Oyuncu düşerse hikâye biter!

Tarih çoğu zaman hikâyeyi en iyi anlatanın ağzından yazılır.

Bazen doğrudur, bazen yanlış; bazen kazanan yazar, bazen kaybeden.

Ama tiyatronun tarihi, sahneye ilk adımı atan bir kaybeden gibi başlar; Thespis.

Çünkü sahneye çıkmak, kalabalığın içinden ayrılmaktır.

Risk almaktır.

Yalnızlıktır.

Sahneye çıkan ve adı bilinen ilk oyuncu, Thespis. ‘City Dionysia’ isimli oyunda, Atina Festivali sırasında MÖ 534’te sahneye çıkmış.

Ben Britannica’nın yalancısıyım.

23 Kasım günü, rivayet odur ki Thespis, bir tahta arabanın üzerinde durarak şiir okumuş, şiirdeki karakterlerin sesiyle konuşmuş.

Bu ilk performanstır.

Tabii ki bu bilgiler efsane ve geleneksel anlatılara dayanır ve Aristoteles bu meseleyi yüzyıllar sonra yazmıştır.

Aristoteles onu ‘koroyla konuşan ilk aktör’ olarak tanımlar. Thespis’in prolog ve konuşmalarını sahneye taşımış olması trajedinin temel yapı taşlarından biridir.

Oyuncu olmak; oyunculuk insanın kendisini yeniden yapılandırmasıdır.

Thespis’e kadar sahnede insanlar hep koroydu. Hep birlikte konuşan, hep birlikte ağlayan, hep birlikte susan bir topluluk… Sonra Thespis çıktı “Hayır, ben ayrı konuşacağım!” dedi.

İşte tiyatroda bireyin doğuşu burada başladı.

Oyunculuk, bir insanın kendi içindeki binlerce ‘ben‘den birini seçip ona can üflemesidir. Bir metnin karanlık boşluğunda yanıp sönen kıvılcımları, seyircinin kalbine taşıyan köprüdür. Bir oyuncu, karakteri yalnızca canlandırmaz onu yaşar.

Etrafındaki dünya yıkılırken bile sahnede o anın gerçeğini savunur.

Oyunculuk, gerçekte olmayan bir şeyi seyircinin zihninde gerçekmiş gibi titretebilmektir.

Bir yanı büyüdür, bir yanı ameliyat kadar keskin bir ustalıktır.

Kelimelerin üzerinde yürüyen bir cambaz gibidir oyuncu; düşerse hikâye ölür, dengede kalırsa herkes yeniden doğar.

Peki nedir oyuncunun motivasyonu?

Para mı, övgü mü, şöhret mi?

Diziye kapağı atıp bir sezonda villa almayı hedeflemiyorsa; er meydanı tiyatro sahnesinde canlı performans sergiliyorsa bunların hiçbir değildir, oyuncunun motivasyonu…

O içine dolan ateşle, çocukluğundan bu yana insanı aramaktadır. İnsan ruhundaki o karanlık, o aydınlık, o karmaşık ve çelişik yerleri göstermek ister. Bir karakterin acısında kendi acısını bulur; sevincinde kendi yaralarını onarır.

Sahne oyuncunun meydan okuma yeridir; “Korkularını bırak, başka birine dönüş.” Bir bakış, bir nefes, bir saniyelik sessizlik; seyircinin içini titreten o an oyuncunun yakıtıdır.

Kelimeler bazen insanın kalbini ateşe verir, oyuncu o ateşi Prometheus gibi taşımak için vardır.

Thespis insanın ilk kez, kendi olmadığını bilerek başkası olmasıdır.

Bu, felsefi bir devrimdir. Çünkü maskeyi takmak, yalan söylemek değil… Gerçeğin başka bir yüzünü açmaktır.

Bugün sosyal medyada her gün maske takıyoruz. LinkedIn’de başka biriyiz. Instagram’da başka.

Gerçekte ise bambaşka.

Ama bir fark var: Thespis maskeyi hakikate yaklaşmak için takıyordu. Biz, hakikatten kaçmak için.

Ayhan Tinin

 

 
 
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu