Sürdürülebilirlik ve Yönetim Kurulları

Sürdürülebilirlik. Kurumsal sorumluluk. İş amacı. Sosyal sorumluluk. ESG.

Sürdürülebilirlik. Kurumsal sorumluluk. İş amacı. Sosyal sorumluluk. ESG.                     Ne derseniz deyin, yetkin kurullar artık çevresel, sosyal ve yönetişim konularını ikinci plana atmayı göze alamıyor.

Kısa bir süre öncesine kadar, bu konuların -ürkütücü hava olaylarından, daha yüksek asgari ücret taleplerine ve yönetim kurulu üyelerinin çeşitliliğine kadar- yönetim kurulu gündeminde yer almadığı yaygın olarak kabul ediliyordu. Şimdi yönetim kurulu üyeleri bu konuları görmezden gelmenin kurumları için yaratacağı tehlikenin artık ciddi anlamda farkında.

Dünyanın en büyük varlık yöneticisi olan firmaları gelecekte yatırım kararlarında sürdürülebilirliği temel bir hedef olarak göreceklerini duyururken, bu anlamda farkındalığın hızla değiştiğini ve finansın temelden yeniden şekillendirilmesinin eşiğinde olduğunu vurguluyorlar. İklim riskine ilişkin kanıtlar, yatırımcıları modern finansla ilgili temel varsayımları yeniden değerlendirmeye zorluyor.

Kurumsal amaca daha geniş ve daha eksiksiz bir bakış açısı getiren yönetim kurulları, uzun vadeli değer yaratmaya, herkese – yatırımcılara, çalışanlara, topluluklara, tedarikçilere ve müşterilere daha iyi hizmet etmeye odaklanıyor.

Şimdiye kadar kâr elde etmek ve hissedarlara değer kazandırmak kurumlar için öncelikliyken artık en iyi yönetilen şirketlerin bundan çok daha fazlasını yaptığı görülüyor. Müşteriyi ilk sıraya koyan, çalışanlarına ve topluluklarına yatırım yapan kurumlar sonunda, uzun vadeli değer yaratmanın en umut verici yolunun bunlar olduğunu bilir.

  1. yüzyıldaki işletmelerin tüm paydaşlar için uzun vadeli değer üretmeye, hem iş dünyası hem de toplum için ortak refah ve sürdürülebilirlikle sonuçlanacak zorlukları ele almaya odaklanması her zamankinden daha kritik.

90’lı yıllarda yönetim ve yönetim kurullarının en önemli görevi şirketin hissedarlarına karşıydı. Çalışanlar veya yerel topluluklar gibi diğer paydaşların çıkarları yalnızca hissedarlara karşı görevin bir türevi olarak alakalıydı. Ancak bu an itibarıyla artık günümüzde paydaşların her biri esastır. Yani yalnızca hisse sahiplerine değil, aynı zamanda işçilere, müşterilere, tedarikçilere, topluluklara ve topluma da hizmet etme sözü verilerek mevcut gelenek bozulmuş oldu.

Tüm bunlar, modern teknolojinin mevcut iş modellerini alt üst ederek, ister yatırımcılar ister aktivistler olsun, dışarıdakilerin bir şirketin uygulamalarına ve ESG sorunlarıyla başa çıkma konusundaki şeffaflığına daha fazla ışık tutmasını sağlıyor.

Nitekim sosyal medya ve diğer teknolojilerin yardımıyla resmi otoritenin aşındığı ve böylece dünyanın dört bir yanındaki sıradan insanları daha önce hiç mümkün olmayan bir şekilde güçlendirdiği belirtiliyor.

Sonuç olarak, iş dünyası liderleri de dahil olmak üzere yerleşik otoritelerin artık mesajlarını filtrelemeye başlamalarına neden oldu ve bilinmesini istemedikleri bilgileri gizlemeleri daha zor hale geldi. Tüm bu gelişmeler artık bir iletişim veya CEO’nun hoş konuşması ya da sadece doğru şeyi söyleme meselesi değil, kurumların hayatta kalma ve büyümeleri için öncelikli konu haline geldi.

Eylemleri ile söylemlerinin örtüşmesi gereken şirketlerin, geçmişte çok sık olarak, ESG konularındaki güçlü sözleri eylemleriyle eşleşmedi ve daha fazla hesap verebilirlik için çağrılar, beklentiler arttı. Günümüzde kurulların sürdürülebilirlik risklerinin, fırsatların ve ifşaatlarının proaktif gözetimi için, gereken içgörü ve bilgilere sahip olduklarından emin olmaları gerekiyor.

Bundan böyle şirketlerin ve kurulların etkili sürdürülebilirlik açıklamaları üretmediğini veya bu konuları yönetmek için çerçeveler uygulamadığını düşündüğümüzde, yönetim kurulu üyelerini sorumlu tutacağız. İfşa etme konusunda ise halihazırda kurduğumuz zemin ve sürdürülebilirliği çevreleyen artan yatırım riskleri göz önüne alındığında, şirketler sürdürülebilirlikle ilgili açıklamalar ve iş uygulamaları ve altında yatan planlar konusunda yeterli ilerleme kaydetmediğinde, yönetim ve yönetim kurulu yöneticilerine karşı oy kullanmaya giderek daha yatkın olacağız.

Yatırımcıları bir araya getirmenin ilk adımı olarak yönetim kurulları şu dört temel soruya yanıt aramalı:

S1: Önümüzdeki yıllarda müşterilerimiz ve çalışanlarımız, şirketin ürün ve eylemlerinin çevresel ve sosyal etkilerini bugün olduğundan daha fazla mı yoksa daha az mı önemseyecekler?

İçgörü: Yönetim kurulu, müşterilerin ve çalışanların daha fazla ilgilenmesini beklemelidir. Yönetim kurulu, yönetimin kilit paydaşların şirketin gelecekteki ürünlerinden ve eylemlerinden ne bekleyeceğine inandığını sorgulamalıdır.

S2:  Şirket şu anda en çok parayı çevresel ve sosyal sorunları çözen ürünlerden mi yoksa bu sorunlara katkıda bulunan ürünlerden mi kazanıyor?

İçgörü: Bu oran, bir geçişin gerekli olup olmadığı veya ne kadar hızlı olması gerektiği konusunda yönetim kuruluna bilgi verecektir.

S3:  Mevcut iş stratejimizle yetenekleri çekmek ve elde tutmak için riskler ve fırsatlar nelerdir?

İçgörü: Cevap, stratejinin yeniden gözden geçirilmesi gerekip gerekmediğini belirleyecektir.

S4: Şirket için kısa, orta ve uzun vadede potansiyel ESG ve iklim geçişi riskleri ve fırsatları nelerdir?

İçgörü: Yanıt, stratejik bir tartışma için iyi bir temel oluşturmalıdır.

 

Özellikle büyük şirketlerin birçok yönetim kurulu, dışarıdan bir danışma organının, ESG yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmada değerli bir kaynak olabileceğini gördüler. En iyi danışma grupları, genellikle şirketin işiyle doğrudan ilgili olmak zorunda olmayan çeşitli alanlarda uzmanlardan oluşur.

Örneğin, Volkswagen’in 2016 yılında kurulan “sürdürülebilirlik konseyi”, Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü’nün eş direktörünü; İsveçli içki mağazaları zinciri Systembolaget’in CEO’su; Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa Yeşiller grubunun eski başkanı; iklim eyleminden sorumlu eski bir AB komiseri; BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin kurucu direktörü; Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde bir kamu politikası uzmanı; ve DSÖ/Dünya Bankası Küresel Hazırlık İzleme Kurulu eş başkanı.

Bununla birlikte, danışma kurulları, yalnızca yöneticiler ve üst düzey yönetim, üyeleriyle zamanında ve etkileşimde ciddi bir taahhütte bulunmaya istekli olduklarında faydalı olmaktadır. En iyileri, şirketin resmi yönetişim yapısıyla doğrudan bağlantılıdır, böylece yönetim kurulu, kendi üyelerinin uzmanlığının ötesindeki konularda dışarıdan girdi almak için tanımlanmış bir yola sahip olur.

Öyle olsa bile, nihai sorumluluk direktörlerin kendilerine ait olmalıdır. Yönetim kurulunuz bu meydan okumaya hazır mı?

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu