Sosyal acılara ağrı kesici iyi gelir mi?
Bir yazıda okumuştum. Meğer beynimiz, fiziksel acı ile duygusal acıyı aynı şekilde algılıyormuş. İnsanların acı eşiği sadece fiziksel değil, nörobiyolojik ve psikolojik bir mesele. Beyindeki ağrı merkezleri örneğin anterior singulat korteks hem fiziksel acıyı hem sosyal acıyı algılıyor. Yani elini kesmekle, aşağılanmak ya da dışlanmak beynin aynı bölgelerini tetikliyor. O yüzden “kalbim acıdı” lafı mecaz değil, gerçek bir beyin tepkisi.
Herkesin bu acıyı hisseden bölgesi aynı hassasiyette çalışmıyor. Genetik, çocukluk deneyimleri, hatta hormonlar bile etkili. Örneğin bazı insanlar doğuştan daha az sosyal acı hissediyor. O yüzden başkasının lafı onları pek sarsmıyor. Kimi de çocukken sürekli eleştirilmişse, yetişkinlikte tek bir iğneleyici söz bile onları darmadağın ediyor. Biz bu insanlara hassas diyoruz.
İlginç bir şey daha; araştırmalar diyor ki fiziksel acı kesici ilaçlar, sosyal acı hissini de azaltıyor. Mesela parasetamol (ağrı kesici) kullananlar, reddedilme ya da dışlanma hissini daha az yaşıyor.
Bilim insanı Naomi Eisenberger bir araştırma yapmış. Duygusal acı yaşayan kişilere normal bir ağrı kesici vermiş. İnsanların içsel sıkıntısı azalmış. Bu bilgiyi duyunca aklıma ofisler, çalışma ortamları ve toksik iş arkadaşlıkları geldi. Bazen iş yerinde yaşanan hayal kırıkları, fiziksel bir yaradan farksız olabiliyor.
Bir arkadaşım anlattı. Çok önemli bir proje sunumu varmış, analizler, grafikler, satış raporları falan epey uğraşıp sunum hazırladı, hatta sunumu o kadar önemsedi ki sunum için yeni kıyafetler aldı, WhatsApp’tan atıp güzel olmuş mu diye soracak kadar önemsedi, şirketin en üst yönetim kadrosu da olacakmış sunumda. Çok heyecanlıydı. Günlerce uykusuz kalıp hazırlanmış. Ama sunum sırasında masadakilerin çoğu telefonuna bakıyormuş, bazıları da mail yazmakla meşgulmüş. Bu arada sunuma yönetim kadrosu başka bir toplantı sebebiyle katılmamışlar. Sunumu bitirdiğinde kendisini bomboş hissetmiş, sanki hiç işe yaramamış gibi. O akşam da başı zonklayarak geçmiş. Kimse bana kötü bir şey demedi aslında diyor. Ama yok sayılmak, odada varla yok arası kalmak gibiydi. Resmen kendini değersiz hissetmiş ve içinde tarifi zor bir acı olduğunu söyledi. Belki biraz abartı gelmiş olabilir, ama cidden bir kaç hafta atlatamadı sanırım bu duyguları…
İş hayatı bu tarz küçük acılarla dolu. Sert mailler. Kısa ve soğuk cevaplar. Toplantılarda kimsenin ilgilenmemesi. WhatsApp grubunda attığın mesaja kimsenin dönmemesi ya da yaptığın işlerin takdir görmemesi.
Bunların hepsi beynimiz için gerçek acı.
O yüzden bence iş hayatında küçük nezaketler büyük fark yaratıyor. Kısa bir teşekkür. İsimle hitap etmek. Emek veren birini öne çıkarmak. Tüm bunlar bedavayken neden yapılmıyor? Özellikle bizim ülkemizde bir işe emek verenlere teşekkür etmek sanki paraylaymış gibi. Çoğu kişinin bu konularda eksik olduğunu düşünüyorum, hatta belki de karşısındaki şımarır diye yapmayan egolu yöneticiler bile vardır…
İş yerinde insanın canını en çok yakan şey çoğu zaman olaylar değil, insanlar oluyor. Bir gün biri öyle bir cümle kuruyor ki, üzerinden yıllar geçse bile unutulmuyor. Beyin, kelimelerle gelen acıyı da gerçek bir yara gibi kaydediyor. Küçük, tek bir bakış bile yetiyor. Toplantıda konuşurken insanların gözlerini kaçırması. Mesajına cevap verilmemesi. Paylaştığın fikre hiç tepki gelmemesi, mailine ters bir dönüş, çok heyecanlandığın yeni bir fikrin karşılık görmemesi hatta dinleme nezaketinde bile bulunulmaması…
Fiziksel yaralar çoğu zaman iyileşiyor. Mesela benim sağ elimin serçe parmağı geçtiğimiz ocak ayında ciddi anlamda yaralandı, (maalesef bir hayvan saldırısına uğradım, bu konuyu yakınlarım haricinde kimseyle paylaşmadım ki travması kalmasın, konuştukça o ana gitmemek için…) neyse, serçe parmağım bir daha hiç eskisi gibi olmaz sanıyordum üstünden aylar geçti, hala tam iyileşmemiş olsa da artık umutsuz değilim, çünkü ciddi bir yol katetti, iyileşiyor, yaraları kapandı, şekli her geçen gün düzeliyor. Ama insan, kendini küçük düşüren cümleleri, yok sayılmanın utancını kolay kolay atamıyor, bu yaralar bence kapanmıyor.
Kendini değersiz ya da işe yaramaz hisseden insanların içinde yaşadıkları acı, bence bir bıçak kesiği acısından farksız. Oysa birine teşekkür etmek bazen bütün bu acıları hafifletiyor ya da basit bir “Eline sağlık” demek. Bir fikri desteklemek. Belki bazen ilaçlara değil, biraz daha insanca davranmaya ihtiyacımız var. Kelimelerin sihrine inanıyorum, en soğuk anlarda bile ortamı yumuşatabiliyor, tam tersi de oluyor bazen. Sıcacık bir ortamda patavatsız biri hiç olmaması gereken bir laf ediyor, ortam buz.
Beyin acıları aynı algılıyor demiştim, ağrı kesiciler aşk acısına da gerçek yaraların acısına da, baş ağrısına da iyi geliyormuş. Baş ağrısında da alternatif yöntemler var, migreni olanların özellikle şu ilaç olmazsa başım geçmez dediği türden acılar da var elbette. Ağrı kesiciler o yüzden, evet eksik olmasınlar. Ama diğer konularda, canımızı sıkan, kalbimizi acıtan ve insanların birbirini acıttığı konularda belki bazen ağrı kesiciye değil, sadece biraz iyi niyete, biraz saygıya, biraz da insanca davranışa ihtiyacımız var.
Siz ne düşünüyorsunuz? İş hayatındaki küçük darbeler de vücudu etkiliyor mu sizce?
Seçil Yurtseven




