Kendi hikayemizi kendimiz yazalım
“Yazının bile olmadığı zamanlarda, ateş başında toplanılan o uzun ve karanlık akşamlarda” anlatılan öyküler, bugün sinema perdesinde yeniden hayat buluyor. Yazar Gülşah Elikbank’ın öncülüğünde hayata geçirilen Mitoloji Film Festivali, Türkiye’yi adım adım dolaşmaya hazırlanıyor.
12 Ekim’de Ankara’dan başlayıp Bursa, Aydın, İzmir ve İstanbul’u dolaşarak 4 Kasım’da Gaziantep’te Zeugma ve Rumkale’nin büyüleyici atmosferinde son bulacak olan festival; film gösterimlerinin yanı sıra akademik paneller, mitolojik konserler ve antik lezzet tadımlarıyla topluma unuttuğu “şenlik” ruhunu yeniden hatırlatmayı vadediyor.
Mitoloji Film Festivali’nin çıkış noktasını, Anadolu’nun sinemaya yansımayan kültürel mirasını ve mitolojinin modern insandaki karşılığını yazar Gülşah Elikbank ile konuştuk.
Festival manifestosunda “ateş başında toplanılan uzun akşamlarda şekillenen öykülerden” bahsediyorsunuz. Bugün o ateşin yerini sinema perdesi mi aldı? “İnsanlığın Ortak Hikayesi” mottosuyla yola çıkan bu festivalin tohumları tam olarak nasıl atıldı?
İnsanların hala onlara umut veren hikayelere ihtiyacı var. Belki zaman değişti ama insan temel olarak değişmedi. Dün neyse bugün de az çok o… Fakat zaman değişirken teknoloji girdi yaşamımıza, geçtiğimiz yüzyıl belki edebiyatın şansı daha yüksekti insanlara ulaşma noktasında ama bu yüzyılda onun yerini görselliğin gücü ve kolaycılığıyla sinema aldı. Ben de bir roman yazarı olarak, romanlarında masallardan, Türk mitolojisi ve Anadolu efsanelerinden yararlanan biri olarak, bu hikayelerin beyaz perdeye taşınarak yeni nesle ulaşmasının ne kadar önemli olduğunu düşündüm dört yıl önce.
Ankara’dan başlayıp Tralleis, Zeugma ve Rumkale’ye kadar uzanan, antik kentleri de kapsayan çok geniş bir rotanız var. Antik kentlerle güncel yaşam arasında bağ kurma fikri, festivalin bu devasa coğrafi yayılımını nasıl şekillendirdi?
Bu sene Ankara’dan başlamak biraz stratejik bir seçimdi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni kullanarak, vurgulamak istediğimiz alanın altını çizebiliriz, diye düşündük. Üstelik Ankara başkent olarak, Atatürk’ün ebedi dinlenme yeri olarak da bizim için ayrı bir yerde. Rotayı oradan başlatıp bir diğer stratejik yerde, Gaziantep’te sonlandırmak istedik. Elbette bunu yaparken şehrin festivale sahip çıkması, festivali kucaklaması da bizim için önemliydi. Biz küçük bir ekip olarak bu festivali yürütüyoruz. Bu yıl gideceğimiz tüm şehirler festivali heyecanla bekliyor. Hatta farklı şehirlerden de davet aldık ama onları ancak 2027 planımıza katabileceğiz. Bir de tabii Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün dört yıldır bize verdiği destek de son derece önemli bu planlamaları yaparken. Keşke aynı desteği özel sektörden de görebilseydik, mesela turizmcilerden. Antik kentler ve müzeler geçmişin bir parçası olsa da bugünle de bağı olması gereken, yaşama katılması gereken yerler. Biz de festivalde etkinlik mekanı olarak buraları seçerken, onları hem yerel halkın aktif yaşamına dahil etmek hem de uluslararası görünürlüklerini arttırmak istedik.
Mitolojik anlatı yapıları çağlar geçse de pek değişmiyor. Homeros’un kurduğu “kahramanın yolculuğu”, bugün Christopher Nolan gibi yönetmenlerin filmlerinde farklı maskelerle karşımıza çıkıyor. Sizce çağdaş sinema, bu antik “davranışsal kodları”, modern insana nasıl uyarlıyor?
Kahramanın Yolculuğu denen şey değişmez çünkü insan denen varlık çok değişmedi; ifade ettiğim gibi. Bu evrensel kodlar hala çalışıyor. Eve dönüş, sıla hasreti, içsel yolculuk… Bu hepimizin yaşamının bir yerine denk düşer, çünkü herkesin dönmek istediği bir İthaka’sı vardır. Bu kodları biraz teknoloji ekleyerek showa çeviriyor Hollywood. Biz ise elimizdeki müthiş malzemeyi kullanamıyoruz. Çünkü önemsemiyoruz. Yeterinde kıymet vermiyoruz ve toprakla ilişkimizi tam kuramıyoruz. Anadolu’yu tüm medeniyetleri ve üzerinden gelip geçen felsefecileri, matematikçileri, ozanları ile sahiplenmek gerekiyor.
Çok zengin bir mitolojik coğrafyada yaşamamıza rağmen, toplumsal olarak mitolojiyi genellikle Batı’dan ithal süper kahramanlardan ibaret sanıyoruz. Kendi efsanelerimize, Türk ve Anadolu mitlerimize neden bu kadar yabancılaştık?
Tepegöz gibi bir karakterimiz var, kullanamadık. Dede Korkut’un hikayelerindeki ögeler ne kadar kıymetli oysa. Batı’nın hiçbir kahramanı bizdekileri aşamaz bu anlamda. Bir Umay Ana, süper kahraman olarak neden sinemamızda yok? Bizdeki korku varlıklarının zenginliği en iyi korku filmini çekmeye yeter de artar bile. Türk mitolojisinde işaret edilen kıyamet zamanına dair bir hikayeyi kim izlemek istemez? Doğadaki her varlığa ruh katan bir mitoloji bizimki. Geçmişi iyi bilmeden gelecek de yeterince iyi kurgulanamaz. Biz harika bir geçmişe sahibiz. Önce bunun öğretilmesi, anlatılması gerekiyor. Biz festivalde bu nedenle filmlerden önce söyleşiler yapıyoruz, akademisyen ve sanatçıları yanyana getiriyoruz. Sektörde bu anlamda birlikte kafa yormamız gerekiyor. Geç kalmış gözüksek de, elimizdeki malzeme öyle iyi ki, kısa sürede yakalarız herkesi. Festival olarak, bu konuda öncü olmaya gayret ediyoruz, şanslıyız ki, her etkinliğimizde salonlar tamamen doluyor.
Gözen Esmer




