Halikarnas fotoğraflarını nerede buldum?
On yıldır (1971-80) çalıştığım gazete (Demokrat İzmir) kapanmıştı. Yeni bir gazetede (Yeni Asır) işe başlamamın üzerinden bir ay kadar geçmişti. 1980’li yılların başındayız. Büyük bir medya patronu olan gazetenin sahibi beni işe alırken “Bu gazetede bilgisayar devrimi yaptım, şu an adımını atacağın gazete teknolojik olarak ülkenin en ilerici gazetesidir. Ama her türlü yatırımı yaptım, ancak kültür alanımız bomboş. Orayı dolduracaksın. Önün açıktır.. Haydi göreyim seni..” demişti.
Kolları sıvadım.. Ekim ayının ilk haftasındaydık.. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın ölüm yıldönümü yaklaşıyordu. Çok kapsamlı bir yazı hazırladım, Cevat Şakir’in kızı eli öpülesi İsmet Noonan ile de bir söyleşi yaptım. Akşamüstü sayfamı hazırlamaya başladım, nasıl olsa gazetenin arşivinde Cevat Şakir’in çok güzel fotoğrafları vardı, onlardan bazılarını kullanacaktım, çünkü her sene rahmetlinin ölüm yıldönümlerinde gazetede Cevat Şakir’in çok güzel fotoğraflarının kullanıldığını uzaktan izlemiştim. Sayfayı en geç akşam 23.00’te teslim etmem gerekiyordu. Sayfanın filmi çekilecek, sonra montajı yapılacak ve baskıya gidecekti.
ARŞİVİ KARIŞ KARIŞ TARIYORUM
Öğleden sonra arşive çıktım. Arşiv, labirent gibi bir yerdi.. Fotoğraf arşivimizi saklayan çelik çekmeceli dolapların önüne kamp kurdum.. Kolları sıvadım.. Binlerce sınıflandırılmış dosyalar içinden (H) harfinden başladım, fotoğrafları aramaya başladım. Bütünüyle (H) harfini taradım, Halikarnas Balıkçısı diye bir dosya yoktu.
Sonra (C) harfine sıra geldi. Cevat Şakir ile ilgili bir dosya, yine yoktu. Sonra Şakir ismini, (Ş) harfinde aradım, yoktu. Nihayet sıra, Kabaağaçlı ismine gelmişti. Gece saat 21.00’de (K) harfini taradım, yine yoktu. Sonunda tamam dedim, Bodrum dosyalarına bakmam gerek. Yüzlerce Bodrum dosyası vardı. Tek tek tüm dosyalar içindeki zarfları açtım, içlerine baktım, tam iki saat böylece geçti. Ama Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı fotoğrafları, Bodrum dosyalarının içinde de yoktu. Yer yarılmış içine girmişti..“Ünlü yazarlara” baktım, yine yoktu.
Saat 23.00 civarında idik, sayfam beni bekliyordu, ama o sayfanın fotoğrafları yoktu. O zamanlar internet yoktu. Gecenin o vaktinde Halikarnas Balıkçısı’nın fotoğraflarını nereden bulacaktım?
Sonunda kafamda şimşek çaktı.. Buldum valla.
Nerede buldum biliyor musunuz? “BALIKÇILAR” dosyalarının içinde dağılmış halde buldum.
Yani olta veya ağ atıp; çipuraları, levrekleri, kefalları, hamsileri, sardalyeleri ve ahtapotları yakalayan babacan balıkçıların çeşitli fotoğrafları ile Halikarnas Balıkçısı bir arada idi… Topluca bulunuyorlardı.. Yani basında Bilgisayar Devrimi’ni yapmış bizim gazetede Halikarnas Balıkçısı, bir balıkçı olarak telakki edilmişti hep..
Güçlükle sayfayı yetiştirdim, kan ter içinde kalmıştım…
NASIL BİR ÜLKEDEYİZ..
Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’daki salaş evin kapısına dayanıp “Madem balıkçısın, vergi vereceksin!..” diye baskı yapan Bodrum vergi memurlarını hatırladım. Böyle bir ülkede yaşıyorduk.
Bu ülkede “Kültürel ve Doğal Mirası İzlemek”, yaşadığımız coğrafyaya ve bu benzersiz coğrafyanın can verdiği kültürel birikime gönül veren insanlara bir hizmettir, evet doğru, ama bu ülke aynı zamanda kültürel ve doğal mirası korumak açısından çok zor bir ülkedir.
50 yıldır yaptığım “kültür ve sanat gazeteciliği ve yazarlığı” konusunda başıma neler geldi, anlatsam cilt cilt kitap olur.
Halikarnas Balıkçısı üzerine ilk yazılarımın yayınlandığı 1971’li yılların üzerinden 50 küsur yıl geçti.. Bu büyük insanın işaret ettiği “Anadolu Uygarlıkları ve Türkiye Hümanizması” üzerine verdiğimiz emekler, nihayet sonunda bir kitap oldu ve yayınevime 5 ay önce teslim edildi.
Halikarnas Balıkçısı’nın üstün bilinç ve etik donanımlı çocukları olan Aliye Önce, İsmet Noonan, Suat Kabaaaçlı gibi büyüklerimi ve nice Balıkçı yolunda giden idealist ve aktivist “Mavi İnsanları” (Bodrum Müzesi kurucu müdürü Haluk Elbe, Turgay Gönenç, Mehmet H.Doğan, Sadun Boro, Saynur Gelendost, Aksona Mehmet, İlknur Hatice Orman, Dr.Şadan Gökovalı, Cenk Şahin, Nezih Başgelen, Yusuf Savaş Emek), tanıdım, dostluklarını kazandım; düşüncelerini ve Cevat Şakir ile ilgili anılarını kaydettim ve yayınladım….. İyi ki tanımışım onları.
O tür insanlar artık yok..
Ne yazık ki, her kültürel değeri yok eden görgüsüz küçük burjuva gösteriş kültürünün egemenliği altındayız.. Balıkçı’nın düşünce kitaplarından iki satır, romanlarından iki sayfa okumamış, anlamamış, değerlendirmemiş, onu sadece görsel düzlemde (sergilerde, sıradan belediye müzelerinde) bir masal kahraman gibi algılayan kişiler, konuşmalar ve etkinlikler kökleşerek yoluna devam ediyor.
Halikarnas Balıkçısının ideolojisini genç kuşaklar aktaracak tek kanal yok.
Hani nerede, Halikarnas Balıkçısı Üniversitesi?
Hani nerede, Türk Hümanizmasını dünyaya tanıtacak kültür etkinlikleri?..
Hani nerede Anadolu Uygarlıkları ve Halikarnas Balıkçısı Müzesi?..
Bu bakımdan “Bugün dünyanın neresinde olursa olsun, insanlığın ortak mirası sayılan on binlerce yıllık bir ulu birikim, yani “Anadolu Uygarlıkları ve Hümanizması” aynı zamanda yeryüzünün hafızasıdır.. Balıkçı, fikirdaşları ile birlikte bu hafızanın ölmeyen simgeleridir..
Anlayana helal olsun..
Anlama ihtimali olmayanlar, gazete objektiflerine şık kıyafetleri ile birlikte güzel pozlar verebilirler.
Bu yazımı da boşuna yazdığımın bilincindeyim.. Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Cevat Şakir’in emek verdiği gerçek Anadolu kültürümüzün asla fark edilemeyeceğini acı biçimde hissediyorum.
Dip Not: Karikatür ünlü karikatürist Turan İyigün’ün bana armağanıdır.
Yaşar Aksoy




