Köylerde Rönesans
Yaptığımız işin adına KÖYLERDE RÖNESANS demiştik. 19 Ekim 2002’de Bergama’nın Hacıhamzalar köyünde açtığımız kütüphane ile ‘Kitabın Kırsala Yolculuğu ‘nu başlatmıştık canım annemle. Köyün çocukları artık bundan böyle Orhan Kemal ile, Sabahattin Ali ile, Dostoyevski ve daha niceleri ile tanışmış olacaklar, kimbilir ileride belki de onlardan biri olmaya çalışacaklardı.Çocukları, gençleri mutlu ettiğimiz gibi biz de mutlu olmuştuk bu kitap-insan buluşmasından. Hele hele hemen ardından açtığımız ikinci, üçüncü, beşinci… kütüphanelerden sonra mutluluğumuza diyecek yoktu.
Sıkıntılar da yaşamadık değil…
En can sıkıcı olanlarını 2018 – 2019 yılında yaşadık.
Karşıyaka/ Demirköprü’de Karşıyaka Belediyesi ile ortaklaşa sürdürdüğümüz semtlere kitaplık kurma projesi kapsamında açtığımız “Avram Ventura Kitaplığı” şiddetli yağmur sonucunda çok zarar gördü ve kitaplık kaldırıldı.
20 Haziran 2016’da Bergama’nın Tepeköy’ünde kültür merkezi açmıştık. İstanbul, İzmir, Ayvalık ve Burhaniye’den gelen konuklarla… Merkezde de Aziz Nesin Çocuk Kütüphanesi, Öner Yağcı Edebiyat Tarihi Kütüphanesi ve Feyza Hepçilingirler- Rasime Şeyh Aydınlanma Evi bulunuyordu. Bu proje, o günlerin belediye başkanı sayın Mehmet Gönenç ile ortaklaşa gerçekleştirdiğimiz bir kültür projesiydi.
Yerel seçimler sonunda muhtar değişince ve yeni muhtar kültür merkezini kapatacağını/ binayı başka bir amaçla kullanacağını söyleyince derin bir sarsıntı yaşadım. Çok ilginç bir tabloyla karşı karşıyaydım çünkü. Tüm muhtarlar köylerine bir kütüphane açılmasını isterken üniversite mezunu olduğunu söyleyen yeni muhtar, ilçe merkezinde bile bulunmayan böylesine bir kültür merkezini istemiyordu. Köylü de muhtarın bu kararına herhangi bir tepki göstermeyince ben ne yapabilirdim ki! Başımı öne eğip arayışa girdim.
Muhtarın belli ki bizim bilmediğimiz bir düşüncesi vardı.
Karşıyaka Belediyesi danışmanlarından bir arkadaşın aracılığıyla Çiğli Belediyesi’nde görevli bir yetkiliyle tanıştım. Söz konusu kişiyle Tepeköy Kültür Merkezi’ni ziyaret ettik. Ortamı gördü/ beğendi ve buradaki kültür varlıkları için Çiğli’deki Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde yer alan 150 metrekarelik salonu tahsis edebileceklerini söyledi. Birlikte oraya da gittik ve kararımızı verdik: Tepeköy’ü Çiğli’ye taşıyacaktık.
Nitekim 10 Ağustos 2019’da Tepeköy’deki rafları, camlı dolapları, 4255 kitabı, yüzlerce aydınlanma evi eşyalarını ve objeleri Çiğli’ye taşıdık.
Sıra geldi açılışı beklemeye. Safça bir yaklaşımla açılışın çok gecikmeksizin yapılacağını düşünüyordum. Olmadı. Aradan aylar geçti. Toplam 4255 kitabımız aylarca kolilerde bekledi. Bir de skandal yaşadık bu arada. Ziyarete gittiğim bir gün koskoca binanın elektriğinin bağlı olmadığını, hatta ruhsatının bile bulunmadığını söyledi sayın yetkili. Demek ki o da önceden bilmiyordu bu durumu.
Neredeyse bir yıl sonra, 2020 Temmuz’unda Çiğli Belediyesi’nden bir telefon geldi: ”Hocam kütüphaneyi açmıyoruz. Eşyalarınızı alabilirsiniz.”
Varın, yaşadığım ruhsal çöküntüyü siz düşünün…
Oysa başkan, Bergamalı bir öğretmen arkadaşımın oğlu diye ne kadar da umutluydum Çiğli’den… Bu can sıkıcı konuya biraz sonra daha geniş yer vereceğim. Sözün burasında kütüphanecilik çalışmalarımızın tarihçesini anlatmakta yarar görüyorum. Sürecin akışını paylaşmazsam çerçeve tam olarak çizilmemiş olur çünkü.
***
İlk olarak 19 Ekim 2002’de, Bergama’nın Hacıhamzalar köyünde 3 bin 600 kitaplık bir kütüphane açarak sıvadık kollarımızı. Dönemin vali yardımcısı, kaymakamı, il milli eğitim müdürü, ilçe milli eğitim müdürü, il ve ilçenin müdür yardımcıları ve çok sayıda kitapseverle ilk açılışımızı yaptık. Annemin söylediği türkü ve deyişler de açılışa renk kattı. Özgün Kozak yemekleri ve nefis tatlılarla açılışımız tam anlamıyla bir şölendi.
Açılışı duyan Karaveliler köyü muhtarının isteğiyle ikinci kütüphanemizi 20 Aralık 2003’te aynı kadro ve aynı coşkuyla açtık. Hatta iki vali yardımcısı vardı bu kez.
Ardından Ayaskent belde başkanının isteğiyle ve daha geniş bir bürokrasi kadrosuyla, ayrıca İstanbul’dan gelen Koç ve Sabancı Üniversiteleri kütüphane müdürleri, TKD İstanbul şubesi yöneticileri, Goethe Enstitüsü müdürü, Yapı Kredi Bankası Yayınları yöneticisi gibi çok sayıda İstanbullu konukla Ayaskent açılışını 14 Mart 2004’te gerçekleştirdik. İyice çoğalan kitap sayısı umut verici, şiir dinletisi ise büyüleyiciydi.
Kısa süre sonra hukukçu- şair- yazar Yekta Güngör Özden’e ricada bulunduk ve Ankara’dan Bergama’ya gelmesini sağladık. Onunla birlikte 12 Haziran 2004’de Demircidere, Pınarköy, Narlıca ve Çamköy’de dört kütüphane birden açtık. Coşkuyu görmeliydiniz…
Olur şey değildi, bir günde dört kütüphane açmak!
Şairler ve yazarlar açılışlarda bizi yalnız bırakmıyordu. Birer ikişer şiir okuyarak annemin deyişlerine eşlik ediyorlardı. Bağlama/ gitar dinletileri ile açılışlara renk katıyorduk.
Açılışlara Bergama ve İzmir dışından da katılımlar oluyordu.
Aşağıkırıklar, Tırmanlar ve Göçbeyli açılışlarından sonra Bergamalıların gönlünde taht kurmuştuk. Dile kolay, bir anda 10 köy kütüphanesi… sesimiz- soluğumuz ülkenin dört bir köşesinde radyolarla/ televizyonlarla duyulur olmuştu. . TRT, CNN TÜRK, SKY TV, EGE TV gibi yayın kuruluşları bizimle program yapar olmuşlardı
2005-2007 yılları arasında Manisa topraklarındaydık. Sırasıyla; Bağyolu, Üçpınar, Maldan, Nuriye ve Koldere’de Bergama açılışlarını aratmayan coşkulu açılışlara imza attık. Şairler, yazarlar, vali yardımcıları, kaymakamlar ve çok sayıda kitapseverle… tabii ki türküler ve deyişlerle, şiir dinletileri, piyano ve gitar dinletileriyle… viyolonsel dinletili koldere açılışı Doğan Hızlan’ın Hürriyet’teki köşesinde yer aldı örneğin.
Bu arada Manisa valisi Refik Arslan Öztürk gibi bir bürokratla tanışıp giderek dost olmamız da bizim için büyük bir kazanç oldu. Önümüze çıkan her engelde bize uzattığı dost elini hiç unutmayacağız. Kendisini rahmetle, özlemle anıyoruz.
İstanbullu kütüphaneci dostlarımız artık bizi bırakmaz olmuşlardı. TKD İstanbul şubesi, Goethe Enstitüsü ve üniversite kütüphane müdürleri hiç üşenmeden Bergama ve Manisa topraklarında bizimle birlikte oluyorlardı.
- Kütüphanemizin Tire’nin Dallık köyündeki açılışını İEÜ ve DEÜ öğrencileriyle ortaklaşa gerçekleştirdik.
Bozyaka’daki ‘Celal’in Yeri’ adlı kahvede, Kilimtepe’deki ‘Damla Cafe’de, Bozyaka’daki ‘Arkadaş Cafe’ ve ‘Efsane Cafe’de, Limontepe’deki ‘Erenler Kıraathanesi’nde, Yeşilyurt’taki ‘Pekdemir İnternet Cafe’de, Karşıyaka’daki ‘Sahte Okey Oyun Salonu’nda büyük umutlarla birer kitaplık açtıysak da işyeri sahiplerinin değişmesi sonucu çabalarımız heba oldu.
‘Varoşlarda Rönesans’ adını vermiştik bu çabalarımıza. İtiraf edelim ki fiyaskoyla sonuçlandı. Harcadığımız enerji ve masraf boşa gitti.
Dört ay arayla Dikili’nin iki köyünde (Deliktaş ve Bademli’de) açtığımız kütüphanelerde de diğer açılışlardaki coşkuyu yaşadık.
26 Şubat 2009’da Buca’nın Karacaağaç köyünde, 3 Mart 2009’da İvrindi’nin Büyükyenice beldesinde , hemen bir hafta sonra 10 Mart 2009’da Torbalı’nın Yazıbaşı beldesinde açtığımız kütüphanelerle kitap ve kütüphane dünyasına sesimizi iyice duyurmuş olduk. Yazıbaşı’ndaki kütüphanemizi o günlerin izmir büyükşehir belediye başkanı Aziz Kocaoğlu açmış, omuz vermişti bize.
1 Nisan 2010’da Bolu’nun Karacasu beldesinde açtığımız kütüphane öyle ses getirdi ki hemen ardından Göynük ilçesi/ Ekinciler köyünden bir istek geldi. O günlerin şair ruhlu kaymakamı Cemal Yıldızer’e ne kadar teşekkür etsek azdır. Onunla dostluğumuz şimdi de sürüyor.
Bolu açılışları için bize yol göstericilik yapan ressam- gazeteci Fatma Marmara’ya ve eşi Yüksel Marmara’ya da teşekkürü borç biliyoruz.
Öğretmen Ünal Durmuş’un aracılığıyla annem ve eşimle Tokat’ın Almus ilçesi- Ataköy’ünde (Kızıldere) çok görkemli bir kütüphane açtık. Tarihler 7 mayıs 2011’i gösteriyordu ve o gün Ataköy’e kar yağıyordu. Açılışa istanbul’daki Ataköylü gençler de katılmışlardı. Belediye başkanı ve eşinin konukseverliği hiç aklımızdan çıkmadı, çıkmıyor.
31 ağustos 2012’de Aliağa’nın Hacıömerli köyünde, 23 Haziran 2013’te Kınık’ın Yayakent beldesindeki Çarşı Camisi’nde, 22 Ocak 2015’te Ayvalık’ın Bağyüzü, hemen ardından 15 Temmuz 2015’te aynı ilçenin Beşiktepe köylerinde açtığımız kütüphanelerden sonra yeniden Karşıyaka toprağına döndük.
Yalı ve Goncalar mahallesi muhtarlıklarında birer kütüphane açtık.
2016’nın Şubat ve Mart’ında Mehmet Atilla ve Avram Ventura adlarına birer kitaplık kurduk.
30 Mart 2016’da ise Karamanoğlu Mehmet Bey’in topraklarındaydık.
Karaman’ın Sarıveliler ilçesi Uğurlu köyünde… Sevgili Özcan Durmaz’ın yönlendirmesi ve öğretmen Ali Dokur’un isteğiyle… hem kütüphane hem aydınlanma evi… 4 bin kitaplı muhteşem bir kütüphane…
2017’nin Ocak ayında Bayraklı Belediyesi’nde 2 bini aşkın kitapla bir kütüphane ve aydınlanma evi kurduk. Aradan geçen kısa sürede kütüphane başka bir kültür merkezine taşınmış. Bizim kitaplar da ‘Emekli Öğretmen Şehabettin Okudurlar Semt Kütüphanesi’nin raflarına taşınmış. Çalışan görevlinin bile tuhafına giden bu durumu başkana söylese miydik acaba? 2 bini aşkın kitabımız şimdi Şehabettin hocamızın kitaplarından mı sayılıyor yani? Tek söz etmedik. Mahcup etmek istemedik birilerini.
27 Ocak 2017’de Türkiye Yazarlar Sendikası Antakya (Hatay) temsilciliği öncülüğüyle Antakya’da Rasime Şeyhoğlu Aydınlanma Evi’ni Antakyalı şair ve yazar arkadaşlarla açtık. Büyük deprem sonrası ne oldu diye telefon açmaya cesaret edemedim. “bina yerle bir oldu hocam,” sözünü işitmemek için.
8 Eylül 2017’de Muğla ili, Milas ilçesi Ören beldesinde açtığımız kütüphane ve aydınlanma eviyle yıllar öncesinde eğitim enstitüsünü okuduğum Muğla toğraklarına sanki yeniden dönüş yapmış gibi oldum.
14 ocak 2018’de ise ilk yurtdışı kütüphanemizi açtık.
Belçika topraklarındaki dostlar tarafından davet edilip söyleşi/ konferans için Charleroı, Liege ve Limburg’a gidip geldiğim oluyordu. Bir toplantıda “neden bize de kütüphane kurmuyorsun?” denilince 14 Ocak 2018’de 2050 kitapla Charleroı’daki dostları da Türk Edebiyatı’nın seçkin şair ve yazarlarlarıyla buluşturmuş olduk. Kitapların Charleroı’ya ulaşması konusunda bize omuz veren o günlerin Bergama Belediye Başkanı Mehmet Gönenç’e ne kadar teşekkür etsek azdır.
Paris’te yaşayan yazarımız Nedim Gürsel ile Berlin’de yaşayan şair Gültekin Emre’nin bu kütüphanemizi görmesini çok arzu ediyoruz.
2020’den itibaren CHP il ve ilçe örgütlerinde kütüphaneler kurarak yürüyüşümüzü daha farklı bir doğrultuda sürdürmeye karar verdik. 31 Ağustos 2020’de Bergama CHP İlçe örgütünde, 7 Ocak 2022’de Manisa İl örgütünde, 14 Şubat 2022’de İzmir İl örgütünde, 5 Ağustos 2022’de Ödemiş İlçe örgütünde, 24 Aralık 2022’de Demirci İlçe örgütünde, 29 Aralık 2023’te Bayındır İlçe örgütünde görkemli açılışlara imza attık.
İzmir İl başkanlığındaki kütüphanemizi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki İzmir valilerinden Kemal Nehrozoğlu açtı. O günlerin CHP İl başkanı Deniz Yücel’e teşekkür borçluyuz. Bu kütüphanemiz, özel mi özel bir kütüphanedir. İkinci el kitap yoktur örneğin…
Keşke CHP Genel Merkezi evet dese de tüm il ve ilçe örgütlerinde birer kütüphane açsak… özellikle de Hakkari, Mardin, Batman, Adıyaman gibi illerde…
*
1 Eylül 2021 Dünya Barış Günü’nde Karşıyaka/Demirköprü’de annemin ve Prof.Dr. Veli Lök’ün adını taşıyan kütüphanemizi açtık. Kalabalık bir hekim ordusuyla… belediye bir jest yapıp kütüphanenin önüne bir de Veli Lök’ün büstünü dikti.
26 Mart 2022’de annemle Urfalı öğretmen arkadaşım A.Şeref Gündüz’ün adını taşıyan kütüphanemizi Balçova’da Ege Bölgesi Şanlıurfa Kültür ve Dayanışma Derneği’nde açtık.
23 Mart 2023’te İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in arzusuyla Kemeraltı’ndaki ‘Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği’nde 57. Kütüphanemizi açtık. İzmir Büyükşehir Belediye bürokrasisi, Kemeraltı esnafı ve basın mensuplarıyla…
Yine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in yönlendirmesi/ricasıyla Osmaniye ili Yarbaşı beldesinde 29 Ekim 2023’te 58. Kütüphanemizi açtık.
- Kütüphanemiz ile 12. Aydınlanma evimiz Manisa’nın Turgutlu ilçesinde Atatürk Kültür Merkezi’nde ‘Vali Refik Arslan Öztürk- Rasime Şeyhoğlu Aydınlanma Evi ve kütüphanesi’ adıyla açıldı. Açılışta yaşadığımız güzellik ise Kemal Nehrozoğlu, Yekta Güngör Özden ve Öcal Uluç ile yapılan telefon görüşmeleriydi. Coşkumuza onlar da ortak olmuştu.
- Kütüphanemiz ve 13. Aydınlanma evimizi 26 Eylül Dil Bayramı’nda Karşıyaka/ Bostanlı’daki Çatı Bostanlı’da açtık. Hidayet Karakuş, Öcal Uluç, Kemal Anadol, Behçet Yavuz ve önceki il kültür ve turizm müdürü Murat Karaçanta’nın konuşmalarıyla… pırıl pırıl kitaplarla açtığımız kütüphanenin adı, kültür müdürlüğünün isteğiyle ‘kitaplık’ olarak değişti. Buradaki tabelayı bir görmelisiniz! Okunmamak için özel bir maddeden yapılmış adeta.
Çok özenerek aldığımız 2 bine yakın kitap bulunuyor burada.
Bu arada 2024’ün son günlerinde Mavişehir Mahallesi Muhtarlığı, Konak Mahallesi Muhtarlığı ve Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği başkanlığı olarak yapılan bir açıklama bizim adımıza gurur vericiydi: “ilimiz, bölgemiz ve yurt çapında açtıkları kütüphanelerle özel kütüphanecilik alanında bir ‘ilk’ olan rasime- Recai Şeyhoğlu Kütüphaneler Zinciri’nin 19 Ekim 2002’den bu yana biri Belçika’da olmak üzere ülkemiz genelinde toplam 61 kütüphane ve 13 Rasime Şeyhoğlu Aydınlanma Evi açarak ülkemiz kültür yaşamına olan katkılarını yıllardır izliyoruz. 2025’te açılacak olan kütüphanelerin açılışlarında bulunmaktan ziyade bu zincirin paydaşı olmak için elimizden geleni yapacağımızı izmirlilerin de bilmesini istiyoruz. Zincire kitap bağışında bulunmak için de elimizden geleni yapacağız.”
FİLMİ GERİYE SARARSAK..
12 Haziran 2004’te Yekta Güngör Özden’in açtığı Pınarköy’deki kütüphanemize Bilgi Üniversitesi kitaplar göndermişti. Toktamış Ateş de… Özenle onları raflara yerleştirmiş, kütüphaneyi de gelinlik kıza çevirmiştik. Öğretmen ve öğrenci sayısının çokluğu nedeniyle iyi çalışacağını düşünüyorduk.
Bir sonbahar günü annemle kimseye haber vermeden sabah sabah köye gelmiş, okul bahçesinde öğretmenleri ve öğrencileri beklemekteydik. Arkadaşları da şaşırtmıştık yanılmıyorsam. Müdür Bey gelince bir saat kadar derslere de girmiş, öğrencilerle kaynaşmaya çalışmıştık. Muhtara haber saldık ve doğruca kütüphaneye gittik.
Bir gün önce köyde düğün varmış. Kütüphanede de bazı konuklar mı ağırlanmış ne! Manzara iç açıcı değildi. Oysa köyün köprüsü çöktüğünde bir gazetede haberini yapmıştım. İl genel meclisi üyesi arkadaşımın özel çabasıyla köprünün onarımını da sağladığımızdan muhtarın kütüphaneyle daha fazla ilgileneceğini tahmin ediyordum. Muhtar da gelmemişti o gün yanımıza. Mahcup olmuştu yalım.
Bir gün öğrendim ki kütüphanemiz bakkal dükkânı olmuş.
*
Manisa’nın Üçpınar beldesindeki 5 bin kitaplı kütüphanemiz ise soyulmuş. Roman ve öykü cennetine çevirmiştik orayı. Televizyoncu bir arkadaşın çağrısı üzerine fırlayıp gittim Üçpınar’a. Gördüğüm manzara mı? Sadece ansiklopediler kalmış.
Fahrettin Koyuncu’dan öğreniyorum ki onları da mahallenin okuluna taşımışlar. Bu hırsızlığı o günlerin belde başkanı Yasin Halat’la konuşmak istediysem de vazgeçtim. Köylü işin arkasını arayıp sormuyorsa benim çabam neye yarardı ki…
Öğreniyorum ki Sarıgöl’ün Tırazlar köyündeki kütüphanemiz de açılmaz olmuş. Oysa belediye başkanı, kaymakam, öğretmenler, köylüler ve Sarıgöl’ün kitapseverleriyle birlikte açmıştık o güzelim kütüphaneyi.
Kınık’ın Çarşı Camisi’nde açtığımız kütüphanemizin tabelası kaldırılmış. İmama sorup öğreneyim dediysem de ikna edici bir yanıt alamadım. Sorun kaymakamdan mı, müftüden mi, yoksa imamdan mı kaynaklanıyordu, üstüne düşmedim. Kütüphane çocuklarla dolup taşıyormuş, o fotoğrafları gördüm ya, yeterdi bu bana.
Aşağıkırıklar’da da tabela konusu yaşadık.
Köyden bir tanıdık kişi, kütüphane tabelasının yerinde olmadığını/ haberimin olup olmadığını söyledi.
Muhtarla konuştum. Bilginin doğru olduğunu ama sebebini bilmediğini söyleyince Kemeraltı’ndaki iş yaptığım ajansa yenisini ısmarladım.
Hazırlanınca, sabahın erken saati bir günde muhtara telefon açıp köye geliyor olduğumu söyledim ve tabelayı teslim ettim.
Eski tabelanın neden yok olduğunu da sormaya gerek duymadım hiç.
Kemalpaşa’nın Yukarıkızılca’sında açtığımız ve 4 bini aşkın kitabı barındıran kütüphanemizin üstünden ise Moğol ordusu geçmiş gibiydi. Tek bir kitap bile kalmadığı gibi raflar da yok olmuştu. Binanın içi ise taş ve pislik doluydu. Geriye kalan sadece tabelamızdı. Öğrendim ki önüne gelen kitapları poşete ve çuvala doldurup götürmüş. Tesellim şu; hiç olmazsa kitaplar köydekileri aydınlatacak(!)
Adnan Gündüz arkadaşımla Anamur’un bir köyünde açılacak kütüphane için 1000’in üstünde kitap göndermiştik. Anamurlu bir kamyon sahibinin katkılarıyla… Şair Ferhat İşlek ricada bulunmuştu. Annemin de adının verileceğini söylemişti. Sonraki günlerde de kitap gönderecektim oraya. Sonuç mu? Kütüphane açılmış. Ama açılışta Ferhat İşlek bile dışlanmış. Gönderdiğimiz kitaplar mı? Akine köylüsüne bağışlamış olduk. Onların da geri gönderme gibi bir niyetleri olduğunu düşünmüyordum zaten.
Buna benzer bir olay da Aydın’da başımıza geldi. 2 bin kadar kitap teslim ettiğimiz muhtara bir de televizyon vermiştik. İzmir Ekonomi Üniversitesinin armağanı olarak… Sonuç: İl Kültür Müdürlüğü annemle ve benim adımızın tabelada bulunmasını istememiş. “Köyün adıyla açılacak,” demiş. Utana sıkıla durumu bana anlatan muhtara ne diyeydim ki… Umarım Bozdoğan’ın Olukbaşı (Biresse) köylülerinin işine yarıyordur bizim kitaplar.
BAŞA DÖNECEK OLURSAK…
20 Haziran 2016’da Bergama’nın Tepeköy’ünde açtığımız kütüphane ve aydınlanma evi (TEPEKÖY KÜLTÜR MERKEZİ) yerel seçimlerin ardından yeni muhtar tarafından istenmedi. Muhtar Mustafa Bey “Binayı başka bir amaçla kullanmak istiyorum binayı,” dedi.
Kültür merkezinin kapatılmasını isteyen bir muhtar! Ne diyeceğimi bilemiyorum doğrusu…
Daha sonra oradaki kitaplara ve eşyalara Çiğli Belediyesi talip oldu. Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde bir salonu kütüphane olarak düzenleyeceklerini söylediler. Belediyenin görevlendirdiği kişi ile birlikte gerekli planlamaları yaptık ve 10 Ağustos 2019’da Tepeköy’deki kitapları ve eşyaları Uğur Mumcu Kültür Merkezi binasına taşıdık. Anahtar da bu merkezin altındaki muhtarlık binasında bulunduğundan bir iki kez buraya gelip gitmişliğimiz oldu emekli albay Hasan Zeki arkadaşımla. İyiler iyisi, güzel insan muhtar Hıdır Işık ile de dost olduk bu arada.
Ne var ki haftalar, aylar geçiyor fakat bir türlü kitaplarımız okurla buluşmuyordu. Sanki oyalanıyor gibiydik. Nitekim bir yıl sonra kitaplarımız ve eşyalarımız binanın ruhsatlı olmadığı ve elektriğinin de bağlı olmadığı gerekçesiyle geri verildi. Tarih 8 Temmuz 2020’ydi. Telefonla ”Kararımızı verdik. Eşyalarınızı, bıraktığımız Uğur Mumcu Mahallesi Kültür Merkezinden alabilirsiniz.” dediler. Bize kalan ‘hüzün’ olmuştu yine.
Alaşehirli emekli albay Hasan Zeki Sungur aracılığıyla 4255 kitabımız ve aydınlanma evi eşyalarımız, Alaşehir Belediyesi Kültür Müdürü Erol Kacar’la kurulan iletişim sonrasında Çiğli’den Alaşehir Belediyesi’ne taşındı. 23 Eylül 2020’de… Şanssızlık burada da peşimizi bırakmadı. Albay emeklisi arkadaşım çok üstelese de kütüphane ve aydınlanma evinin açılışı burada da uzadıkça uzadı.
Emekli astsubay olan kültür müdürü arada bir telefon açıp bilgilendirmeye çalışıyorduysa da sonuç sıfıra sıfır elde sıfırdı. Bu arada kültür müdürüne Erol Toy’un Alaşehir doğumlu olduğunu anımsatıp Öner Yağcı adının yanı sıra onun da adının yaşatılması gereği önerisinde bulundum. Kabul etti.
Sonuca gelecek olursak… Kültür müdürünün bizi oyaladığını düşünmeye başladık ve CHP Manisa İl Başkanı olan Semih Balaban arkadaşımın kanalıyla 11 Ekim 2022’de Alaşehir Belediye Başkanı ile CHP Manisa İl Başkanlığında bir araya geldik. İşin çok uzadığını söylediğimde Başkan’ın verdiği yanıtı unutamıyorum: “Ben bu işi çook geç öğrendim hocam!”
Ve hemen gereğini yapıp başkan yardımcısı arkadaşını arayıp talimat verdi: “Kütüphane ve aydınlanma evi işini hızlandırın!”
İyi ki yüz yüze görüşüp konuşmuşum güleryüzlü başkan ile… 25 Ocak 2023’te açılışını yeniden yaptık ama aydınlanma evi eşyalarımızın yüzde 90’ı yoktu.
Nedenini Başkan’a sorduğumda “Diğer eşyalar burada yer olmadığı için depodaymış,” dedi. Daha sonra Başkan’ın Ankara’dan bana WhatsApp üzerinden ilettiği not şöyleydi: “Aydınlanma Evi için gönderdiğiniz malzemelerin bir kısmı yerimizin yetersiz olması sebebiyle kullanılamamış. Ancak depomuzda hâlâ mevcutmuş, bilginiz olsun.”
Sormasak, üzerine düşmesek bu yanıtı alamayacak ve eşyalarımızın akıbetini de öğrenemeyecektik. Şimdi o eşyalar ne zamana kadar depoda bekleyecek ya da bize geri verilecek, merakla bekliyoruz. Oysa kütüphane ve aydınlanma evi binası oldukça geniş. Pekala her bir eşya orada sergilenebilir. Çünkü biz bütün eşyaları içine alan raf ve dolapları da göndermiştik Alaşehir’e. Neden onlar burada sergilenmedi, neden yoklar, nerede Feyza Hepçilingirler’in plaketleri kibrit koleksiyonu, nerede gaz lambalarımız, nerede anneme aldığım kol saatleri ve masa saatleri, nerede dolmakalemlerimiz ve çakmaklarımız, daktilomuz, faks makinemiz, lükslerimiz, Urfa’dan yıllar önce aldığım ipek halı?
Başkan’a anlatmasam, bu yanıtı da almamış olacaktım. Hiç olmazsa ilgilenip ortaya çıkardı. Açılışta gözlerim çok merak ettiğim kültür müdürünü aradıysa da göremedim. Daha doğrusu yüzünü hiç görmediğim sayın kültür müdürüyle tanışmak istiyordum, olmadı. Hangi sebeple gelmedi acaba diye düşündüğüm kültür müdürü meğerse başkan yardımcısı olmuş. Açılış günü de bir başka işle ilgilendiğinden aramıza katılamamış.
Açılıştan bu yana iki yıl geçti. 2025’in 19 Mayıs’ına geldik. Hâlâ depodaki eşyalarımız aydınlanma evine taşınmadı. Madem taşınmayacak, bize alo deyip “Buradaki eşyalarınızı alın Recai Bey,” denmesi gerekmez mi? Onlar depoda çürümek üzere mi verildi size?
Bazı arkadaşlarımızın, “Belediyelerin kültür müdürlükleri neden bir kültür insanına verilmez de bir başçavuşa bırakılır?” sorusuna nasıl yanıt vermem gerektiğini hâlâ çözebilmiş değilim. Özellikle de Alaşehir’in kültür müdürü söz konusu olduğunda…
Depodaki eşyalarımız vitrinlerde yerini almıyor. Bize de “Depodaki fazla eşyalarınızı gelip alın,” denmiyor. Bunun sözlüklerdeki karşılığı ne oluyor dersiniz?
Annem için Selanik’ten, Sofya’dan ve Tiflis’ten aldığım kol saatlerini ve masa saatlerini Tepeköy’deki açılışta görüp de hayran kalan o günlerin Bergama Kaymakamı gözümün önüne geliyor. Karşılaştığımızda “Annemin o güzel saatleri yok oldu kaymakam bey,” dersem kimbilir o da ne kadar çok üzülecektir.
Çiğli ve Alaşehir, beni Hazreti Eyüp yaptı.
*
Mardin il merkezinde bir kütüphane açacaktık. 2 bin dolayında kitap göndermiştik müze müdürü Nihat Bey’e… Ne olduysa/neden olduysa Nihat Bey’in sürgünü çıkmış bir başka ile… Sonra da görevden alınmış. Bizim kitaplar mı? Dara’daki okullara dağıtılmış. Araya Müjde Tönbekici girse de yararı olmadı. Çok sıkıntı yaşayan Nihat Bey’i kınayamadık bile. O da utancından olsa gerek bir kez olsun alo demedi bize.
İki yıl kadar sonra öğrendim Müjde Hanım’dan. Mardin kent merkezinde restoran işletiyormuş Nihat Bey.
*
Manisa’nın Saruhanlı ilçesi Nuriye beldesinde 2006’nın 19 Mayıs’ında görkemli bir kütüphane açılışımız olmuştu. İstanbul’dan TKD yöneticileri katılmıştı o açılışımıza. Hidayet Karakuş da annemle birlikte kütüphane önüne Belediye Başkanı Hasan Karapehlivan’la birlikte Rıfat Ilgaz adına bir çınar fidanı dikmişti. Roman ve öykü kitaplarının ağırlıklı olduğu bir kütüphaneydi orası. İlçe merkezlerindeki kütüphanelerde bile o kadar çeşitlilik yoktur, inanın.
2023 Eylül sonları… “Saruhanlı Belediye Başkanı kütüphaneyi kapatacak, gelip kitaplarınızı alın.” Gelen telefon böyleydi.
Ne yapmalıydım sizce?
*
Olumsuzluk yaşadığımız köylerle/muhtarlarla ve bürokratlarla ilgili herhangi bir işlem yapmayı düşünmedik. Nasıl olsa o kitaplar, birilerine yarayacak/ belki de dünyasını değiştirecek. Umarım, o köylerin muhtarları ya da bürokratlar günün birinde Ingrid Bergman’ı tanırlar ve o bilinen sözüyle yüz yüze gelirler de bize hak verirler.
Kitaplarımıza el konulması, tabelamızın kaldırılması ya da kütüphanelerimizin yer değiştirilmesi… Biliyorum ki bunların hepsi, kitapsızlıktan/ okumamaktan ve kitabın ışığıyla aydınlanamamaktan…
*
Şanlıurfa serüvenimiz ise daha bir başka…
1978 yılında Urfa’da tanıştığım bir öğretmen arkadaşımın oğlundan gelmişti öneri. Urfa’da kütüphane ve aydınlanma evi kuralım ricasında bulunmuştu. İlgili kişilere o ulaşacaktı. Sevindim ve başladım çalışmaya. Kendisiyle 2022 Eylül’ünde İzmir Otogarı’ndan Urfa otobüsleriyle iki kez kitap ve aydınlanma evi eşyaları gönderdik. Kütüphane ve aydınlanma evi, annemin adıyla birlikte çok sevip saydığım bir devlet adamının adını taşıyacaktı.
Urfa, okuma yazma konusunda Türkiye’nin Mardin’den sonra gelen ikinci şehri ya… Açıldı açılacak beklentisiyle oyalandık da oyalandık. Sonuç: 10 Haziran 2024’e gönderdiğimiz her şey geri geldi. “Açamayacağız!” denildi. Koliler, 2022’de gönderdiğimiz kolilerdi. Soğuk-sıcak etkenler ve nakliye nedeniyle olsa gerek hepsinin ağzı burnu dağılmış vaziyetteydi. Ahşap kasa radyomuz ve dikiş makinesi de ağlar gibiydi. 1 yıl 7 ay sonra geri gelmişti gönderdiklerimiz.
Yaşadığımız sıkıntının tek tesellisi, nakliye masrafını üstlenmiş olan CHP Haliliye İlçe Başkanı Mehtap Rastgeldi Şakacı ile kurduğumuz abi-kardeş ilişkisi oldu. Artık Haliliye’de bir bacım var!
*
17 Aralık 2024’te Seferihisar’dan gelen telefon ise çok şaşırtıcıydı. Arayan, Seferihisar Belediyesinden Sosyolog Okşan Akşit’ti.
“Recai Bey, burada açmış olduğunuz Aydınlanma Köşesi’ni başka bir amaç için kullanacağız. Eşyalarınızı gelip alır mısınız, biz mi gönderelim?”
12 Haziran 2018’de o günlerin belediye başkanı Tunç Soyer ile açmıştık o muhteşem diyebileceğimiz aydınlanma köşesini. Tunç Bey, cam dolaplardaki eşyaları/objeleri gördüğünde “Bu kadarını beklemiyordum,” demiş ve övgüler yağdırmıştı.
Başkan’ın yanı sıra Gazeteci- Yazar Öcal Uluç, Sosyolog Doç.Dr. Engin Önen ve Seferihisarlı kadınlarla açmıştık orayı. Altı yıl sonra gelen telefonla altüst olmuştum.
26 Aralık’ta eşyalarımız özenle kolilenmiş bir şekilde ve 12 koli olarak depomuza teslim edildiğinde içim kan ağlıyordu. Herhangi bir beklenti içinde olmadan belediyelere/muhtarlıklara kültür hizmeti vermeye çalışırken bize reva görülenleri anlamakta zorlanıyorum. Yanıtını bilmiyor değilim: Yetersiz insan malzemesi!
26 Eylül 2024’te Karşıyaka Çatı Bostanlı’da 61. kütüphanemiz ve 13. Aydınlanma Evimizi açtığımızda kitapların ve eşyaların/objelerin envanterini de çıkarıp sorumlu kişiye teslim etmiş, bir örneğinin de kütüphanenin uygun bir köşesine konulmasını rica etmiştik. Okurlar görsün/ bilsin diye…
Emekli tarih öğretmeni Gündüz Özsoy ile 8 Ocak 2025’te Çatı Bostanlı’yı ziyaret edip sorumlu arkadaş ile görüştüğümüzde envanteri göremedik. Çıktı alıp kitap listesini görünür bir yere asmak çok mu zor? 26 Eylül günü emekli milletvekili Kemal Anadol’a burada bir söyleşi ve imza günü için söz verilmişti. Şükürler olsun ki o söz altı ay sonra yerine getirildi.
Söyleşiye kaç kişi mi katılmıştı? Sadece 12! Bunlardan 6’sını da Gündüz Özsoy getirmişti zaten. Oysa Kemal Anadol’u her salonda onlarca, yüzlerce kişi dinler hep. Bu kez niye böyle oldu derseniz, yanıtım şöyle olur; Sorumlu olanların sorumsuzluğundan, işbilmezlerin beceriksizliğinden…
Biraz ağır oldu ama maalesef gerçek de bu! Koskoca Kemal Anadol için 10 kişiyi toplayamayan kültür müdürlüğü… O gün katılımdan mahcubiyet duyan bir sorumlu da göremedik hiç…
21 Ocak 2025’te Gündüz Özsoy ile tekrar uğradığımızda envanter yine yoktu. Eğreti duran tabelanın duvara çakılmasının daha doğru olacağını söyledik. “Yapacağız abi,” denildi. Oysa tabela kütüphanenin açıldığı gün duvara çakılmış olmalıydı, öyle değil mi?
Karşıdan bakınca kolayına okunamayan bu tabelayı bir göreceksiniz… Hiçbir kütüphanemizde böyle bir tabela olmadı bizim. Belediyelerin işbilmez kadroları için neden birileri görüş bildirmez anlamakta zorluk çekiyorum.
* * *
Bu yazıda kütüphaneciliğimizi ayrıntılarıyla anlatmaya çalıştım. AKP’nin ülkeyi çürüttüğünü yazmamam da kitap adına/bilim adına ayıp olurdu.
Arabeskin bir numarası, saray sanatçısı Orhan Gencebay’ın “Yönetenlerin hepsi iyi niyetlidir. Gerekeni yaparlar,” sözü de dalkavukluğun bir başka örneği olarak belleklere kazınacak. (Arabeskin ünlülerinin her birinin çok varsıl ve ‘Tayyipçi’ olmaları da dikkatimizden kaçmıyor bu arada.)
Böylesine bir çürümenin yaşandığı bu ülkede bizim karşılaştığımız sorunlar ne ki! Durumu benden iyi özetleyen Müjdat Gezen’in sosyal medya paylaşımını dile getirmenin zamanı geldi öyleyse: “Bir yüzüğüm vardı, bozdurup oğlanlara 10’ar gemicik, kızlara 15’er villa, hanıma hastane zinciri aldım. Demek ki çalışınca oluyormuş.”
Güler misiniz ağlar mısınız?
Bir buçuk ayda sahte alkolden 37 kişinin öldüğü bir ülkede bize yaşatılan kültür eziyeti ne ki! Aksine köyde kasabada/ ilçede/ilde daha çok kitap ve kütüphane şiarıyla yola devam demekte sayısız yarar var. Sorunların bize göre çözümü, yurdumuzdaki kütüphane sayısının ve okurların çoğalmasında!
Aylar önce öğrenmiştim, Türkiye’deki kütüphaneye üye kişilerin sayısını: 493 bin 500’müş. Komşumuz İran’da mı? 7 milyon! Kanada’yı, Avustralya’yı, İsveç, Norveç ve Japonya’yı da siz öğrenin bence.
2002-2022 Dönemi’nde 19 bin 708 köy okulunun kapısına kilit vurulması, Milli Eğitim Bakanlığının 2012-2013 Eğitim Öğretim Yılı’nda 4+4+4’e geçmiş olmasının yaşanan bu olumsuzluklarda ne kadar payı vardır sorusunu birlikte düşünmekte yarar var. Şimdi yine değiştirmeye çalışıyorlar sistemi.
İktidar, yeni kuşakları Boeing 727 hızıyla cahilleştirmeye götüren bir sisteme imza atacağa benziyor. Ders yoğunluğunun daha az olacağı esnek bir lise eğitimi üzerinde çalışıyor topluma yön veren muhafazakâr/ Amerikancı iktidar.
Bu nedenle haykırasım geliyor hep; mahallelere, beldelere, semt merkezlerine, sendikalara, partilere daha çok kütüphane!
*
2025’in 21 Ocak’ında görkemli bir törenle Manisa’nın Yunusemre ilçesindeki Kaynak Mahallesi’nde 62. Kütüphanemiz ile 14. Rasime Şeyhoğlu Aydınlanma Evi’ni açtık. Adına da ‘RASİME ŞEYHOĞLU- YUSUF ATILGAN AYDINLANMA EVİ VE KÜTÜPHANESİ dedik.
Belediye Başkanı Semih Balaban, beş dönem milletvekilliği yapmış Kemal Anadol, başkan yardımcıları Özge Arslan, Hakan Gürtunca, meclis üyeleri, muhtarlar, ilgili yöneticiler, kitapsever-değerbilir mahalleliler, Karşıyaka Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi Seydi Önder, İzmir/Yenigün gazetesi yazarı Salim Çetin ve sevgili dünürüm Yakup Akyol ile…
Özge Başkan’ın, Semih Balaban’ın ve Kemal Anadol’un açılış konuşmaları kitap, kütüphane ve aydınlanma üstüne oldu. Tabii ki kurdelayı da coşku ve heyecanla kestik.
Değerbilirlik sözcüğünü özellikle kullanıyorum. Manisa’nın Hacırahmanlı köyünde doğmuş, Aylak Adam ve Anayurt Oteli gibi romanlara imza atmış Yusuf Atılgan’ın adını bu kütüphanede yaşatıyoruz çünkü. Sayın Atılgan ile annem yan yana…
Doğan Hızlan başta olmak üzere edebiyatımızın altın kalemleri de Manisalı kitapseverlerle gurur duyacaklardır eminim.
2500’e yakın kitapla okurların hizmetine açtığımız bu kütüphaneyle ilgili tek bir sorun yaşamayacağımıza öyle eminim ki… Çünkü burada Semih Balaban Başkan ve kendisi kadar değerli ekibi var!
CHP Manisa İl Başkanlığında 7 Ocak 2022’de açtığımız ‘Kemal Nehrozoğlu- Rasime Şeyhoğlu Kütüphanesi’ ile 24 Aralık 2022’de Manisa’nın Demirci ilçesinde CHP İlçe Başkanlığında ‘Yekta Güngör Özden- Rasime Şeyhoğlu Kütüphanesi’ni de onun il başkanlığı döneminde açmıştık.
*
Biz, tüm enerjimizi kütüphaneler açmaya harcıyorken 21 Şubat 2025’te Karşıyaka’da bulunan Latife Hanım Köşkü bahçesinin kapalı alanındaki Mehmet Atilla Kitaplığı kapatılmasın mı?
Bunda Başkan Yıldız Ünsal’ın sorumluluğu olduğunu hiç düşünmedim, düşünmüyorum doğrusu… Yanılmamışım. KENT A.Ş. istemiş kitaplığın kapatılmasını. Kitaplığın kapladığı alana iki üç masa, beş on sandalye koymak ve satılacak 20-30 çay kahve… Bütün hesap bu olsa gerek.
Oysa bu kitaplığın 10 yıllık tarihçesine bakılacak olursa bilim-sanat- edebiyat insanlarıyla, Kemal Nehrozoğlu- Kani Beko- Mehmet Gönenç- Gökmen Ulu- Feyza Hepçilingirler gibi aydın ve yazarlarla, emekli bürokrat, milletvekili, belediye başkanı ve gazetecilerle buluşmuşluğumuz ve iki buçuk yıldan beri de belirli aralıklarla bilim-sanat söyleşileri düzenlemişliğimiz var.
Bu söyleşilerin hepsinde dönemin Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın oluruyla moderatörlük yaptım. Tamı tamına iki buçuk yıl… Kimleri kimleri ağırlamadık ki burada…
Karşıyaka’nın hiçbir kültür merkezinde ‘Mehmet Atilla Kitaplığı Söyleşileri’ndeki gibi bir güzellik yaşanmadı. Bunu bilir, bunu söylerim. Biraz iddialı olacak ama hiçbir kültür merkezi, bizim yaptığımız sıklıkta söyleşi düzenlememiştir dersem bu abartı olmaz.
Siyasi terbiye gereği, yerel seçimler yaklaşırken, 1 Mart 2024’teki son söyleşimizde “Bugünden itibaren bu söyleşilerin moderatörlüğünü bırakıyorum. Bundan sonraki söyleşileri yeni Başkanın ekibinden daha genç/ daha birikimli birinin yönetmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum,” demiştim.
O gün aramızda bugünkü Başkanımız Yıldız İşçimenler Ünsal da bulunuyordu. Seçim 30 gün sonra 31 Mart’ta yapılacaktı ve büyük olasılıkla o da başkan olacaktı. İstiyordum ki niyetimi bilsin ve başkan olur olmaz hemen birini bu söyleşilerle ilgili olarak görevlendirsin.
3 Şubat 2025’e kadar maalesef bir görevlendirme yapmadı Yıldız Hanım.
İlgili başkan yardımcısı ve kültür müdürü de umursamamış olmalı. Dolayısıyla aylarca söyleşi de düzenlenmemiş oldu. Bundan duyduğum rahatsızlığı emekli tarih öğretmeni Gündüz Özsoy ile birlikte kendisinin liseden öğrencisi olan belediye bürokratlarından Yiğit İstanbullu’ya anlattım.
Ondan izin alınca 3 Şubat 2025’te Kent Konseylerini mercek altına alan bir konferans düzenledik. Sosyolog-Yazar Engin Önen ile. Söyleşinin başında da “Ara vermiş olduğumuz söyleşileri bundan böyle Gündüz Özsoy yönetecek,” dedim.
Aramızda bulunan yeni kültür müdürü o gün programımızdan sonra söyleşilerin artık burada yapılmayacağını ima eden bir konuşma yapmıştı. Yan masalardan gelen seslerden rahatsız olduğu için… “Kafam şişti,” demişti. Oysa biz burada iki buçuk yıl her gelen konuşmacıyı dinliyor ve kültür müdürümüz kadar da rahatsız olmuyorduk.
Sonra aklımıza hiç gelmeyen bir şey oldu. Söyleşiler son bulduğu gibi kitaplık da kaldırıldı 21 Şubat’ta. Ne bana tek bir soru soruldu ne de Mehmet Atilla’ya.
O Mehmet Atilla ki ödüller almış bir yazardır. Çocuk edebiyatının bilinen adı, kitap fuarlarının aranan konuğudur. Edebiyat dünyasında hemen herkesin takdir ettiği yazar ve şairdir. Bu vandallık ne ona, ne İzmir’e ne de Karşıyaka’ya yakıştı. Çok üzüldüm.
Şair- Yazar Fahrettin Koyuncu ile birlikte katıldığımız bir televizyon programında uygar bir dille yapılan işin bir tür gasp olduğunu anlattım. Konuyla ilgili yazım, 10’un üstünde internet gazetesinde de yayımlandı.
Çok da ses getirdiğini biliyorum.
Bu arada mahcubiyetinden olsa gerek ki kültür müdürü, Mehmet Atilla’yı arayıp üç beş laf etme gereği duymuş. Benden telefonunu istemesi bundanmış meğerse… Kendisine tek bir soru sormadan, danışmadan kitaplığı kapatmış olmaktan huzursuz olmuştu demek ki.
Karşıyaka Belediye Başkanı, yayımlanan birden fazla yazımdan rahatsız olmuş olsa gerek ki görüşmek için başkanlığa davet etti 28 Nisan’da. Yanında da yardımcısı Can Özlü ve Kültür Müdürü Leyla Keskiner vardı.
Şu sözünü unutamıyorum Başkan’ın: “Kitaplık, size ve Mehmet Atilla’ya sorulup danışılmadan kapatıldığı için çok özür diliyorum Recai Bey!”
O gün anladım ki,Başkan’ın bu kapatmadan haberi bile olmamış. Bunun için Başkanımızı suçlarcasına bir tümce kullanmıyorum hiç. Kent A.Ş. öyle istedi diye kültür müdürü hemen harekete geçmiş demek ki… Kent A.Ş.’ye itiraz etmesi gereken kişi kültür müdürü olmalıydı oysa. O, satılacak çayı kahveyi kitaplara tercih etmiş oldu.
Ne acıdır ki kültür müdürümüz, yıllar öncesinde Salihli Şiir İkindileri’nin mimarı olan sosyalist belediye başkanı Zafer Keskiner’in kızı oluyor.
Demek ki babasının rahle-i tedrisatından geçmemiş.
Zafer abi, kızına zaman ayıramamış olmalı.
Burası, Türkiye’nin Batı’ya açılan penceresi İzmir. Kitaplık kapatmak gibi bir vandallık hiç yakışır mı bizim belediyemize?
Kafeye gelip de o kitaplardan yararlanan emeklileri üzmek hiç yakışıyor mu Karşıyaka Belediyesi’ne?
Karşıyaka Belediyesi, bizlerin ve emekli dostlarımızın acısını/ üzüntüsünü telafi edebilir. Ne mi yaparak?
Kitaplığı, yeniden aynı yere koyarak…
Söyleşileri de başlatarak…
Diyelim ki mümkün değil (neden mümkün olmasın ki…) O zaman o kitaplarımızla aynı adla bir başka kültür merkezinde/ bir başka semtte aynı kitaplarla yeniden Mehmet Atilla Kitaplığı açılsın isteriz.
Elimizden kitaplarımız alınacak, söyleşiler son bulacak ve biz de uysal uysal oturup olup biteni seyredeceğiz.
Bizden istenen herhalde bu!
Böyle olmayacağını bugünden herkes bilsin isteriz.
Tüm belediyeler kütüphane, kafe-kitaplık açma yarışındayken Karşıyaka Belediyesi’nin kitaplık kapatan belediye olması, Karşıyaka için kocaman bir ayıp. Karşıyakalıların yüzünü kızartmaya kimsenin hakkı yok!
Belediyelerin kültür müdürlükleriyle ilgili tercihlerini zaman zaman eleştirdiğim oluyor. Örneğin bir belediyemize Samsun’dan, bir başkasına Marmaris’ten kültür müdürü getirildi. Kentin kültür envanterinden habersiz bir kültür müdürü o kente hangi alanlarda kültür hizmeti verebilir, bunu CHP Genel Merkezi’ndeki yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısına gidip soracağım.
İthal kültür müdürü mü olur hiç?
*
Bunca olumsuzluklara karşın moralimizi bozduğumuz/ bozacağımız yok. Biz kütüphane açılışlarımızı sürdüreceğiz.
Çünkü Shakespeare ile, Dostoyevski ile, Haruki Murakami ile, Nazım Hikmet- Orhan Kemal- Sabahattin Ali- Fazıl Hüsnü Dağlarca-Sait Faik Abasıyanık ve benzeri şair ve yazarlarımızla buluşmaya dünden daha çok buluşmaya ihtiyacımız var.
*
2025’in 2 Haziran’ında Bergama Lisesi’nde 63. Kütüphanemizi açtık. Büyük bir coşkuyla… Gazeteci- Yazar Öcal Uluç’un konuşmasıyla…
Bir ayrıntıyı burada illa dile getirmeliyim.
Beş- altı aylık süreç içerisinde İzmir’e gelen gidenle gönderdiğim her kitap, tarafımdan ve lisedeki ilgililerce hemen sayımı yapılarak teslim edildi Dolayısıyla lisedeki kitapların sayısı ilgililerce bilinmez değil…
26 Eylül 2024’te Karşıyaka/ Çatı Bostanlı’da açtığımız kitaplıktaki kitapların envanteri ise nedense bir türlü çıkarılmış değil.
Belediyenin kültür müdürlüğünce Çatı Bostanlı’daki o güzelim kitaplarımızın envanteri neden çıkarılmıyor, anlamakta zorlanıyoruz.
Şan şöhret tutkunu değiliz ama benim bildiğim birinin adına açılan her kütüphanede o kişiyi anlatan bir biyografi bulunur. Fotoğraf da…
Uzağa gitmeye gerek yok, Girne Caddesi üzerinde bulunan Cihat Kora Kütüphanesi’nde Cihat Kora’nın özgeçmişi bulunduğu gibi bir de Sayın Kora’nın fotoğrafı bulunuyor.
Demirköprü’deki Veli Lök- Rasime Şeyhoğlu Kütüphanesi’nde de hem Veli Lök’ün hem de Rasime Şeyhoğlu’nun birer özgeçmişi ve fotoğrafı bulunuyor.
Bunlar bir yana, kütüphane girişine yakın köşede bir de büstü bulunuyor Veli Lök’ün.
Ülkemizin ve dünyanın dört bir köşesinde böyledir bu.
Çatı Bostanlı’da neden Rasime Şeyhoğlu’nun bir özgeçmişi ve fotoğrafı yok? Oysa kültür müdürüne aylar öncesinde Karşıyaka Belediyesi’nde Feruz Bozaslan’ın odasında ilgili görselleri teslim etmiştim.
Kitaplığa gelen okurlar, haklı olarak ilgililere sorabilirler, ‘’ Rasime Hanım kim? ‘’ diye.
Kitaplıktan sorumlu olanlar böylesi bir soruya nasıl yanıt veriyor, meraktayım doğrusu.
Nitekim, Yargıtaydan emekli yargıç Gazi Arıkan, bu soruyu sormuş da…
Danıştay ve yargıtaydan emekli yargıçlar ve savcılar burada haftanın iki günü 28 kişi olarak bir araya gelip özlem gideriyorlar. Bir köşede annemin özgeçmişi olsa Rasime Şeyhoğlu’nun kim olduğunu sormaya gerek duymayacaktı sayın yargıç.
Meğerse sayın yargıcın eşinin kızlık soyadı Şeyhoğlu’ymuş. Benimle tanışmak istemesi, bir araya gelmek istemesi bundanmış.
Özgeçmiş ve fotoğraf bulunsaydı, okuyup öğrenecekti.
Bu küçücük ayrıntıyı belediyenin ilgili kişilerine anlatmak zorunda mıyım ben?
Nitekim, bu ihmalkarlığın ya da işbilmezliğin nedenini/ niçinini de sormadım hiçbirine.
Kültür müdürlüklerinin belediyelerin vitrini olduğunu, başkanlara birileri anlatmalı bence.
Başka bir konu…
26 Mayıs 2025’te bir etkinlik için Çatı Bostanlı’dayım. Yönetim odasının yanındaki salonda Vecdi Sayar’ı ve Biket İlhan’ı dinlemek için…
Bir ara Konak Belediyesi’nin yıllarca kültür müdürlüğünü yapmış olan arkadaşımla Rasime Şeyhoğlu Kitaplığı ve Aydınlanma Evi’ne geçtik. ( Keşke konuşmalar burada/ kitapların ve aydınlanma evi objelerinin arasında yapılsaydı.)
Kültür müdürümüz de iki dakika sonra damladı yanımıza. O gün kitapçıkları dağıtmaya başlamıştım. Merak etmiş olsa gerek. Ona da verdim. Kaçak güreşmek yoktu. Yazdıklarımı o da alıp okusundu.
Hiç ilgisi yokken kitaplığı gösterip ‘’ Şuradaki ansiklopedilerden bir takımını vereceğim size hocam.’’ dedi. Biz kitaplık kurmuşuz, ne diye verdiğimizi alalım ki…
Daha önce de kapattıkları Mehmet Atilla Kitaplığı’na ait olan kitaplardan 582’sini vereyim demişlerdi. Biz kitaplık kurmuşuz, ne diye kurduğumuz kitaplıktaki kitapların üçte birini liste yapıp bize göndermek isterler ki…
‘’ Avukatım teslim alma! ‘’ dediği için reddetmiştim tekliflerini.
O gün matematik konusunda da yetersiz olduğunu anladım. Çatı Bostanlı’da en fazla 600 kitap bulunduğunu söyledi. Şaşırmadım değil! Çünkü bugüne değin 600 kitapla hiç kitaplık kurmadık biz. Buraya da 1500’ün üstünde kitap koyduk.
Oysa envanter çıkarılmış olsa bu komikliğe de düşmeyecek benim sayın müdürüm!
Vecdi Sayar, Biket İlhan, Habip Bektaş, Salim Çetin, Lütfü Dağtaş gibi değerli isimlerle söyleşi düzenlemek belediye için bir prestij! Alkışlamamak olmaz.
Tanıl Bora ve Ferhat Kentel söyleşilerinin neden iptal edildiğini bildiğimiz yok ama neden sosyolog Derya Tüzen’e ‘mülteci/ sığınmacı sorunları’, neden kent müzeciliğiyle ilgili Tolga Mert’e, neden Zeytin/ Tıbbıyeli Hikmet/ Kültür Sorunları ve Çocuk Edebiyatıyla ilgili Suat Çağlayan’a ya da Cumhuriyet/ Demokrasi ve İzmir konusunda Alev Coşkun’a 31 Mart Yerel Seçimlerinden bu yana neden söz verilmedi ya da verilmez anlamak zor. Pekala, toplumun aynası demek olan tiyatro konusunda bir adım ötemizde oturan Nazan Kesal’a ulaşmak bu denli zor mu da bir etkinliğe davet edilmezler?
Edebiyat kuramcısı, şair- yazar Aydın Şimşek ve uluslararası piyano virtüözü/ besteci Burçin Büke, bir kez olsun davet edilmez mi herhangi bir kültür merkezine?
Bana kalırsa kültür müdürümüzün onlardan haberi yok! Bilgisi yoktur düşüncesiyle üşenmemiş, Karşıyaka’da oturan entelektüellerin adlarını liste yapıp vermiştim de oysa…
*
Bergama Lisesi’nde açtığımız kütüphaneden söz ediyordum ya…
Şeyhoğlu Ailesi olarak o gün 10 Orhan Kemal romanı/ hikâyesi okuyan ve müdür beye okuduklarının özetini getiren ilk öğrenciye bir kol saati armağan edeceğimizi söyledim. Çünkü o gün aynı zamanda Orhan Kemal’in ölüm yıldönümüydü.
2 Haziran 1970’te yitirmiştik o büyük yazarımızı.
Ardından Tire CHP’de Rasime Şeyhoğlu- Mehmet Atilla Kütüphanesi… Hemen ardından Manisa/Köprübaşı’da 65. Kütüphane…
*
Bugüne değin ne Avrupa Birliği fonlarından yararlandık ne de herhangi bir kurum/ kuruluştan yardım aldık. Bunun da bilinmesinde yarar görüyoruz.
Araçla, gazete yazısıyla, bilgisayar, kitap desteğiyle zincire katkısı bulunan kişilerin bilinmesinde de yarar görüyoruz:
Avram Ventura, Avni Aydemir, Ali Ağzıtemiz, Ahmet Kocabıyık, Abdurrahim Kaplan, Ardahan Totuk, Ajansbakırçay, Sevgener Ailesi, Bergama Belediyesi ve Kaymakamlığı, Bolmedya, Burak Acar, Bülent Önder, Cengiz Güven, Doğan Hızlan, Doğan Vapurcu, Erkin Usman, İlhami Güler, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Fahir Işıksız, Fadin Baylan, Gürcan Altın Ünlü, Süleyman Ünlü, Hasan Efe, Hasan Zeki Sungur, H.İbrahim Bilacan, Kemal Nehrozoğlu, Nilay Örnek (KAFA Dergisi), Nigar Boz, Neşe- Fethi Çokivecan, Nezahat Özler, Nüket Hürmeriç,Mavişehir Mahalle Muhtarlığı, Mehmet Atilla, Medya Ayvalık, Mustafa Korkmaz Dinçer, Oğuz Tümbaş, Olgu Altuğ, Özcan Durmaz, Öcal Uluç, Saygı Öztürk, Selim Karyelioğlu, Semih Balaban, Serkan Aksüyek, Süleyman Bağra, Son Mühür gazetesi, Tayfun Talipoğlu, Tarık Özkan, Terzi Eşref, Türk Kütüphaneciler Derneği, Tuna Arslan, Yasin Peker,Yunus Karakaya, Yılmaz İstanbullu, Ünal Ersözlü.
Adı geçen Bülent Önder’in, kütüphane ve aydınlanma evi açtığımız Demircidere’ye bilardo masası armağan etmesini hiç unutamıyoruz.
Adlarını unuttuklarımız varsa bağışlasınlar bizi.
Bu arada eş dost kızıp darılmasın lütfen; nişanlarına, sünnetlerine, düğünlerine katılamadığım için… Asosyal biri değilim ama bizim açılacak kütüphanelerimiz/ aydınlanma evlerimiz var çünkü.
Son sözlerimiz iki değerli bilim-sanat insanından olsun:
” Kütüphaneler, insanlığın tek güvenilir ve kalıcı olan belleğidir.”( Arthur Schopenhauer)
”Kütüphaneler olmasaydı ne mi olurdu? Geçmişimiz ve geleceğimiz hiç olurdu.” (Ray Bradbury)
Recai Şeyhoğlu


