Erenlerin şefaati

Onlar yeryüzü insanları! Evliyalar, Enbiyalar, Arifler ve Erenler… Niceleri asırlar boyu Anadolu topraklarına ışık tutmuş ulu nesil boyları.

Memleketim İzmir Bayındır’a bağlı Yakapınar (Eski adı Uladı) Köyü’ndeki önemli Erenlerden Gökbaşlı Baba Türbesi’ni ziyaret ettim. Zira boyutsal düzlemde tarafıma bilgi akışı geldi okumakta olduğunuz yazıyı kaleme aldığımın sabahı. Hakkında net bir bilgi bulunmamasına rağmen ben de küçüklüğümden bu yana anneannemin anlatılarından konuya vâkıfım. Nitekim bilge kadın ruhunda olan anneannem, rüya boyutunda Gökbaşlı Baba Türbesi’nin Erenini görmüş ender köy sakinlerindendir.

Tahtacı Mezarlığı olarak bilinen köy mezarlığı civar köy ve ilçe sakinleri tarafından gıpta ile bakılan bir görüntüye sahiptir. Öyle ki mezarlıklara baktığınızda başka düzlemde ve boyutta devam eden yaşayan, canlı bir hayatı görürsünüz. Mezarlıklar son derece özenli bir bakıma sahiptir. Köylüler belirli zamanlarda belirli aralıklarla mezarlık temizliğini yapar, mezar avlularındaki çiçek ve ağaçların bakımını gerçekleştirir, ölüleriyle dertleşir ve evlerine gönülleri rahat bir şekilde döner. İşte mezarlık bölgesinin en dikkat çekici kısmı, 16. yy. tarihli görünen Gökbaşlı Baba Türbesi’dir. Rivayet der: “Gökbaşlı Baba bir Horasan Ereni’dir.” Doğruluğunu kanıtlayacak bir belge olmasa da insanların gönüllerinde alevlenen inanç ateşi Gökbaşlı Baba’yı ve eşini bağrına basmaya engel oluşturmamış geçmişten günümüze.

 İnanış, Gökbaşlı Baba’yı ziyaret edenlerin dilek dileyip türbeye çaput bağlama geleneğini sürdürdüğünü gösteriyor. Çocukluğumdan bu yana hatırladığım en özel zamanlar arasında yer alır hâlâ. Türbe içinde bulunan iki mezar devasa boyuttadır ve içerisi dilek dileyenlerin bağladığı renkli çaput ve yazmalarla ahenkli bir karşılama oluşturmaktadır kapıdan ilk adımlayana. Öyle ki daha eşikten başlar zâtlara hürmet.

Kapıdan adım atmadan önce dahi beklenir, sol ve sağ kapı yanı üç kez öpülür ve niyaz eşliğinde atılır adım. Yüce zâtların ayak ucunda dua edilir. Çünkü ruhlarının, dua edenleri ayak ucundayken görebileceği inancı vardır insanlarda. Erenlerin mezar başları üç kez öpülür ve selam verilir. Sonrasında dilekler niyaz edilir. Niyazların kabul olduğu zaman için bir de adak adanır. Bu genellikle türbede pişirilen yemek olur ve türbe yolundan gelip geçenlere dağıtılır. Dilek dileyen insanlar çaput bağlayabildiği gibi mum da yakabilmektedir. Mumları dikmek için duvarda açılmış pencereyi anımsatan küçük alanlar vardır. Niyaz eşliğinde ayaklar geri geri basacak şekilde Erenlere gereken saygı gösterilir ve sırt çevrilmeden türbe kapısından eğilerek çıkılır.

Velhasıl her adım, her hareket selam ve hürmet niyetindedir. Bu sebepledir ki araştırmalarım ve birikimlerim ve de sezgisel yanım bana, türbe kapısının dahi başı eğmek adına küçük ve hatta dar yapılmış olabileceğini fısıldar. Tam bu noktada diyorum ki “Keşke 16. yy.’a ışınlanabilsem.” İşte o zaman perdesiz görebilmek mümkün olurdu! Anlamlandırmak çok daha kolay…

Mübarek ayları uğurlarken görünmeyen noktalardan hayatlarımıza hiç ummadığımız, bilmediğimiz yörelerden ve hatlardan ulaşan, bizleri koruyan, şefaatçi çıkan Evliyalar, Erenler, Yüce Zâtları unutmamamız ve kalplerimizle anmamız gerektiği inancındayım.

Anadolu’nun her karışında bu topraklarda bizleri “iyi” ile karşılayan Ulular var. Yüce Yaratıcı insanlığa yol gösterici olarak zamansal aralıklarla yoldaşlar göndermiştir göndermektedir. Mevlânâ, Hacı Bektâş-ı Velî, Hacı Bayram-ı Velî, Şems-i Tebrîzî, Gökbaşlı Baba…

Evliyalar, Erenler, Dedeler, Arifler ve tüm bilge-ışık zâtlarına:

“Ve-Aleyküm Selâm!”

Gamze Bargın Bulmuş

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu