Ave Maria
Günümüzde kitapçılara baktığımızda karşımıza en çok çıkan edebi tür şiir oluyor ve çoğunlukla “ilk şiir kitabı” olan bu şiir kitaplarının arasında daha yolun başında olan şairlerin yanı sıra ilk şiir kitabında kendi sesini bulabilen şairler de göze çarpıyor. Şiir, resim, tiyatro ve müzik gibi alanlarda eserler üretmeye devam eden, geçtiğimiz aylarda ilk şiir kitabı “Ave Maria”yı Klaros Yayınları’ndan okuyucularla buluşturan Duru Su Çil ile Merhaba dergisi için şiir kitabını, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.
Öncelikle Haliç Üniversitesi Tiyatro bölümünde eğitimine devam ediyorsun. Bu bağlamda tiyatro ile tanışman nasıl gelişti?
Doğma büyüme Ankara’lıyım. Ortaokul dönemlerimde bir gün annemle beraber Kızılay’dan -o zaman Ankara Sanat Tiyatrosu Kızılay’da, İzmir Caddesi’ndeydi- geçiyorduk ve ilgimi çekti, tiyatronun içine girmek istedim. Sonra girdik, konuştuk ve sonrasında orada drama eğitimi, tiyatro eğitimi almaya başladım. Orada beraber kursiyerlerle oyunlar çıkarıyorduk. Öyle oyun okumalarına başladım. Sonra tiyatro şiiri de etkiledi, resmi de etkiledi. Aslında hepsi birbirine girdi bir yerde ve bu sentezi çok sevdim ben. Sonra hiç bırakmadım tiyatroyu. Ankara Sanat Tiyatrosu’ndaki eğitimim ise konservatuvar için İstanbul’a gelişim ile devam etti. Tiyatro beni birçok alanda çok geliştirdi. Küçücüktüm, kar kış demeden tek başıma otobüse binip gidiyordum Kızılay’a. Oyun izlemeye gidiyordum. Her sene çocuk oyunları festivaline giderdim. Aradan yıllar geçti şimdi Haliç Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde üçüncü sınıftayım.
Şiir ile tanışman ve şiir yazmaya başlamanın öyküsüne gelelim..
İlk şiirimi çocuk yaşta yazdım. Aslında sıkıntıdan meydana geldi. Çok sıkılmıştım. Anneannemlerin yazlığına gitmiştik. Hiç böyle yaşıtım yok, yapacak hiçbir şey yok ve aslında sıkıntının iyi geldiği bir şey olduğunu da sonrasında anladım. Bazen sıkılması gerekiyormuş bir insanın diye düşünüyorum. Sonra lise yıllarında arkadaşlarımla yayınladığımız dergide şiirlerime de yer verdim.
Ayrıca resim ile de ilgileniyorsun. Resim yapmaya nasıl başladın?
Benim annem ve babam öğretmenler; o dönem Kars’ta görev yapıyorlardı. O zaman da küçük yaşlardayım; Kars’ın bir köyündeyiz ve okuldayız. Orada kaldığımızda benim çok oyuncağım olmamış ve ben bulduğum herhangi bir nesneyi oyuncak yaparak oynamışım. Öyle fotoğraflarım var. Sonrasında resme başlamışım. Kitapları; annemin, babamın kitaplarını boyamaya başlamışım. Ama benim için günlük tutmak gibi bir şey oldu resim. Her sabah erkenden kalkardım herkesten önce ve resim çizerdim, her yer resim kağıdı olurdu. Her şey benim tuvalimdi; duvarlar, kitaplar, ilaç prospektüsleri… Bir şey önemli miymiş, önemsiz miymiş? Bakmazdım, üstüne resim yapardım. Bu benim tutkumdu, hala da öyle.
“Ave Maria”dan söz edersek..
Aslında ben içine kapanık bir çocuktum. Zaten bu yüzden de çoğu sanat dalına ailem yönlendirdi diyebilirim. İçime kapanıklığımı da attım. Hala biraz aslında içime döndüğüm ve dışa dönük olduğum taraflar var. İkisi bir arada diyebilirim. Kendimi içe dönük ya da dışa dönük diye tanımlamıyorum. Çünkü içe dönük olduğum zaman şiir yazıyorum. Bu benim aslında sevdiğim bir tarafım. Dışa dönük olduğum zamanda da sahnedeyim, tiyatrodayım. Bunu seviyorum. Onun dışında kendi tarzımı daha çok okuyarak zaten oluşturdum. Füruğ Ferruhzad, sonra Arthur Rimbaud, James Joyce, Nazım Hikmet. Kitapta da dediğim gibi aşkımı, nefretimi özgür bırakmak istedim bu anlamda. Şiirlerimi çeşitli yerlere de gönderdim, yayınlandı. Ancak o şiirlere kitabımda yer vermedim. Bir de şiirin şöyle bir özelliği var ya, sadece böyle birkaç kelimeyle bir hissi ortaya koyuyoruz. Hani romanda bu farklıdır ya da tiyatroda zaten bambaşka. Ama şiirin bu kelimelerle artık dans etmek mi denir, kelimelerle yapılan bir alegori midir bu? Ya da bir sihri midir? Belki de böyle düşünmek lazım. Bu beni çok besledi. Sadece birkaç kelimeyi bulup bunları katmak.. Özellikle doğadan çok fazla esinlendim, mesela yıldızlardan. Bir de şuna inanıyorum diyeyim. Her insan bir kitap gibi. Bir insanla tanıştığımda hep ondan bir şey alırım ve onu okurum yani hikayesini okurum bu şekilde. Tanıdığım insanlar var aslında şiirimde. Sevdiğim insanlar var. Böylece “Ave Maria”daki şiirler oluştu.
Ave Maria ilginç bir kitap ismi..
Şöyle gelişti, ben o dönem çok fazla Ave Maria eserini dinliyordum. Uyumadan önce her zaman ninni gibi geliyordu bana. Beni çok rahatlatıyordu, uyutuyordu. Bir de daha sonra hikayesini okudum. Çok etkilendim bundan. O eserde kendimi buluyordum. Zaten sanatın en ilham verici, en güzel olduğu yer burası. Bir eserde kendine rastlamak. Benim için hayatımdaki her şey çok rastlantısal bir şekilde oldu. Tiyatro, şiir, belki müzik de böyle olur, emin değilim. Ya da başka bir şey hiç belli olmaz. Bu rastlantısallığı çok seviyorum ve buna inanıyorum, buna güveniyorum. Bu şiirleri de bu doğrultuda yazdım.
Öte yandan kitapta iki tane de öykü var. Öykü yazmak daha önceden de yazdığın bir alan mıydı?
Aslında her zaman kendimden uzaklaşıp başka bir insan olmanın nasıl bir şey olduğunu merak ediyordum. Tiyatroda da bu böyledir. Bir karakteri canlandırdığında bir yerde kendinle çakışıyor, kendinle alakalı bir şey görüyorsun o karakterde. Sana tanıdık olan bir duygu ya da yaşadığın bir şeye diyorsun ki “Bu karakter de bunu yaşamış” ve bunun için öykülerimde de başka karakterler, başka biri olmayı düşündüm. Yani bu şiirleri ya da bu öyküleri Duru olarak kaleme almadım bazen. Bazen bambaşka bir insan olarak, yani Duru’yu tanımayan bir insan olarak yazmak istedim. Öte yandan beni en çok bunu yazmaya iten şey de şu noktada başlıyor. İnsanlar bana bazen o kadar duyarsız geliyor ki, özellikle İstanbul’da her gün bir kalabalığın içindeyiz ve insanlar dönüp kimseye bakmıyor. Burada bunu amaç edindim. Mesela bir kağıt toplayıcısının bir günü nasıl geçiyordur acaba? Ya da bir maden işçisinin yaşadığı duygular, oğluyla konuşması nasıldır acaba? Bunları merak ediyorum.
Klaros Yayınları ile yolun nasıl kesişti?
Benim tanıdığım bir yazar vardı, Şükran Kozalı. O bana Klaros’u önermişti. Ben de daha önce Klaros’u Haydar Ergülen’in oradan yayınlanan şiir kitapları hakkındaki yazısından duymuştum. Klaros’un sahibi Lokman Kurucu ile yüz yüze denk gelemedik ancak kendisiyle irtibata geçtiğim zaman şiirlerimi başarılı bulduğunu söyledi.
Ave Maria ile ilgili nasıl geri dönüşler aldın?
Çok güzel geri dönüşler aldım ve çoğu insanın beni desteklemesi beni çok mutlu etti. Sonuçta sanatın kolektif bir tarafı var ve bazı arkadaşlarımla konuştuğumda hani belki bundan bir şarkı olur diyen de oldu. Bir şiirimden etkilenerek bir resim yapan olmuş mesela. Bu çok mutlu etti beni. Şiirlerimin başka bir sanata evriliyor olması çok güzel bir şey.
Ayrıca kitap kapağındaki resmi senin çizmen nasıl gelişti? Bu en baştan beri olan bir fikir miydi?
Aslında bu resim benim otoportrem. Burada parçalanmış bir suratı var bu kadının ve gövdesi kalp şeklinde, gözleri hep açık ya da kapalı gibi. Kirpikleri hep aşağı bakıyor. Yani burada toplumun bazen bazı şeyleri görmezden gelmesi ve gözleri gördüğü halde gözlerini kapatmasını anlatıyor. Yılanlar var, yine zehirli yılanlar. Çok fazla sembolizm kullandım. Bunu seviyorum, şiirlerimde de kullanıyorum. Hatta tiyatroda da rejisel olarak sembolleri kullanmayı seviyorum. İnsanları biraz bazı şeyleri kendileri bulsunlar gibi yönlendirmeyi seviyorum.
Ave Maria’dan sonra şiir alanında ve diğer ilgilendiğin sanat alanlarında sanatseverlerle buluşturacağın yeni çalışmaların var mı?
Öncelikle şu ara öykü yazıyorum ve bir öykü dosyası haline gelmek üzere. Onu da yayınlamayı istiyorum. Öte yandan çocuk oyunları yazıyorum. Yazdığım bazı çocuk oyunları Vehbi Koç Vakfı aracılığıyla deprem bölgeleri dahil pek çok okulda sahnelendi. Çocuklar belki de ilk defa benim oyunlarımla tiyatro ile tanıştı. Benim için mutluluk verici bir durum. Şiire gelince… Fransız şiirinin kurucusu Arthur Rimbaud 21 yaşında şiir yazmayı tek bir kitap yayınladıktan sonra bırakıyor. Şu an 20 yaşındayım… O yüzden bilmiyorum bu anlamdaki yolculuğum nasıl olacak? Ben de merak ediyorum. Ben hep derdim olduğu için yazdım ve maalesef derdimi paylaşabileceğim insanlarla karşılaşamadım. Belki de sanatla bunu anlatmaya çalışıyoruz. Belki de derdim oldukça bütün sanatlarla olan bağım devam edecek.
Duru Su Çil’e bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “Ave Maria” kitabını çeşitli kitapçılarda ve internet sitelerinde bulabilirsiniz.




