Dünya uzaklaşıyor, Ay yaklaşıyor

Bir zamanda düşleyin kendinizi… Biraz ipucu vereyim H. G. Wells Ayda İlk İnsanlar’ı henüz yazmamış ya da Melies Ay’a Yolculuk’u çekmemiş. Evet, 1800’lerin sonu gibi. Yıl 1892. Paris’te bir kitap yayımlanıyor.

Arthur de Ville d’Avray’in yazıp resimlediği 1900’den Önce Ay’a Yolculuk cezbedici bir yolculuk anlatıyor. Aslında ötesi var. İçinde barındırdığı elli muhteşem illüstrasyonla da görsel şölen sunuyor.

Bu bir resimli Ay’a yolculuk hikâyesi. Eski kaptan, jeolog, arkeolog ve illüstratör olan yazar sert geçen kış gecelerinde çocukları etrafını sarmışken, onların gözü önünde yaratmış bu kitabı. Hikâyeyi keyif ve merakla takip eden çocuklarını gören Ville d’Avray, başkalarının da farklı dünyalara, hayallere dalacağına inanmış. Bana öyle geliyor ki bu inanç kitabın ruhunu oluşturuyor. Okuru ilk etkileyense sayfalar arasında gezinirken hissedilen büyülü bir duygu.

Ay’ın bir metreden görülebileceğinin ilan edilmesi sonrası başlayan hikâyenin başkarakterleri iki maceraperest. Bay Baboulifiche ve uşağı Papavoine. Duyduğu haber sonrası hemen harekete geçen Bay Baboulifiche, gönülsüz Papavoine’a aldırmadan şafak vakti hazırlıklara başlıyor. Onları Ay’a götürecek balonu gazla doldurmaları ise muhteşem yolculuğun işareti âdeta. Edebiyatta karşımıza çıkan “balonla seyahat” konusunun büyüsüne bir kez daha kapılmamak işten değil. Hikâyenin dönüm noktası Ay’a yaklaşan balonun patlamasıyla yaşanıyor. Yazar, hayal gücünün sınırsızlığından bir kere daha emin olabilirsiniz diyor okura.

Ay’a yapılan sert iniş sonrası yaşanacakları anlatmak imkânsız. Arthur de Ville d’Avray’in çizimleri eşliğinde taşlaşmış hayvanların, uçan örümcek sürülerinin, ay yerlilerinin okuru beklediğini söyleyebilirim. Her yolculuk başka bir yolculuk doğururmuş. İki karakterin serüveni yarasaların sırtında Satürn’e seyahat ve orada karşılaşacaklarıyla devam ediyor.

Jules Verne’in Ay’a Yolculuk’undan yirmi yedi yıl sonra yayımlanan bu minik kitabın sonu, edebiyatta ve kurguda çok eskilere dayanan bir şekilde noktalanıyor diyerek sürprizi bozmayayım.

Son sözü yazara vermeli çünkü kitabının niyetiyle ilgili naifliği, bu yazıya yazılacak bütün bitiş cümlelerinden güçlü: “Belki pek ciddi ve pek önemli adamlar onunla karşılaştıklarında omuzlarını dikleştirecekler, ama o bebekleri güldürdükten, anneleri gülümsettikten ve hayatın bin derdiyle dertlenen babaları keyiflendirdikten sonra kimin umurunda? Yolun açık olsun minik kitap, ve iyi şanslar.”

Burcu Aktaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu