İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi önemli konuşmacılarla devam ediyor
“Yeniliğe Davet” sloganıyla tüm Türkiye’yi geleceği inşa etmeye çağıran İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi, 15 Mart’ta İzmir’de kapılarını açtı. Kongre, ikinci gününde bu kez “Vicdana Davet” sloganıyla birbirinden değerli uzman ve konuşmacıları ağırlıyor.
Melisa Sözen’in sunumuyla AASSM’de düzenlenen ikinci günde gazeteci, yazar ve iktisatçı Uğur Gürses, Boğaziçi Üniversitesi’nden sosyolog Prof. Dr. Çağlar Keyder, Bilkent Üniversitesi’nden iktisatçı Prof. Dr. Ali Hakan Kara, siyasal iletişim uzmanı ve Avrupa Siyasi Danışmanlar Derneği Başkanı Dr. Gülfem Saydan Sanver katılımcılarla buluşacak.

Günün ilk konuşmacısı Türkiye ekonomisi, gelecek on yıllarda dünya ekonomisi ve mikro çapta değişen ekonomi üzerine çalışmalar yürüten gazeteci-yazar ve iktisatçı Uğur Gürses oldu.
“İnsanlarımız çökmüş ve yozlaşmış sistemin altında kaldı”
Yakın tarihten örnekler veren Gürses, “Türkiye, cumhuriyetin ikinci yüzyılına, 2023’e girerken önemli bir kırılmaya tanık oldu. Ekonomik, toplumsal ve siyasal olarak sürdürülemez bir eşikteydik. Malum son çeyrek yüzyılda yaşadığımız kriz vardı. Devasa bir yıkım getiren depremle bu kırılma toplum nezdinde derin bir sorgulamayı da gündeme taşıdı. Yaşanan darbeler ve 2010’lu yıllarda da otokratik tek adam rejimine evrilen bir sürece tanık olundu. Kendi bahçesini bir türlü toparlayamayan bu yüzden de giderek zaten güdük olan demokratik değerleri ve hukuku kuruyan bir siyasal zemin ile tüm kaynaklarını tüketen bir ekonomik tablo ortaya çıktı. Kurum ve kuralları çökerten, altını boşaltan yozlaşmış bir yapı kaldı ortada tam yüzüncü yılda. Şubat başında karşılaştığımız yıkıcı depremde bu çökmüş ve yozlaşmış sistemin altında kaldı insanlarımız” diye konuştu.
“İkinci yüzyılda tesis edilmesi gereken en önemli unsurun yüzleşme olduğu çok açık”
Aynı döngüler içinde mesafe almanın olanaksız olduğunu vurgulayan Gürses, “Tanık olduğumuz kırılmalar ikinci yüzyılında cumhuriyetin ana payandalarının güçlendirilerek yenilenmesi gerçeğini ortaya çıkardı. Aklı selim toplumlar her kırılmadan kendisine ders çıkarır, nelerin yanlış yapıldığıyla yüzleşip yeni bir yapı kurar. İkinci yüzyılda tesis edilmesi gereken en önemli unsurun yüzleşme olduğu çok açık. Yüzleşmenin de en önemli iki unsuru; kayıtsız şartsız şeffaflık ile hesap sorma, hesap verme kanallarının sonuna kadar açık olmasıdır. Yeni bir gelecek tasarımı için yeni bir eşik atlanmak zorunda. Bu eşik de toplumsal uzlaşma, eşit yurttaşlık ve yeni bir toplumsal sözleşmenin tesisi gereğidir. Türkiye’de çoğumuz geride kalan yüz yılda neyin olmayacağını deneyerek ve yaşayarak sancılı dönemlerden geçerek öğrendik. Şimdi uzlaşma ve yeni bir sözleşme zamanıdır. Yeni bir genel seçime yaklaşırken farklı mahallelerin uzlaşısının sağlanabiliyor olması ikinci yüzyılın önemli bir eşiği olarak kayda değerdir. 2023’te yeni bir ekonomik modele ihtiyaç duyulduğu da çok açıktır” ifadelerini kullandı.
“İktisat kongresi için İzmir’in seçilmesi tesadüf değildir”
Yenilikçiliğin ve yaratıcılığın en asli unsurunun ifade özgürlüğü olduğuna dikkat çeken Gürses, konuşmasını şöyle tamamladı:
“İfade ve iletişim özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalı, anayasal hakları engelleyen kamu görevlilerinin hukuksuz kararları cezasız kalmamalı, bizatihi kendilerine tazminatı ödetilmelidir. Cumhuriyet kurulmadan önce yapılan İktisat Kongresi çoğulcu bir katılıma sahne oldu. İzmir, birlikte yaşamanın farklı etnik katmanların kültür alışverişinin etkili olduğu bir yerdir. Kültürel etkileşim ise yeniyi aramayı, yenilikçiliği tetiklemiştir. Agora İzmir’in ticaretinde bugün de merkez konumdadır. İzmir’in İktisat Kongresi’nin yapılacağı kent olarak seçilmesi tesadüf değildir.”

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Çağlar Keyder, İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin ikinci gününde “Değişen Dünyada İktisat Politikası” başlıklı bir sunum yaptı. Prof. Dr. Çağlar Keyder, Türkiye’nin şu anda olduğu yerin çok önemli olduğunu vurgulayarak “Yeni bir kulvara geçmek çok da anormal olmayacak, çünkü bütün dünya yeni bir kulvara geçmek durumunda gibi görünüyor. O yeni kulvar da 1980’lerde başlayan neoliberal düzenin hedef olarak aldığı, ortadan kaldırmaya çalıştığı devletin önceliğiydi. Yani sermayenin bir seçimi diye düşünüyoruz neoliberalizmi. Fakat neoliberalizm devlete karşı bir ideolojiydi” dedi.
“Geriye dönüş noktasına geldiğimizi düşünüyorum”
Neoliberalizmin devleti küçültmeyi hedeflediğini söyleyen Prof. Dr. Çağlar Keyder, “Devletin elindeki bütün kaynakları almak gibi amaçları var. Çeşitli fabrikaları devletin elinden almak neoliberalizmin hedeflerinden biriydi ki bunu çoğunlukla yaptı. Devlet bu çerçevede hakikaten yenildi. Eskiden yaptığı bazı önemli şeylerden vazgeçmek zorunda kaldı. Devleti ortadan kaldırma projesi başarıya ulaştı. Öyle bir duruma geldik ki bütün dünyada olup bitenlerin bir kısmı global, kimsenin iradesinde değil. Bir kısmı daha iradi şekilde ortaya çıkıyor. Ama uzun süre devam eden neoliberal düzenin, dengelerin bir şekilde geri dönmesi noktasına geldik. Çünkü neoliberal olay sadece kendi içerisindeki çelişkilerden dolayı değil, aynı zamanda iklimle ilgili sorunlar da yaratıyor. Büyük sorunlar ortaya çıkarmaya başladı. Büyük sorunlar içerisinde yoksulların çok daha yoksullaşması, işçilerin bütün güvencelerini kaybetmesi gibi durumlar da var. Bütün bunların hepsini birleştirdiğimiz zaman geriye dönüş noktasına geldiğimizi gözlemliyorum” diye konuştu.
İklim krizine dikkat çekti
2008’den itibaren “liberal ekonomi derdi, yanlış bir dert mi” gibi soruların ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Çağlar Keyder, “Bu tarihten sonra iklim değişikliği olayı ön plana çıkmaya başladı. Ekonominin de üstünde bir takım sorunlar olarak ortaya çıkmaya başladı. Bu kaygıların ortaya çıkması iyi bir şey. Ama diğer taraftan da insanlar durumdan rahatsız. Ne olacak kaygısı var. Burada devletin yapması gereken bir şeyler var. Toplumsal kaygı olarak bu durum ortada duruyor. Türkiye’de çiftçiler şu anda bir yandan topraklarını bırakıyor. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Obruklar var, toprak çöküyor. Kuraklık söz konusu. Devletin de bu konuda ‘İklim değişikliği konusunda şunu yapın’ diyecek bir durumu yok. Bu, büyük bir sorun. Bu, bütün dünyada yaşanıyor” dedi.
Çözüm önerilerini paylaştı
Türkiye’nin kendiliğinden bir dönüm noktasında olduğunu anlatan Keyder, bütün bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini de şu şekilde özetledi: “Dünya konjonktürüne uygun şekilde Türkiye’de de aynı dönüşüm mümkün. Somut olarak devletin güçlenmesi lazım. Sadece mali anlamda güçlenmesinden söz etmiyoruz. Devlette çalışmanın istenilen, arzulanan bir şey olması gerekiyor. Saygın bir şey olmalı. Eğitimli insanların yurt dışına gitmesini engellemek lazım. Genelde bir liyakat olayı önemli. Bütün bunları ayakta tutacak olan bir zihniyet meselesi.”

İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nde konuşan Bilkent Üniversitesi’nden iktisatçı Prof. Dr. Ali Hakan Kara, Türkiye’de enflasyon sorununun 1970’li yıllarda başladığını, 2016 yılında Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığının bitişiyle birlikte enflasyonun yeniden yükselmeye başladığını ifade etti. Kara, “Merkez Bankası kanununa baktığınız şu anda da araç bağımsızlığına sahip, kendi aracını kendi inisiyatifiyle kullanabilse de siyasi otoritenin bunu hazmetmesi, buna izin vermesi ve toplumun da bunu desteklemesi çok önemli” dedi.
“2001’e geri döndük”
2001 yılında dibe vurulduğunu, dünyanın en yüksek üçüncü enflasyonuna sahip olunduğunu belirten Kara, “Gelinen noktada 2001’e geri döndük. Dünyada dördüncü en yüksek enflasyona sahibiz. Bir dönem başarı elde ettik enflasyonu düşürdük ama devam ettiremedik. Ettirmek için biraz daha farklı bir yapı kurmak gerektiğini savunacağım. Türkiye’nin sürdürülebilirlik ve makro finansal dengeleri devam ettirebilmesi konusunda kurumsal yapılandırma önerileri getireceğim. 100 yıllık dönemden ne ders çıkarabiliriz diye bakarsak finansal istikrar konusunda; basiretli bir para politikası, fiyat istikrarı için ön şart. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığı kritik. Son yıllarda gördüğümüz gibi, siyasi otoritenin de toplumun da bunu benimsemesi gerekiyor. Bu yetmez, diğer kurumların da para yaratma yetisinin de sınırlandırılması lazım. Kamu bankalarının asıl işlevlerine dönmesi, bütçe disiplini ve mali açıdan önemli. Sadece enflasyonu indirelim, Merkezi Bankası bağımsız olsun, bütçeyi de sıkalım enflasyonu düşürelim şeklinde bir yaklaşım kalıcı olmayabiliyor. Arka planda sürdürülebilir istikrarlı yapı da önemli. Makro finansal dengesizlikleri de gözeten yapıya ihtiyaç var” dedi.
“Yeter ki kavga etmeyelim”
Kara, “Çözüm ne diye sorarsanız; verimlilik artışı ve üretkenlik artışına odaklanmamız lazım. Üretim değil verimlilik. Bu çok önemli. Yeni yüzyılın da temel mottosu bu olmalı bence. Değer artışına odaklanmamız lazım. Verimlilik deyince o kadar da kolay bir şey değil, verimliliğin içine her şey giriyor. Kurumsal yapılanmadan tutun, kurumların ve kuralların yeniden yapılanması, hukuk sisteminden eğitim sistemine kadar olan bir yelpazede reform yapmak gerekiyor. Beşeri sermaye, teknoloji gelişimi gerekiyor. Kamunun kapasitesini artırmak lazım ki kaynakların etkin dağılımını sağlasın. Bunun içine aslında her şey giriyor. Zor şeyler bunlar ama kolay lokma da kalmadı. Çünkü gelecekteki refahın bir kısmı da hatta harcandı. Dolayısıyla artık zor işler yapmak gerekiyor. Yapamazsak bir yüzyıl değil bin yıl da geçse bu problemleri konuşmaya devam ederiz. Türkiye bunları yapabilecek kapasitede mi diye sorarsanız ülkenin birikimi coğrafi konumu kültürel birikimi beşeri sermayesi bunları yapmak için yeterli. Yeter ki birbirimizle kavga etmeyi bırakıp önümüze bakalım. Aklın ve bilimin yönüne dönelim, önümüz açık” dedi.

İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin ikinci gününde konuşan siyasal iletişim uzmanı Dr. Gülfem Saydan Sanver, “100 yıl önce İzmir’de yapılan bir kongre sadece dönemin şartları altında değil, bugünün şartları altında bile değerlendirildiği zaman neredeyse devrim niteliği taşıyacak bir kongre. Bugün özlemini duyduğumuz birçok siyasi kavramın, katılımcılık, şeffaflık, bir arada olma, demokrasi, uzlaşı, birlikteliğin gücünün 100 yıl önce nasıl işletildiğini bize gösterdiği için önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından “Yeniliğe Davet” sloganıyla düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin hazırlık sürecinde yer aldığını da belirten Dr. Gülfem Saydan Sanver, uzmanların çizdiği yol haritasına vurgu yaptı. Bir arada olmanın gücünü gördüklerini aktaran Sanver, kongreye hazırlık çalışmalarının yapıldığı 8 buçuk ayı heyecanlı geçirdiğini ifade etti.
“Vicdanımızın sızlamaması mümkün değil”
Yeni siyaset yazılırken ön planda tutulması gereken ana kavramlardan birinin vicdan olması gerektiğini söyleyen Dr. Gülfem Saydan Sanver, sözlerini şöyle sürdürdü: “Vicdan önemli bir kavram, kültürel bir kavram. Eski siyasetin bizi getirdiği nokta ortada. Dünyada da Türkiye’de de ortada. 33 ilde kadın vekilimiz yok. 81 il içinde 3 ilde kadın vali var. Bu rakamları görüp vicdanımızın sızlamaması mümkün değil.”

Oxford Üniversitesi’nde Avrupa çalışmaları alanında görev yapan tarihçi-yazar Prof. Dr. Timothy Garton Ash, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından “Vicdana Davet” temasıyla düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’ne çevrimiçi katıldı. “Şimdinin Tarihi İçerisinde Türkiye” başlığıyla yaptığı konuşmada birçok ülke için yaptıkları ankete değinen Timothy Garton Ash, “Ankette hangi ülkelerin gerçek demokrasi yakınlığını sorduk. Hindistan’da bu oran yüzde 54, Çin’de ise yüzde 77 olarak çıktı. Türkiye’ye baktığımız zaman sadece yüzde 37’lik bir oran vardı. Türkiye ve Hindistan için sonuçlar ilginç. Yeni güçlerin orataya çıktığını görüyoruz. Her iki ülkenin büyük güçler olarak geçmişleri var. Bunlara baktığımız zaman Türkiye büyük bir güç olarak tanımlıyoruz” dedi.
Çarpıcı anket sonuçları
Yapılan ankete göre Türkiye’deki yurttaşların yüzde 73’ünün Avrupa Birliği’nin gerekli bir ortak olduğu yönünde yanıt verdiğini açıklayan Timothy Garton Ash şunları söyledi:
“Yine yüzde 65’i ABD’nin bir müttefik ya da gerekli bir ortak olduğunu söyledi. İngiltere için daha az bir rakam verildi. Çin’in yüzde 55’i bir müttefik olduğu sonucu çıktı. Şaşırtıcı şekilde yüzde 69’u Rusya’nın gerekli bir ortak olduğunu söyledi. Rusya ve müttefikliğe baktığımız zaman ABD ile aynı. Bir tarafta Rusya ve Çin var. Burada Türkiye’nin yüzyıl önce yaptığı seçmlerle ilgili olarak; umuyorum ki bu yaz da benzer seçimler yapabilecek. Türkiye’nin bağımsız bir güç olduğunu düşünüyorum. Atatürk ‘Kimseden ziyade kendimize benzeriz’ diyor. Batı açısından baktığımızda; ulusal bir çıkar söz konusu. Bu şekilde bunların hizalandığını söyleyebiliriz. Demokratik dünyada, NATO’da bunu görüyoruz ama AB ile yakın ilişkide de bunu söyleyebiliriz.”
Türkiye batı ile bağlanıyor
Prof. Dr. Timothy Garton Ash, konuşmasının devamında şunları söyledi: “AB kendisini yeni bir yapıya aldı. Burada sadece Batı, Balkanlardan bahsetmiyoruz. 1989’dan sonraki durumdan bahsediyoruz. Stratejik ortaklık, yakın ilişkinin AB ile kurulması gerekiyor. Jeostratejik olarak düşünüldüğünde dünyaya baktığımızda süper güçlü Çin’in ortaya çıktığını görüyoruz. Burada büyük güç olan Hindistan, Güney Afrika, Brezilya, Endonezya’yı görüyoruz. Jeostratejik olarak Türkiye’nin batı ile bağlandığını görebiliyoruz. Türkiye bu noktada büyük ve bağımsız bir güç, NATO’nun bir parçası olduğunu, güçlü stratejik bir şekilde AB ile ortaklık kurduğundan bahsedebiliriz. Türkiye’nin yüz yıl önce, cumhuriyetin kurulduğu dönemde olduğu gibi ‘aslında ne tarafa gideceğinizi biliyorsanız her yol iyidir’ diye bir söz var. Bu çok iyi bir söz. Bizim ne yöne gideceğimizi bilmemiz gerek”

İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin ikinci gününde konuşan DEVA Partisi Sanayi, Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm Politikaları Başkanı Burak Dalgın, “Yeni’nin Yürüyüşü” konulu bir konuşma yaptı. Dalgın, “İzmirli meşhur sanatçımızın şarkısındaki gibi ‘kaybolan yıllar’ diye oturup ağlayacak mıyız, hayır. Adını net koyalım, bir patinaj halindeyiz. Bundan çıkmanın yolu da topyekûn kalkınma seferberliği. Kamudan özel sektöre, kadınıyla erkeğiyle, hukuktan teknolojiye uzanan bütün kesimleri seferber eden bir harekete ihtiyacımız var. Ama bunu yepyeni bir yaklaşımla yapmamız lazım. Aynı patinaj tekrar etmesin diye. Benim önerim ‘Yeninin Yürüyüşü’. Bu bir yolculuk, üç temel ihtiyaç var: Fırsat ve tehditleri görmek için vizyona, belirsizlik içinde karar alabilecek iradeye ve bunları eyleme geçirecek icraatçı yaklaşıma” dedi.
“Zemine sağlam basmamız lazım”
Türkiye’nin geçmişteki büyük kalkınma hamlelerine sahip çıkılması gerektiğini söyleyen Dalgın, “Yahya Kemal’in ‘Kökü mazide olan atiyim’ ifadesi benim için çok kıymetli. Bizim ‘yeninin yürüyüşü’ için de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Her iddialı yürüyüşte zemine sağlam basmamız lazım. Bu yüzden tarihsel arka plana da dayanmak zorundayız. Tanzimat ve Meşrutiyet’ten bugüne doğru uzanan modernleşme maceramıza yaslanmak durumundayız. Birinci İktisat Kongresi’nden ilham almak durumundayız. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün çalışmadan, yorulmadan, üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, sonra da istiklal ve istikballerini kaybeder sözünü kulağımıza küpe yapmamız lazım. Türkiye’nin geçmişteki büyük kalkınma hamlelerine sahip çıkmamız lazım. Nesilden nesile geçen bu tarihi zenginliği, vizyoner, iradeli ve icraatçı bir yaklaşımla birleştirdiğimizde büyük Türkiye’nin yolu açılacak. Türkiye yeninin yürüyüşüne başlayacak ve ülkemiz gerçek anlamda çağ atlayacak” dedi.
İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin ikinci gününde konuşan DEVA Partisi Sanayi, Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm Politikaları Başkanı Burak Dalgın, “Yeni’nin Yürüyüşü” konulu bir konuşma yaptı. Dalgın, “İzmirli meşhur sanatçımızın şarkısındaki gibi ‘kaybolan yıllar’ diye oturup ağlayacak mıyız, hayır. Adını net koyalım, bir patinaj halindeyiz. Bundan çıkmanın yolu da topyekûn kalkınma seferberliği. Kamudan özel sektöre, kadınıyla erkeğiyle, hukuktan teknolojiye uzanan bütün kesimleri seferber eden bir harekete ihtiyacımız var. Ama bunu yepyeni bir yaklaşımla yapmamız lazım. Aynı patinaj tekrar etmesin diye. Benim önerim ‘Yeninin Yürüyüşü’. Bu bir yolculuk, üç temel ihtiyaç var: Fırsat ve tehditleri görmek için vizyona, belirsizlik içinde karar alabilecek iradeye ve bunları eyleme geçirecek icraatçı yaklaşıma” dedi.
“Zemine sağlam basmamız lazım”
Türkiye’nin geçmişteki büyük kalkınma hamlelerine sahip çıkılması gerektiğini söyleyen Dalgın, “Yahya Kemal’in ‘Kökü mazide olan atiyim’ ifadesi benim için çok kıymetli. Bizim ‘yeninin yürüyüşü’ için de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Her iddialı yürüyüşte zemine sağlam basmamız lazım. Bu yüzden tarihsel arka plana da dayanmak zorundayız. Tanzimat ve Meşrutiyet’ten bugüne doğru uzanan modernleşme maceramıza yaslanmak durumundayız. Birinci İktisat Kongresi’nden ilham almak durumundayız. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün çalışmadan, yorulmadan, üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, sonra da istiklal ve istikballerini kaybeder sözünü kulağımıza küpe yapmamız lazım. Türkiye’nin geçmişteki büyük kalkınma hamlelerine sahip çıkmamız lazım. Nesilden nesile geçen bu tarihi zenginliği, vizyoner, iradeli ve icraatçı bir yaklaşımla birleştirdiğimizde büyük Türkiye’nin yolu açılacak. Türkiye yeninin yürüyüşüne başlayacak ve ülkemiz gerçek anlamda çağ atlayacak” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından “Yeniliğe Davet” sloganıyla tüm Türkiye’yi geleceği inşa etmeye çağıran İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin ikinci gününde TED Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayça Tekin Koru konuştu. “Küreselleşmeyi Yeniden Düşünmek” başlığı altındaki sunumunda küreselleşme ve etkileri ile ilgili bilgiler verdi. İktisat Kongresi’nin siyasi bağımsızlığın iktisadi bağımsızlıkla tamamlanması yolundaki ilk kolektif adım olduğuna da dikkat çekti. Kontrolsüz küreselleşmenin risklerine de değinen Koru, yeni ekonomik krizlere hazır olunması gerektiğinin altını çizdi.
“Ekonomik ve insani yıkımın içindeyiz”
Ülke olarak hem ekonomik hem insani bir yıkımın içinde olduğumuzu vurgulayan Koru, “Afetle ve felaket arasındaki farkı açıklamak istiyorum. Maalesef bunları eş anlamlı gibi kullanıyoruz fakat değil. Deprem, sel, tsunami, orman yangınları ya da kuraklık gibi doğa kaynaklı veya nükleer sızıntı, biyoterör gibi insan kaynaklı afetler vardır. Bunların bir kısmı kaçınılmazdır bir kısmı önlenebilir. Bu afetlerin iyi yönetilememesi felaketle sonuçlanır. Yani felaket kader değildir. Felaketler toplumun üzerinde etkili olan dışsal, öngörülemeyen olaylardan ziyade iktisadi, siyasi ve toplumsal dinamiklerin yönetilememesinden kaynaklanan kalkınma sorunlarının tezahürüdür” dedi.
“Türkiye’nin ticari açığı 8 kat arttı”
Türkiye’nin son kırk yıllık ekonomik durumundan bazı örnekler sunan Koru, “Uluslararası ticaret karnemize baktığımızda Türkiye’nin bu süreçte ticari açıklığı etkileyici bir biçimde 8’e katlanıyor. Buradaki önemli eleştiri; ihracat büyümesinin ithalattaki büyümeye bağlı olması ve bunun yarattığı cari açık sorunu. Son kırk yılda ihracata konu olan mallar daha rekabetçi hale geliyor. 1979’da yüzde 0.15 dünya ihracatındaki payımız 7 kat artarak yüzde 1.05’e çıkıyor. Aynı dönemde dünya gayri safi yurt içi hasılasından (GSYH) aldığımız pay yüzde 0,89’dan yüzde 0,84’e geriliyor. Aslında çok da iyi bir şey yapmamışız. Ticarette kendi çapımızda çok genişlemişiz. Milli hasıla payımız bırakın yerinde saymayı, geriye gitmiş” ifadelerini kullandı.

İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’ne katılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Selçuk Sarıyar, “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Şehir Ekonomileri” başlığıyla bir sunum yaptı. Türkiye’nin yeşil dönüşümünün önemli olduğunu vurgulayan Selçuk Sarıyar, “Türkiye’de yeşil dönüşüm bir yandan yeni istihdam olanakları yaratıyor. Ama sürdürülebilirlik açısından seçeneklerin daha kısıtlı olduğu sektörlerdeki işleri riske atması da bir olasılık. Türkiye’nin mevcut ekonomik yapısı içerisindeki rekabetçi ürün sayısı oldukça düşük. Dünya Bankası’nın analizlerine göre en fazla iş gücü kaybı metal, kömür ve kimyevi malzemeler sektörlerinde olacak. Dünya Bankası’nın sunduğu yol haritasının uygulanması halinde Türkiye’de kömürün elektrik üretiminde yüzde 32 olan payının, 2030 yılında yüzde 9’a inmesi hedeflenmekte. Zonguldak, Manisa, Kütahya, Bartın, Afşin, Elbistan bu durumdan en çok etkilenecek bölgeler arasında” dedi.
Millet İttifakı’nın ortak politikalar mutabakat metninde yer alan ifadelere atıfta bulunan Sarıyar, “Yeni termik santral yapılmayacak ve mevcut santraller içerisinde uygulanacak kapatma planlarının sosyal ve ekonomik çerçevede mağduriyete neden olmadan gerçekleşeceğinin altını çizmek isterim” diye konuştu.
Ekonomi yeniden canlandırılmalı
Kahramanmaraş merkezli depremlerin bölge kentleri üzerindeki ekonomik etkisine de değinen Selçuk Sarıyar, şunları söyledi: “Üretimin durma noktasına geldiği şehirlerde kısa vadede sonuç getirecek adımların hayata geçirilmesi gerekiyor. Yine gelir kaynağını kaybeden vatandaşlarımız için alternatifler yaratmamız şart. Türkiye’nin ihracatının yüzde 10’unu sağlayan, yıllık büyümeye bir puandan fazla katkı sağlayan bu illerimizi iktisadi hayata geri kazandırmama gibi bir lüksümüz bulunamaz. Üretim emekçi, çalışan ve iş gücü ile mümkündür” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Yoksulluk Dayanışma Ofisi Koordinatörü Hacer Foggo “Onurlu Yaşam ve Yoksulluk” başlıklı konuşmasında yoksulluğa sadece gelir üzerinden bakılmaması gerektiğini söyledi. Foggo, “Yoksulluk bir erişmeme hali, sesini duyuramama hali. Aynı zamanda onurlu ve özgür bir yaşama erişememe hali. Çalışma hakkınız yoksa eğer, gıdaya erişiminizi de engelliyor, çocuğunuzun eğitim hakkını da engelliyor. Aslında hepsi iç içe. Aynı anda birden fazla yoksulluğa maruz kalıyorsunuz. Bir erişememe hali çünkü kolay kolay durumunuzu değiştiremiyorsunuz. İşten çıkartıldığınız için intihar eden insanlar var. Yoksulluğa çok boyutlu bakmak gerekiyor. Umarım önümüzdeki dönemde yoksullukla ilgili sosyal politikalara çok boyutlu yoksulluk ölçümleriyle bakacağımıza inanıyorum” dedi.
“Öncelik insan hakkıdır”
Konuşmasında insan hakları vurgusu yapan Foggo, “Sadece gelir üzerinden değil, insan hakları temelli yoksulluk politikasıyla ancak yoksulluğun önlenebileceğine inanıyorum. İnsan haklarına dayalı bir yaklaşım, kadını, çocuğu, yaşlıyı, engelliyi hizmet alan her bir bireyi her şeyin merkezine koyar. Bizi çok bürokratik ve çok hesaplı olmaktan uzak tutar. Öncelik insan hakkıdır” dedi.
“Bu korkuyu yeneceğiz”
Foggo, “Yoksulluğu bitirecek olan tek şey yoksulluk içinde mücadele edenleri dinlemek ve anlamaktır. Dinlediğiniz zaman aslında onlar neler yapılması gerektiğini söylüyorlar. Yurttaşlarımız kreşi 5 kilometre uzakta değil, terlikleriyle gidecekleri bir yerde istiyor. O nedenle katılım çok önemli. Yoksulluk aynı zamanda görünmemektir, endişedir, korkudur. Biz bu korkuyu yeneceğiz. Politika yapıcıların net bir sosyal politika ve yoksulluk politikası düzenlemesi gerekiyor. Yoksulluğa çok boyutlu bakmak gerekir. Eğitim, sağlık, gıda güvenliği, yaşam standartları, gelir kaynakları ile gelir elde etme yetenekleri olmak üzere 5 boyutta değerlendirilmeli” dedi.
Kongre canlı izlenebiliyor
Sivil, şeffaf ve tümüyle katılımcı bir girişim olan İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi, 21 Mart’ta sona erecek. Kongre sonucunda yeni yüzyıla yön verecek politika önerileri tüm Türkiye ile paylaşılacak.
Yedi gün sürecek İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’ne katılım “İktisat Kongresi” mobil uygulamasından sağlanabiliyor. Ana oturumlar için ilgili güne kayıt yaptırmak ve verilen karekodu etkinlik alanında göstermek yeterli oluyor. Kongrenin tamamı İzmirTube YouTube kanalından canlı olarak yayınlanıyor.
Kongrenin sekreteryası İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Planlama Ajansı (İZPA) tarafından yürütülüyor. Kongre programı ve diğer tüm detaylar için iktisatkongresi.org ziyaret edilebilir.




