Başka bir tarım mümkün
Kimyasal ağırlıklı tarım pratiklerinin toprakta yarattığı tahribat, iklim krizi, gelir adaletsizliği ve savaşlar; tarımda daha bütünleşik, planlı, doğa ve halk dostu tarımcılığı zorunlu kılıyor. Kıtlık riski ise ancak planlı ve sürdürebilir, yarını da öngören tarım politikaları ile mümkün. Konuya ilişkin çalışmalar, daha iyi arazi yönetimi pratikleri ile ekin alanlarındaki karbon depolama oranının artarak yıllık 2 milyar tona yakın karbona ulaşmasının sağlanabileceğini söylüyor.
Doğru politikalarla toprağın karbon tutma potansiyelini daha da artırmak mümkün. Karbonun toprakta tutunması, aynı zamanda atmosfere salınan karbonun da azalması demek. Sürdürülebilirlik kavramının mevcut egemen sınıfların elinde içi boşaltılmış bir pazarlama sloganına dönüştüğünü anımsatan Çukurova Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim üyesi Dr.Burak Öztornacı, bu kavramı halkçı, cumhuriyetçi bir bakış açısıyla da tanımlamanın mümkün olduğuna dikkat çekti.
Sürdürülebilir tarımın yalnızca toprağın kimyasını korumak ve ekolojik dengeyi korur gibi yapmaktan ibaret olmadığını belirten Öztornacı, “Aynı zamanda toprağa işleyenin emeğini sömürmeden, mülkiyet ilişkilerini kökten değiştirerek, doğayı bir meta olarak görmeden yaşamın kaynağını yeniden tanımlayabiliriz” dedi.
Sürdürülebilir tarımın gelecek nesillere kaynak bırakmak ekseninde değerlendirmenin de eksik olacağını belirten Öztornacı, “Sürdürülebilir tarım, üretici güçlerin doğayla uyumlu bir şekilde kâr hırsı gütmeden tarımsal üretim yapmasıdır. Toprağın, suyun, tohumun üzerindeki özel mülkiyet prangasının kırılıp atılmasıdır” ifadelerini kullandı.
Toprağın, onu üreten üreticilerin kolektif aidiyetinde olmasının sürdürülebilirlik açısından adeta ilk koşul olduğunu söyleyen Öztornacı, “Toprağın büyük şirketlerin, büyük holdinglerin, rant peşindeki kimi şahısların elinde giderek artan bir meta haline dönüşmesi ve bu bağlamda sürdürülebilirliği tanımlamaya çalışmak boş bir çabadır” uyarısında bulundu.
“Aşırı kimyasal kullanımını azaltmaya çalışmak”, “Yeraltı sularını vahşice tüketilmesini engellemek”, “Toprağın can damarlarının kurutulmasını engellemek” gibi girişimlerin ancak kâr hırsından arındırılmış bir anlayışla mümkün olunabileceğine dikkat çekti.
Sürdürülebilirliğin ulusal düzeyde planlı ekonomiyle başlayacağını belirten Burak Öztornacı, “Üretimin işte bir avuç büyük çiftçinin ve şirketleşmiş büyük sermayedarların yönlendirmesiyle piyasa tekelleşmesiyle sağlanabileceğini düşünmek; konunun sosyolojik ve ekolojik boyutunu görmezden gelmek anlamı taşıyacaktır” tespitinde bulundu.
Bunun yolunun, üreticilerin örgütlü bir şekilde bir arada hareket etmesi ve merkezi bir planlama çerçevesinde kooperatifleşmeden geçtiğini aktaran Öztornacı, “Bu, sürdürülebilir bir ekonomi ile sürdürülebilir bir ekolojinin bir arada bulunmasını sağlayacak formüldür. Tarımda sürdürülebilirlik sadece ekolojik bir yaklaşım değil, ekonomik bir yaklaşım da olmak zorundadır. Lakin üretimin sürekliliği yalnızca ekolojik bir mevzu değil, ekonomik bir mevzudur da aynı zamanda” dedi.


