, kaynak takip sistemleri ve hızlı teyit platformları geleceğin en önemli barış teknolojileri arasında yer alacak.

Çünkü barış için önce ortak bir gerçeklik gerekir. Herkes kendi yalan evreninde yaşıyorsa, konuşmak da anlaşmak da mümkün olmaz. İyi haber şu ki bu konuda şimdiden önemli gelişmeler yaşanıyor. C2PA, Google SynthID ve TrueMedia. org gibi kurumlar ve teknolojiler, bu sorunlara çözüm bulmaya çalışıyor. Yine de tüm bunlar henüz emekleme aşamasında; ama oldukça ilginç ve önemli bir alan.

İnsanlığın asıl ihtiyacı, barış teknolojilerini savaş teknolojileri kadar ciddiye almaktır. Çünkü muhtemelen geleceğin dünyasında sadece güçlü ülkeler değil, güven üretebilen ülkeler başarılı olacak. Sadece savunma sanayii gelişmiş toplumlar değil, insanlarını birbirine düşürmeden yaşatabilen toplumlar ayakta kalacak.

Savaş teknolojisi korkuyu yönetir.

Barış teknolojisi güveni inşa eder.

Ve güven, insanlığın en stratejik kaynağıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu