Türkiye, Avrupa’nın sanayi dönüşümünde kurucu ortak olmalı

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Türkiye’nin Avrupa pazarına uyum sağlayan bir tedarikçi olmanın ötesine geçmesi gerektiğini belirterek, “Türkiye’nin, Avrupa’nın yeşil, dijital ve dirençli sanayi dönüşümünün kurucu ortaklarından biri olarak konumlanması gerekiyor.” dedi.

Yalçındağ yılın ilk yarısında Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yönelik ihracatta kaydedilen artışı Avrupa ekonomisindeki sınırlı büyüme, yüksek finansman maliyetleri ve jeopolitik belirsizlikler dikkate alındığında oldukça kıymetli bir performans olarak değerlendirdiklerini söyledi.

Türkiye’nin AB pazarıyla kurduğu ilişkinin yalnızca dönemsel talebe dayalı bir ihracat ilişkisi olmadığına işaret eden Yalçındağ, “Aksine üretim, tedarik, lojistik ve sanayi entegrasyonu bakımından daha derin ve yapısal bir niteliğe sahip olduğunu gösteriyor.” ifadesini kullandı.

Yalçındağ, özellikle Avrupa’da talebin zayıf seyrettiği, tüketici kredilerinin ve yatırım iştahının baskı altında kaldığı bir dönemde Türkiye’nin AB’ye ihracatını artırabilmesinin Türk sanayisinin esnek üretim kapasitesini ve Avrupa değer zincirleri içindeki güvenilir konumunu teyit ettiğini bildirdi.

Yılın ilk yarısında AB ülkelerine ihracatın önemli bir performansa işaret ettiğini kaydeden Yalçındağ, “Nitekim geçtiğimiz yılın tamamında yüzde 42,8 olan AB ihracatımızın toplam ihracatımız içerisindeki payı, bu yılın ocak-haziran döneminde yüzde 43,5’e yükseldi. Söz konusu bu artışta bölge ülkelerinden Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa’ya ihracatımızdaki artışların etkili olduğunu görüyoruz, ki bu 4 ülke yılın ilk yarısındaki toplam AB ihracatımızın yüzde 50’sini kapsıyor.” açıklamasını yaptı.

Mehmet Ali Yalçındağ, yeşil dönüşümü tamamlamanın ve dijital ürün pasaportu gibi yeni AB standartlarına tam uyum sağlamanın önemli olduğunu belirterek, ucuz iş gücü rekabetinden ziyade hızlı, güvenilir ve yeşil tedarikçi kimliğin ön plana çıkarıldığı bir ticari düzleme kavuşmanın önemine dikkati çekti.

Özellikle otomotiv sektörü bağlamında AB’de gündeme gelen “Made in Europe” yaklaşımını da dikkatle takip ettiklerini kaydeden Yalçındağ, “Türkiye, Gümrük Birliği ilişkisi, aday ülke statüsü ve Avrupa değer zincirleriyle yüksek düzeyde bütünleşmiş üretim yapısı sayesinde Avrupa sanayi ekosisteminin ayrılmaz bir parçasıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

Yalçındağ, Türk firmaları açısından önceliğin AB’nin yeni sanayi ve ticaret mimarisine yalnızca mevzuat uyumu perspektifiyle değil, stratejik konumlanma perspektifiyle yaklaşmak olduğunu kaydederek, “Karbon ayak izinin ölçülmesi, emisyon verilerinin doğrulanabilir ve dijital sistemlerle raporlanması, menşe ve tedarik zinciri izlenebilirliğinin güçlendirilmesi, dijital ürün pasaportu ve sürdürülebilirlik standartlarına hazırlık, önümüzdeki dönemde AB pazarında rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar olacak.” diye konuştu.

Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki rolünü ortaya koyan sektörel etki analizlerinin güçlendirilmesi ve AB kurumları nezdinde teknik-diplomatik temasların artırılmasının büyük önem taşıdığını ifade eden Yalçındağ, “Türkiye’nin Avrupa pazarına uyum sağlayan bir tedarikçi olmanın ötesine geçerek, Avrupa’nın yeşil, dijital ve dirençli sanayi dönüşümünün kurucu ortaklarından biri olarak konumlanması gerekiyor.” dedi.

“Türkiye, AB için sadece ürün sattığı bir pazar değil, tedarik zincirlerinin ayrılmaz bir parçası olan stratejik ortak konumundadır.” ifadesini kullanan Yalçındağ, Avrupa Birliği’nin son dönemde uygulamaya aldığı ticaret, sanayi ve rekabet politikalarını, Türk ihracatçısı açısından yalnızca yeni düzenleyici yükümlülükler olarak değil, küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği daha geniş bir dönüşümün parçası olarak değerlendirmek gerektiğine işaret etti.

Mehmet Ali Yalçındağ, Avrupa’ya yakınlığı, güçlü sanayi altyapısı, esnek üretim kapasitesi ve Gümrük Birliği tecrübesinin Türkiye için önemli bir stratejik fırsat alanı oluşturduğunu dile getirdi.

Türkiye ile AB arasındaki entegrasyon sürecinin yeniden canlandırılması ve Türkiye’nin Avrupa’nın stratejik geleceğinde daha güçlü konumlandırılmasının önemine işaret eden Yalçındağ, “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve AB’nin Çin’e olan bağımlılığı azaltmak için getirdiği tek ülkeden en fazla yüzde 30-40 tedarik gibi katı kurallar, AB’nin Latin Amerika, Hindistan ve Avustralya ile yapmış olduğu serbest ticaret anlaşmaları, bölgedeki ticaret denkleminin yeniden belirlenmesi anlamına gelmesi bakımından oldukça önemlidir.” şeklinde konuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu