Savaşın Dili

“Savaş kimin haklı olduğuna değil, kimin güçsüz olduğuna karar verir.” Bertrand Russell

Savaş ve barış insan toplulukları arasında yüzyıllar boyunca dünyada süren döngü halindedir. Ve bu toplulukları yönetenler, savaşlardaki felaketlerden ders almadan, tekrar tekrar savaş çıkarmaya devam ederler. Peki neden?

Onca insan ölürken, kimin haklı olduğu önemli değildir.

Önemli olan milletlerin çıkarlarıdır. Bu çıkarlar arasında kalan halklar, yöneticilerinden hesap bile soramazlar. Halkları bırakın askerler bile, bazen ne için savaştıklarını bilmeden zorla cepheye sürüklenirler.

Bu yüzyılda hiçbir şey eskisi gibi değil. Kapitalizm belası, onurlu, yürekli savaşları bile tarihe gömdü…

Benim için savaşların en onurlusu Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde olan Türk Milleti’nin özgürlüğü için verdiği Kurtuluş Savaşları’dır. Çanakkale’de destanlar yazan bir ulusun, çoluk çocuk, kadın, erkek, ihtiyar demeden, mücadele vermesidir.

Tüm dünyada dengeleri alt üst eden bu savaşların dilinden bahsedeceğim sizlere…

Çanakkale savaşındaki Türk ve itilaf askerleri arasında geçen özel dilden yani cephelerdeki jargonlardan!

Kelimelerin bazıları argo, bazıları mizahi bazıları da düşündürücü… Sanırım en büyük savaşı ölüm ve yaşam arasında veren bu askerler için bu kelimeler, acıyla baş edebilmenin savunma mekanizmalarıydı psikolojilerine…

KİRPİ: Çanakkale Savaşı’nın diğer savaşlarla olan farkı, yakın siperlerin olmasıydı. Batı cephesindeki savaşlar kilometrelerce uzaktan yapılıyordu. Çanakkale’de ise karşılıklı siperler 8- 10 metreye kadar düşebiliyordu. İngilizler, şemsiye şeklinde katlanan, silindir şeklindeki dikenli tellerle siper alıyorlardı. Türk askerleri ise; iki başı haçvari olarak çakılan ve bunlar arasına bir direkle birleştirip, üzerine dikenli teller sarılan ve yuvarlanan engellerle siperlerin önünü kapamışlardı. Türk askerleri bunlara ‘kirpi’ diyordu.

KOCAKARI: Türk askerleri Goliath zırhlısına bu adı takmışlardı.13 Mayıs sabahında  kendisinden 20 kat küçük Muavenet-i Milliye tarafından batırılan Goliath, Türk siperlerine sabahtan akşama kadar mermi yağdırdığı için çıkan sese, Türk askerleri, kendi aralarında ‘Kocakarı dırdırı’ adını takmışlardı…

ANZAC SOUP: Gelibolu’da bombardımanlarla yere düşen top mermileri, yerde küçük çukurlar açıyordu. Delik deşik olan zemin çukurlarına yağmur suyuyla dolar, içine ceset parçaları da gelince bu görüntüye Anzak çorbası diyorlarmış.

KİKİRİK: Güney Anzac sektöründe İtilaf askerlerinin Victoria Gully adı verdikleri dereye Türklerin verdikleri isim.

1908 yılında yayın hayatına başlayan, savaş sırasındaki tek karikatür ve mizah dergisi olan ‘Karagöz’, daha Türkiye savaşa girmeden henüz 3 Kasım 1914’te düşmanın Seddülbahir Kalesini bombardıman etmesinden bahsederken ‘kikirik’ kelimesini kullanmış: “Çanakkale –(Müstaceldir) dalgın dalgın topçuların civarında dolaşan Kikiriğin kuyruğu tekerleğin birine sıkışıp koptuğu ve can havliyle gözünden ateş çıkarak bağıra bağıra kaçtığı maruzdur.”

KARAGÖZ ; İngilizleri, Fransızları ve Rusları alaya alıp aşağılıyor; askerlerini, gemilerini silahlarını, attıkları mermileri hafife alıp küçümsüyordu. Filoları için kale kapısında havlayan köpek benzetmesi yapıyor, dev gemilerden ‘tükürük hokkası’, ağır toplardan soba borusu diye bahsediyordu. İngilizleri “kikirik”, Fransızları “Tango”, Rusları ise ‘Ayı’ olarak adlandırıyordu.Türkçede zayıf, ince, boylu, narin kimselere, Kikirik yakıştırması  İngiliz askerlerin savaştan anlamayan çıtkırıldım kimseler olduğunu söyleniyordu.  Fransız askerleri için kullanılan ‘tango’ ifadesi ise, hafif meşrep kadın anlamı taşıyordu. ‘Ayı’ Rusların milli sembolü olsa da Karagöz bu sözcüğü onlar için gayri medeni, kaba saba, vahşi anlamında kullanıyordu.

KAPALI ÇARŞI: Arıburnu sektöründe, Bombasırtı’nda ( Turkish Quinn’s) yeraltında yapılan zeminlikler nedeniyle, askerler bunları İstanbul’daki Kapalıçarşı’ya benzettiği için bu ismi vermişler. Siber şebekeleri 1915 Mayıs’ından sonra öylesine gelişmişti ki, geri hatlara doğru içlerinde sıcak yemeklerin hazırlandığı ufak mutfaklardan başka, meyveden tütüne her şeyin satıldığı kantinlerde bulunmaktaydı. Türk askerleri gerek bu ‘yaşam alanları’ gerekse savaşın zaman zaman yerin altında devam edip ‘ölüm alanlarına’ dönüşmesinden dolayı, buralara ‘Kapalı Çarşı’ adını vermişti. O zamanlarda savaşan tüm askerlerin, ilk hedeflerinin savaş boyunca yaşamda kalma mücadelesi olmasına rağmen, yaratıcılıklarından ve mizahlarından bir şey kaybettirmemiş.

Şimdilerde savaşları evde oturduğumuz koltuklardan seyredebilme lüksüne sahip olmamız, bazen bizlere konsol oyunlardaki savaş oyunları gibi geliyor. Savaşın dehşetine duyarsız kalabiliyoruz bu yüzden bazen.

O yüzden olup bitenlere futbol takımı gibi taraf tutmak yerine, gerçekçi ve insanoğluna yakışır bir şekilde bakmak lazım olaylara…

   O yüzden ‘Hadi savaşa katılalım’ derken iyi düşünün…

“Bütün savaşları; dövüşemeyecek kadar korkak olan, bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için dünyanın gençlerini cepheye süren hırsızlar çıkarır.” Emma Goldman

 

 Gamze Cantürk 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu