“Vesayet değil, siyaset! Kayyuma, darbeye hayır!”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin çağrısıyla Ankara Tandoğan Meydanı on binlerce yurttaşın katıldığı büyük bir mitinge ev sahipliği yaptı. “Vesayet değil, siyaset! Kayyuma, darbeye hayır!” sloganıyla düzenlenen mitingde bugün Ankara’da görülecek Kurultay Davası öncesi güçlü bir mesaj verildi.

Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek olan CHP Kurultay Davası öncesinde gerçekleştirilen miting, siyasette tansiyonu yükseltti. CHP yönetimi, bu buluşmayla hem kayyum uygulamalarına hem de vesayet girişimlerine karşı olduklarını ilan etti.

Mitingde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, alandaki yüzbinlere seslendi:

“Unutulan halkçı belediyeciliği yeniden tesis ettik ve her tarafa adalet getirdik ve beş yılın sonunda bütün engellemelere rağmen Ankara’da oylarımızı yüzde 60’a, 3 olan belediye sayımızı da 16’ya çıkarttık. Ve mecliste de çoğunluğumuzu sağladık.

Dolayısıyla yapılan engellemelere Türk halkının, Türk milletinin nasıl cevap verdiğinin örneği Ankara oldu.

Bunu neden söylüyorum? Şimdi hem Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin, muhalefet belediyelerinin engellenmesinin sonu da en erken zamanda yapılacak seçimde mutlaka aynısı olacak.

İstediğimiz adalet. Başta Ekrem Başkan olmak üzere belediye başkanlarımız tutuklu. İddianameler halen hazırlanmadı. Bazı tutuklulukları anlamak mümkün değil. Çünkü tutukluluk istisna, tutuksuz yargılanma olması gereken şeydir. Hukukun genel kuralı budur. Bunlar tersine işliyor şu anda.

Dolayısıyla öncelikli olarak derhâl hepsinin tahliye edilmesi ve duruşmalarının da şeffaf bir şekilde yapılmasını talep ediyoruz.

Ankara’da eski döneme ait bazı yolsuzluk dosyaları verdik. Bugüne kadar hiçbiri tutuklanmadı. Hakkında iki kitap dolusu yolsuzluk dosyası yazılan belediye başkanı hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Ailece Ankara’ya çökmüşler!”

Mansur Yavaş’ın ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, konuşmak için kürsüye geldi.

Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Cumhuriyet’in yüceldiği topraklardayız: Çankaya Köşkü’yle, Anıtkabir’iyle, meclisleriyle ve meydanlarıyla… Adeta cumhuriyetimizin yaşayan müzesine, Atamızın şehrine hoş geldiniz.

Bu tarihi meydanda yine tarih yazıyoruz; 1950’lerde Kıbrıs mitinglerinin, 1959’da büyük işçi mitinglerinin, Altıncı Filo’ya karşı bağımsızlık mitinglerinin yapıldığı meydandayız.

Tandoğan Meydanı’nda akşam saatlerinde girişler planlandığında “500.000 kişi doldurabilir burayı” dedikleri arama noktalarını bugün altı kere ileriye aldınız. Milyonlar oldunuz; Tandoğan’a aktınız.

Bir mitingde değiliz elbette… Yine bir eylemdeyiz; serbest seçimler için, demokrasi için eylemdeyiz.

Bugün burada sadece Cumhuriyet Halk Partililer yok; İşçiler, emekliler, kadınlar burada; farklı partilerden demokratlar, sendikalar, sivil toplum örgütleri burada.

Türkiye İttifakı’nın tüm renkleriyle, kol kola bu meydandayız. Bugün “vesayet değil siyaset” diyenler; Kayyuma, darbeye “hayır” diyenler, 19 Mart darbesinden sonra 54. kez direnenler burada.

Bu meydan dosta güven, olmayana kaygı veriyor; Tüm otokratlar meydanlardan korkar. Demokratlar meydanları doldurur.

Otokratlar, oturdukları köşeden o meydanı izlerler ve titrerler. Bugün, sarayında oturup bu meydandan korkanlar da var.

Bu meydana, sarayından bakana sesleniyorum: Ey Erdoğan! Tandoğan Meydanı’nı hiç böyle gördün mü?

Meydana varan bütün bulvarlar sonuna kadar dolu; Kimse ayrılmıyor, görüyor musun? Bu meydanda senin gibi korkanlar değil; senden korkmayanlar, zulümden yılmayanlar var.

Bu meydan, korkuyu evde bıraktı. Bu meydan direniyor. Bu meydan mücadele ediyor.

Cumhuriyet Halk Partisi, Kuva-yı Milliye’den doğar; Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin birleşmesiyle oluşur.

İlk kurultayını Sivas Kongresi sayar. Atatürk’ün deyimiyle o günden beri ayaktadır; Bu parti, Cumhuriyeti kuranların, Cumhuriyeti kuran kadroların partisidir.

Ancak bu parti, Cumhuriyet’in tek sahibi, o başarıyı paylaşmayan bir parti değil… Aksine hepimizin dedesini, hepimizin ninesini o kuruluşa ortak eden, o kuruluşta gören… Ve Cumhuriyet’e sahip çıkmayı, Atatürk devrimlerine sarılmayı, demokrasiyi ayakta tutmayı tüm partilerden bekleyen bir partidir.

Bu anlamda, her ne kadar şu an iktidarda demokrasiyi bir amaç değil, bir araç olarak gören, “işimize geldi bindik, işimize gelince ineriz” diyen; 31 Mart seçimlerini kaybedince ve bir daha genel seçim kazanamayacağını anlayınca demokrasi treninden inen birileri yönetse de…

Son günlerde yaşadığımız bütün süreçlerde; Parti, Demokrat Parti’nin ziyaretiyle başlayan, DEM Parti’nin, Zafer Partisi’nin ziyaretleriyle, Yeniden Refah Partisi’nin ziyaret talepleri, iyi dilekleriyle, İYİ Parti’nin, DEVA’nın, Gelecek Partisi’nin, Saadet Partisi’nin paylaşımları ve telefonlarıyla; sağdaki dostlarımız gibi, Türkiye İşçi Partisi’yle, EMEP’le, Sol Parti’yle omuz omuza… Türkiye’nin bütün demokratları demokrasinin tarafındayız.

Önümüzdeki çarşamba, tam 260 imzayla Anayasa Mahkemesi’ne birlikte gidiyoruz; Kayyuma karşı da sağdan sola hep beraber direniyoruz.

Tandoğan’dan ilan ediyoruz ki: Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisidir. Ana muhalefet partisidir. Bu mücadelede tüm kardeş partilerimizle birliktedir, omuz omuzadır, hepsine müteşekkirdir.

Partimiz yıllarca darbelerin hedefi oldu; kapatıldı, genel başkanlarımız tutuklandı, hapse atıldı. Ama her zorluğu milletimizle birlikte yendik.

47 yıl sürdü… İkinci parti olduk, birinci parti olamadık. Seçimleri kazanamadık ama demokrasiden şaşmadık.

Rakiplerimize darbe yapıldı, darbecilere değil; demokrasiye sahip çıktık; 47 yıl sabır gösterdik, millete güvendik.

47 yıl sonra, 31 Mart seçimlerinde bir büyük başarıyı; belediye başkanlarımızla, il belediye başkanlarımızla, ilçe ve belde belediye başkanlarımızla Türkiye nüfusunun yüzde 65’ine hizmet imkanını yakaladık.

Ve o günden sonra, ilk konuşmamızdan itibaren: “Bu bir savaş değil, bu bir yarıştı, bu gece bitti” dedik. “Bu seçimin kazananı CHP’dir, kaybedeni yoktur” dedik. “Kimseyi verdiği oya pişman etmeyeceğiz, ama vermeyene ‘Keşke ben de verseydim’ dedirteceğiz” dedik.

Hizmet dedik, yoksula sahip çıkmak dedik; başkanların ceplerinde belediyenin kapısının, kasasının, şehrin altın anahtarı yok; Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının anahtarı var dedik.

İstanbul’da Ekrem Başkan, Ankara’da Mansur Başkan… Hep birlikte çalışarak, örnek hizmetlerle milletin gönlüne girince… Yapılan anketlerde, seçimin çok ilerisinde sonuçlar alınca…

Karşımızdakiler, bizim 47 yıl gösterdiğimiz sabrı, 47 yıl gösterdiğimiz metaneti, 47 yıl gösterdiğimiz demokrasiye saygıyı, 47 ay göstereceklerdi.

O gün, genel seçimlerin takviminin başlamasına 47 ay vardı; Değil 47 ay, 47 gün hazmedemediler. 47 gün yenilgiyi kabullenemediler.

İlk yenilgilerinde demokrasi treninden indiler. Ve dünyadaki diğer otoriterleri örnek alan değil, onları aşan, onların cesaret edemediği işlere kalkışan bir saldırıya giriştiler. Önce seçimli otoriterlik kuranlar, şimdi seçimsiz bir diktatörlüğe geçmenin hevesi içindeler.

Atatürk’ten miras Cumhuriyet’e, demokrasiye, sandığa saldırıyorlar. Çok partili rejime saldırıyorlar.

Bu iktidar, demokrasi istemiyor: Biliyorlar ki demokrasi olsa, sandıktan çıkamayacaklar. Biliyorlar ki adalet olsa, kendi suçlarını örtemeyecekler.

Ama ant olsun ki, adaleti de, demokrasiyi de, barışı da biz getireceğiz! Bu meydanlar, bu eylemler  ve bu direniş getirecek.

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu