<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yazarlarımız &#8211; Sevmedya</title>
	<atom:link href="https://sevmedya.com/category/yazarlarimiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sevmedya.com</link>
	<description>Haber ve Magazin Portal</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 May 2026 21:48:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2022/08/cropped-sevmedya-logo-3-150x150.jpg</url>
	<title>Yazarlarımız &#8211; Sevmedya</title>
	<link>https://sevmedya.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İzmir Kent Ritim</title>
		<link>https://sevmedya.com/izmir-kent-ritim/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=izmir-kent-ritim</link>
					<comments>https://sevmedya.com/izmir-kent-ritim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkansevincdr]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 21:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mehmet Aksaç Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet aksaç]]></category>
		<category><![CDATA[merhaba dergisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sevmedya.com/?p=52994</guid>

					<description><![CDATA[Farklı&#160; ve eğlenceli bir konuyu sizlere aktarmak istiyorum. Öncelikle İzmir Kent Konseyi’nden biraz bahsedeyim. Aslında kent konseylerinin kuruluş amaçlarını az çok hepimiz biliyoruz .Kentte yaşayanların, sivil toplumun, meslek örgütlerinin ve yerel yöneticilerin bir araya gelip ortak akılla fikir ürettiği katılımcı yapılardır. Bu yüzden yerel demokrasiyi güçlendirirler , sorunlara çözüm bulmayı kolaylaştırırlar ve belediye kararlarına yurttaş &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Farklı&nbsp; ve eğlenceli bir konuyu sizlere aktarmak istiyorum. Öncelikle İzmir Kent Konseyi’nden biraz bahsedeyim.</p>
<p>Aslında kent konseylerinin kuruluş amaçlarını az çok hepimiz biliyoruz .Kentte yaşayanların, sivil toplumun, meslek örgütlerinin ve yerel yöneticilerin bir araya gelip ortak akılla fikir ürettiği katılımcı yapılardır. Bu yüzden yerel demokrasiyi güçlendirirler , sorunlara çözüm bulmayı kolaylaştırırlar ve belediye kararlarına yurttaş sesini taşırlar. Çalışmalarını gönüllülük , katılım ve ortak akıl esasına göre yürütürler.</p>
<p>Genel kurul, Yürütme kurulu, Başkan , meclisler ve Çalışma grupları üzerinden yapılır.</p>
<p>İzmir Kent Konseyi belediye meclisine kentle ilgili önerge sunabilen , yerel demokrasiye katılımı arttıran bir yapıdır. Çalışma grupları vardır , meclisleri vardır. Bu gruplar insana dokunmayı hedef belirlemişlerdir ve bulundukları il İzmir için önemli projeler , dokunuşlar yaparlar. Özellikle Özgür Topaç Başkan seçildikten sonra İzmir Kent Konseyi’nde katılımcılık , Kültür &#8211; Sanat faaliyetleri daha etkin olmaya başladı.</p>
<p>Zaten Başkan da yıllardır sanatla uğraşan sanatın içinde olan birisi.Halk oyunlarının hepsini ama özellikle Zeybek oyununu çok güzel oynar. Başkan göreve gelir gelmez ilgili meclislerin ve çalışma gruplarının etkinliği arttı. Sayısız başarılı işler yapıldı. Bunlardan birisi de Kültür ve Sanat Çalışma Grubu’nun yaptığı harika etkinlikler.</p>
<p>Bu grubun bir de Müzik Topluluğu var. Başkanlığını İzmir Kent konseyi yürütme kurulu üyesi Figen Tezcan yapıyor. Çok ta iyi yapıyor. Gakkoş diyarı Elazığlı bir sanat sever arkadaşımız. Çok başarılı . Günün 24 Saati yetmiyor ona . Projelerine elini değil adeta gövdesini koyuyor.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Mustafa Necati Kültür Merkezi’nde Furkan Dalıcı’ nın şefliğini yaptığı “Baharın Ritmi “ konserinin Proje Koordinatörüydü. Farklı mesleklerden oluşan ve tamamen amatör olan 38 kişilik bir grup..Ve sadece dokuz ay gibi kısa sayılabilecek bir zaman da onları hazırladı ve muhteşem bir konsere imza attı. Muhteşem bir kalabalık ve seyir zevki yüksek olan bir konserdi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone  wp-image-52995" src="https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/fe5bc986-044e-44eb-bbe4-9559d5bdace5-225x300.jpg" alt="" width="293" height="391" srcset="https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/fe5bc986-044e-44eb-bbe4-9559d5bdace5-225x300.jpg 225w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/fe5bc986-044e-44eb-bbe4-9559d5bdace5-113x150.jpg 113w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/fe5bc986-044e-44eb-bbe4-9559d5bdace5-768x1024.jpg 768w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/fe5bc986-044e-44eb-bbe4-9559d5bdace5-1152x1536.jpg 1152w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/fe5bc986-044e-44eb-bbe4-9559d5bdace5.jpg 1200w" sizes="(max-width: 293px) 100vw, 293px" /></p>
<p>Ritim deyip geçmeyin. Darbukadan bahsediyoruz. Darbukanın bile bir felsefesi vardır. En başta ortama canlılık katar, izleyenleri , dinleyenleri dansa ve ritme davet eder, oryantal ve halk eğlencelerinde coşku unsuru olarak kullanılır. Kısaca Darbuka sadece bir enstrüman değil bulunduğu ortama neşe ve hareket getiren güçlü bir ritim aracıdır.</p>
<p>Umarım Sevgili Figen hem bizleri hem de İzmir halkını daha sık bu tür etkinliklerle buluşturur. Çünkü ritmin seslerinden kendi sorunlarımızdan arındık. Meğer bu tür güzelliklere&nbsp; ne çok ihtiyacımız varmış. Yazımı Nietzsch’nin sözüyle bitirmek istiyorum</p>
<p>&nbsp;“ Müziksiz&nbsp; hayat bir hata olurdu”</p>
<p><strong>Mehmet Aksaç</strong></p>
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sevmedya.com/izmir-kent-ritim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bugün günlerden futbol</title>
		<link>https://sevmedya.com/bugun-gunlerden-futbol/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bugun-gunlerden-futbol</link>
					<comments>https://sevmedya.com/bugun-gunlerden-futbol/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkansevincdr]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2026 21:22:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Muammer Toprakçı Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[merhaba dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[muammer toprakçı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sevmedya.com/?p=52959</guid>

					<description><![CDATA[Hafta içi&#160; İstanbul’da,Aston Villa ve Freiburg arasında oynanan ve kupayı İngiliz takımının aldığı UEFA Avrupa Ligi final maçının ardından gelin bugün futbol yazıp konuşalım… Türkiye liglerinde de şampiyonlar, çıkan ve düşen takımlar belli oldu. Süper Lig’de şampiyon Galatasaray… Türkiye Kupası&#8217;nda Trabzonspor.. Yazı öncesi şunu belirteyim, ben de futbolu severek seyredenlerdenim. Çocukluğum Göztepe maçları ile geçti… &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hafta içi&nbsp; İstanbul’da,Aston Villa ve Freiburg arasında oynanan ve kupayı İngiliz takımının aldığı UEFA Avrupa Ligi final maçının ardından gelin bugün futbol yazıp konuşalım…</p>
<p>Türkiye liglerinde de şampiyonlar, çıkan ve düşen takımlar belli oldu.<br />
Süper Lig’de şampiyon Galatasaray… Türkiye Kupası&#8217;nda Trabzonspor..</p>
<p>Yazı öncesi şunu belirteyim, ben de futbolu severek seyredenlerdenim.<br />
Çocukluğum Göztepe maçları ile geçti…<br />
Metin Oktay’la birlikte Galatasaray taraftarı oldum.(Futbolu bıraktıktan sonra kendisini tanıma,sohbet etme,tavla maçları yapma mutluluğunu da yaşadım.)</p>
<p>Futbol’a farklı yaklaşımlar var. Yazayım, yorum sizin…</p>
<p>Yaygın bir terimdir: “Futbol toplumların afyonudur.”<br />
Marks’ın bir cümlesinin içindeki, “Din toplumların afyonudur.” sözüne izafeten üretilmiştir…<br />
(Oysa,Karl Marks’ın cümlesinin aslı: “Din,baskı altında ezilen insanın iç çekişi,kalpsiz bir dünyanın kalbi ve ruhsuz koşulların ruhu,halkın afyonudur.”)</p>
<p>Portekiz’in faşist diktatörü Salazar’ın da; “Ben ülkeyi üç F ile yönettim :<br />
Fado,Futbol,Fatima<br />
(Müzik-Şölen,Futbol,Din)”<br />
dediği söylenir…</p>
<p>Bu düşünceyi savunanlar futbolu, insanları ekonomik ve sosyal gerçek sorunlarından uzaklaştıran ve uyutan bir araç olarak görüyorlar…</p>
<p>Oynanacak maçtan üç gün önce maçın analizini yapma,maç günü maçı konuşma,maçtan sonraki üç gün de maçı yorumlama…(Herkes en iyi antrenör ya da maç analisti!)</p>
<p>Ne ekonomik kriz,ne işsizlik,ne açlık ve yoksulluk ne de isan hakları ihlalleri ve hukuksuzluk!..<br />
Kitleleri meşgul eden,insanları toplumsal sorunlardan uzaklaştıran en önemli gündem maç!..</p>
<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da, şampiyonluk sonrası binlerce, onbinlerce insan,yalnız İstanbul’da değil,ülkenin dört bir yanında sokaklara döküldü,başta Taksim olmak üzere meydanları doldurdu…</p>
<p>Ne karışan,ne görüşen…<br />
Oysa…<br />
1 Mayıs’da Taksim Meydanı’na çıkmak mı?..</p>
<p>Ekonomik demokratik hakların için…<br />
Ulusal değerlerine sahip çıkmak,doğayı korumak için…<br />
Haksızlığa,hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı sesini yükseltmek için…<br />
Gözaltına alınan ya da tutuklanan işçi,öğretmen,gazeteci,yazar,aydın,sendikacı,siyasetçiye<br />
destek için…<br />
Yürüyüş ve miting yapmak, sokakları,meydanları doldurmak mı?..</p>
<p>Sonuçlarını görüyoruz…<br />
(İthal ettiklerimiz arasında biber gazının da önemli bir yeri var mı?!..)</p>
<p>Ayrıca bugün futbol,spordan öte çok büyük paraların döndüğü bir endüstri haline geldi.<br />
Sportiflikten endüstriyelliğe evrildi…Başta hisse senetleri piyasası,hayatın en önemli alanlarına yayılan bir işkolu oldu…</p>
<p>Benim de kendimi yakın bulduğum diğer görüşe gelince…</p>
<p>İngiltere de sanayi devrimi dönemi…<br />
İşçi sınıfı ağır çalışma koşullarında yoksul bir hayat sürüyor…<br />
Ve emekçi sınıfın eğlencesi olarak doğuyor futbol….<br />
İngiltere’de ilk klüpleri, liman ve fabrika işçileri kuruyorlar.</p>
<p>İtalya’da Komünist Parti’nin doğduğu kent Livorno’da, liman işçilerinin kurduğu ve simge olarak orak-çekiç’i kullanan Livorno klübü gibi…Taraftarlar her maçta ‘Kızıl Bayrak(Bandiera Rossa)<br />
marşını söylerler:</p>
<p>“İleri işçiler,yoldaşlar ileri<br />
Kızıl bayrağımız sınırlar aşıyor…<br />
Bayrağımız önde yürüyoruz<br />
Hedef sosyalizm ve hürriyet..”</p>
<p>Adana’da demiryolu işçilerinin kurduğu Adana Demirspor gibi…<br />
(Anımsıyorum, Adana Demirspor kardeş takım Livorno’yu davet etmiş ve Adana’da bir dostluk maçı oynamışlardı.Galiba dostlukla,golsüz beraberlikle bitmişti…)</p>
<p>İki taştan yapılma kale…<br />
Meşini,plastiği yoksa bezden yapılma bir top…<br />
Böylesi basit bir ekipmanla,bir tesise gerek duymadan;<br />
sokakta,tarlada herkesin eşit şartlarda mücadele ettiği bir oyun değil mi futbol?..</p>
<p>Bireyselliğe karşı ortak hareket ederek, hedefe odaklanmayı gerektiren;<br />
özünde işbirliğine dayanan,yardımlaşma ve dayanışmanın sonuca götürdüğü bir spor değil mi futbol?..</p>
<p>Benim gibi çocukluğu gecekondu semtinde geçenler anımsarlar.<br />
En büyük eğlencemiz mahalle maçları değil miydi?..<br />
(Gazozuna!..)</p>
<p>O yaşlarda hangimizin formalı takım fotoğrafımız yok ki…</p>
<p>(Tenis kortu,golf sahası vardı da biz mi oynamadık!..Havuz vardı da biz mi su topu maçı yapmadık?..)</p>
<p>Ne diyor Che Guevara?<br />
“Futbol sadece basit bir oyun değildir; o kitleleri eğitmek ve devrimci bir disiplin aşılamak için kullanılan kollektif bir araç ve devrimin silahıdır…”</p>
<p>Peki İtalyan felsefeci ve siyaset teorisyeni sosyalist filozof Antonio Negri ne diyor?</p>
<p>“Devrim yapmayı da,futbol oynamayı da seviyorum…”</p>
<p>Ayrıca tribünler ve yeşil sahalar antik demokratik uygulamalar; baskı,zulüm ve faşizme karşı direniş alanları olmadı mı?..</p>
<p>Stadyumlar, insanların tepkilerini kollektif olarak yansıtabildikleri arenalar haline gelmiyor mu?..<br />
Özellikle baskının yoğunlaştığı dönemlerde kitlelerin toplu ses verebildikleri kanallardan biri de futbol sahaları değil mi?..</p>
<p>“Her Yer Taksim, Her Yer Direniş!..”<br />
“Özgür Filistin!”…gibi sloganlar tribünleri dolduran seyirciler tarafından atılmadı mı? Atılmıyor mu?..<br />
Ulusal Bayramların coşkuları tribünlerde de hayat bulmuyor mu?..</p>
<p>Ezcümle…<br />
Futbolu seviyorum.<br />
Sydney’de,saat farkı nedeniyle gece saat 3 ya da 4’de kalkıp Türkiye’deki maçları seyrediyorum…</p>
<p>Üst üste dört yılı bir kez daha olmak üzere, 26. kez şampiyon olan Galatasaray’ı , kupayı kazanan Trabzonspor&#8217;u ve diğer liglerin şampiyonlarını kutluyorum…</p>
<p><strong>Muammer Toprakçı</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sevmedya.com/bugun-gunlerden-futbol/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlara ilham olmak istiyorum !</title>
		<link>https://sevmedya.com/kadinlara-ilham-olmak-istiyorum/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kadinlara-ilham-olmak-istiyorum</link>
					<comments>https://sevmedya.com/kadinlara-ilham-olmak-istiyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkansevincdr]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2026 01:48:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Prof. Dr. Erkan Sevinç Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[erkan sevinç]]></category>
		<category><![CDATA[merhaba dergisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sevmedya.com/?p=52923</guid>

					<description><![CDATA[Hilal Olgun sağlık sektöründe hemşire olarak görev yapıyor. Ama biz onu lisanslı bir ralli pilotu olarak tanıyoruz. İnsan hayatına dokunan bir mesleği icra ederken, diğer taraftan büyük bir tutkuyla motorsporlarıyla ilgileniyor. ” Ralli benim için sadece bir spor değil; disiplin, cesaret ve kararlılığı temsil eden bir yaşam biçimi.” diyen Hilal Olgun’la keyifli bir söyleşi.. Ralli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hilal Olgun sağlık sektöründe hemşire olarak görev yapıyor. Ama biz onu lisanslı bir ralli pilotu olarak tanıyoruz. İnsan hayatına dokunan bir mesleği icra ederken, diğer taraftan büyük bir tutkuyla motorsporlarıyla ilgileniyor.</p>
<p>” Ralli benim için sadece bir spor değil; disiplin, cesaret ve kararlılığı temsil eden bir yaşam biçimi.” diyen Hilal Olgun’la keyifli bir söyleşi..</p>
<p><strong>Ralli sporuna ilginiz nasıl başladı, bugüne kadar neler yaşadınız?<br />
</strong><br />
Otomobillere olan ilgim çocukluk yıllarıma dayanıyor. Motorsporlarıyla ilk tanışmam yarış organizasyonlarında görev alarak oldu. Bu süreçte sporun atmosferini yakından tanıma fırsatı buldum. Daha sonra co-pilot olarak yarışlara katıldım ve zamanla direksiyon başına geçerek pilotluk yapmaya başladım. Bugüne kadar birçok yarışta mücadele ettim ve her yarış bana hem sürüş hem de mental olarak çok önemli deneyimler kazandırdı.</p>
<p><strong>Ralli sporunda kadın pilotların durumu?</strong></p>
<p>Son yıllarda kadınların motorsporlarına olan ilgisinin arttığını görmek gerçekten çok sevindirici. Ancak hâlâ sayısal olarak çok fazla değiliz. Buna rağmen pistte olduğumuzda kadınların bu sporda ne kadar başarılı olabileceğini gösterdiğimize inanıyorum. Umarım önümüzdeki yıllarda çok daha fazla kadın pilotu start çizgisinde görebiliriz.</p>
<p><strong>Çeşitli etkinliklerde yanınıza kadın co-pilotlar da alarak bu sporu geniş kitlelere yayma misyonunuz dikkat çekici..<br />
</strong><br />
Motorsporlarının daha geniş kitlelere ulaşmasını ve özellikle kadınların bu spora cesaretle adım atmasını çok önemsiyorum. Bu sebeple de bu sezon Türkiye Ralli Şampiyonası’nda pilot ve co pilot olarak iki kadın mücadele edeceğiz. Amacım bu sporu daha görünür kılmak ve “ben de yapabilirim” diyen kadınlara ilham olabilmek.</p>
<p><strong>Ralli adrenalinle birlikte anılıyor. Adrenalin konusunda neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Ralli gerçekten yüksek adrenalin içeren bir spor. Ancak bu adrenalin kontrol ve disiplinle birleştiğinde anlam kazanıyor. Yüksek hızda ve zorlu parkurlarda ilerlerken hem araçla hem de co-pilotunuzla kusursuz bir uyum içinde olmanız gerekiyor. Bu denge ralli sporunun en özel taraflarından biri.</p>
<p><strong>Hayallerde ne var?</strong></p>
<p>Motor sporlarında kendimi daha da geliştirmek, daha fazla yarışta mücadele etmek ve mümkün olduğunca iyi dereceler elde etmek istiyorum. Bunun yanında kadınların motorsporlarına olan ilgisini artırmak ve yeni sporcuların bu spora adım atmasına katkı sağlayabilmek de benim için çok önemli.</p>
<p><b>Marmaris ve Bodrum rallileri</b></p>
<p>Her iki ralli de Türkiye’nin en önemli ve en zorlu rallilerinden. Hem teknik hem de oldukça hızlı etaplara sahip. Böyle güçlü ve prestijli organizasyonlarda start almak benim için büyük bir heyecan ve aynı zamanda önemli bir sorumluluk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Erkan Sevinç</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-52926" src="https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/09957c3d-cce0-45e5-aec7-3629fdfe6fb0-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/09957c3d-cce0-45e5-aec7-3629fdfe6fb0-225x300.jpg 225w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/09957c3d-cce0-45e5-aec7-3629fdfe6fb0-1218x1624.jpg 1218w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/09957c3d-cce0-45e5-aec7-3629fdfe6fb0-113x150.jpg 113w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/09957c3d-cce0-45e5-aec7-3629fdfe6fb0-768x1024.jpg 768w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/09957c3d-cce0-45e5-aec7-3629fdfe6fb0-1152x1536.jpg 1152w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/09957c3d-cce0-45e5-aec7-3629fdfe6fb0.jpg 1500w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sevmedya.com/kadinlara-ilham-olmak-istiyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memleketin gerçek gündemi</title>
		<link>https://sevmedya.com/bir-parti-ayni-zamanda-siyasal-hafizadir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bir-parti-ayni-zamanda-siyasal-hafizadir</link>
					<comments>https://sevmedya.com/bir-parti-ayni-zamanda-siyasal-hafizadir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkansevincdr]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 21:29:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[murat sabuncu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sevmedya.com/?p=52901</guid>

					<description><![CDATA[CHP yönetimi için mutlak butlan kararı çıktı. Bir önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu yeniden ‘parti’nin başına geçecek. Eğer bu gerçekleşebilirse Kılıçdaroğlu ve birlikte hareket ettiklerinin yanıt vermesi gereken pek çok soru olacaktır. Ben birkaç tane sorayım: Türk’ü de Kürt’ü de Batı’yı da Doğu’yu da zengini de fakiri de aynı noktada buluşturan ‘hukuksuzluk ortamında’, adaletin siyasetçe &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">CHP yönetimi için mutlak butlan kararı çıktı. Bir önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu yeniden ‘parti’nin başına geçecek. Eğer bu gerçekleşebilirse Kılıçdaroğlu ve birlikte hareket ettiklerinin yanıt vermesi gereken pek çok soru olacaktır.</p>
<p class="p1">Ben birkaç tane sorayım:</p>
<p class="p1">Türk’ü de Kürt’ü de Batı’yı da Doğu’yu da zengini de fakiri de aynı noktada buluşturan ‘hukuksuzluk ortamında’, adaletin siyasetçe şekillendiğinin çokça konuşulur olduğu bir zeminde, iktidar hukukuyla partiye geri dönmeyi nasıl içinize sindiriyorsunuz?</p>
<p>CHP’nin belediye başkanlarından parti yöneticilerine, bürokratlarına hatta ailelerine her gün yeni bir soruşturma, gözaltı, tutuklama yapılırken, onlarca isim aylardır tutuklu iken çok fazla yorum yapmadınız. Çoğu sizin döneminizde göreve gelmiş bu isimlerle ilgili siyasi ya da vicdani bir sorumluluk hissetmiyor musunuz? Geri dönerseniz bu isimlerin mücadele zeminine hasar verilmeyecek mi?</p>
<p class="p1">Bir kısmı iddialarından vazgeçen ‘etkin pişmanlar’ ya da iddianameye karşı yapılan savunmalarla çürütülen iddiaları izlediniz mi?</p>
<p class="p1">AYM ve AİHM kararlarının uygulanmadığı, bu yüzden Demirtaş’tan Kavala’ya Atalay’dan Yüksekdağ’a pek çok ismin özgürlüğe kavuşamadığı bir ortamda, ‘butlan’ ile genel başkanlık, iktidarın size özel, partiyi bölmek,sarsmak merkezli bir adımı olarak düşünmüyor musunuz?</p>
<p class="p1">Anketlere göre CHP 2024’teki yerel seçim başarısından sonra 19 Mart’taki büyük dalgaya rağmen hala ilk sırada. Görevi kabul ederseniz bu ivmenin bozulabileceğinin farkında mısınız?</p>
<p class="p1">Sorular çoğaltılabilir. Kılıçdaroğlu ve ekibi kendi aralarında da bu sorulara yanıt arıyorlardır umarım.</p>
<p class="p1">Bu arada…</p>
<p class="p1">Partiler bir tabela, bir genel merkez binası, il, ilçe binaları ya da bir kongre tutanağından ibaret değildir. Partiler parti yapan o ideolojiyi, mücadele hattını, ilkeleri ayakta tutan, hayata geçiren isimlerdir. Çünkü bir parti, hele ki yüz yılı aşan bir tarihten geliyorsa sadece tüzel kişilik değildir. Aynı zamanda bir siyasal hafızadır. CHP’nin tartışıldığı her ortamda, bugünün politik gerilimleri ile geçmişin birikimi iç içe geçer. Bu yüzden “mutlak butlan” gibi teknik bir tartışmayı, yalnızca hukuki bir prosedür olarak görmek eksik kalır. CHP iyisiyle kötüsüyle Türkiye’nin modernleşme serüveninde, çok partili hayata geçişte, krizlerle ve dönüşümlerle örülmüş uzun bir hikâyenin parçasıdır.</p>
<p class="p1">Türkiye’de soldan sağa pek çok parti kapatılmış ya da çalışamaz hale getirilmiş ancak bu partilerin ‘dava’ları kişilerin ruhunda, kalbinde sürdüğü için yok olmamışlardır. Mutlak butlan kararıyla CHP’nin mevcut yönetimi görevden uzaklaştırılırsa, iktidar eliyle ana muhalefeti, buradan çıkacak adayı dolaylı da olsa belirleme tarifi öne çıkacaktır. Bu durumun siyasetten ekonomiye memlekete zararı büyük olur.</p>
<p class="p1">Kılıçdaroğlu ve ekibinin CHP’ye dönüşü; ‘tarihi birikime değil’, ‘yeni dönemin kodlarına’ dönüş olarak yorumlanabilecektir. Bu ekibin bulacağı binalar, tabela olabilir. Ama CHP ruhu bugün demokrasi, hukuk mücadelesi veren mevcut kadro orada olacaktır.</p>
<p class="p1">Bitirirken…</p>
<p class="p1">CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bir grup toplantısında çok öne çıkmayan ama her okuduğumda içimi yakan bir bölümü buraya bırakarak yazıyı bitiriyorum. Memleketin gerçek gündemi; demokrasi, hukuk ve evlatlarının geleceğidir. Bir kantinin veresiye defterinden baktığınızda görünen kişisel kavgaların dışında ağır bir tablo olduğudur. Özel’in anlatımıyla bir okul kantininin veresiye defteri:</p>
<p><em>&#8220;Bu kürsüden daha önce ‘40 ekonomistin anlatamayacağını, bir bakkalın 40 sayfalık veresiye defteri anlatır’ diyerek o veresiye defterini açmıştım. Geçtiğimiz gün arkadaşlar başka bir veresiye defteri getirdiler. Gerçekten okuldaki veresiye defterini, insan 11-A’daki Ziya’nın 75 liralık borcunu, Lara’nın 15 liralık borcunu, 9-B’deki Filiz’in 20 liralık borcunu, 9- A’daki Fethiye’nin 43 liralık borcunu, Servet’in 10-A’daki 60 lirasını, Masal’ın 75 lirasını, Alper’in 35’ini, Ravza’nın 40’ını, 9-B’deki Ecem’in 25 lirasını görünce ne diyeceğini şaşırıyor. Diğer yandan bugün veresiye defterlerinde 15 liralık çayı görüyorsunuz. 25 liralık kahve görüyorsunuz. İki tane poğaça görüyorsunuz, 65 lira. Dayanmak zor ama yarım kaşarlı görüyorsunuz. Bu ülkenin kantinlerinde, bu ülkenin evladına bir kaşarlı tost alamayacak kişiye tostu yarımdan kesip 50 liraya bir çocuğa tost verildiğini, onun da veresiye kaydedildiğini görüyorsunuz. Evlatları 8 yaşından, 10 yaşından, 15 yaşından bu defterle tanıştıranları, evlatlarımızı veresiye defterlerine düşürenleri milletin tercihlerinden kimse kurtaramayacak.”</em></p>
<p><strong>Murat Sabuncu</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sevmedya.com/bir-parti-ayni-zamanda-siyasal-hafizadir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinemanın iyileştirici gücü</title>
		<link>https://sevmedya.com/sinemanin-iyilestirici-gucu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sinemanin-iyilestirici-gucu</link>
					<comments>https://sevmedya.com/sinemanin-iyilestirici-gucu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkansevincdr]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 21:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emin Yeğinboy Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Emin yeğinboy]]></category>
		<category><![CDATA[merhaba dergisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sevmedya.com/?p=52872</guid>

					<description><![CDATA[Manevi Değer-Affeksonsverdi-2025 Yönetmen: Joachim Trier. Oyuncular: Renate Reinsve, Stellan Skarsgard, Inga Ibsdotter Lilleas, Elle Fanning. &#160; 2026 Oscar ödüllerinde En İyi Uluslararası Film Ödülü’ne uzanan Norveçli Joachim Trier derinlerde yatan içsel çatışmaları, kasvetsiz, seyircisini boğmadan anlatmayı başaran yaratıcı bir yönetmen. İskandinav kökenli olup da, Ingmar Bergman esintileri taşımayan bir sinema adamı olması mümkün değil. Trier, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manevi Değer-Affeksonsverdi-2025</p>
<p>Yönetmen: Joachim Trier.</p>
<p>Oyuncular: Renate Reinsve, Stellan Skarsgard, Inga Ibsdotter Lilleas, Elle Fanning.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2026 Oscar ödüllerinde En İyi Uluslararası Film Ödülü’ne uzanan Norveçli Joachim Trier derinlerde yatan içsel çatışmaları, kasvetsiz, seyircisini boğmadan anlatmayı başaran yaratıcı bir yönetmen. İskandinav kökenli olup da, Ingmar Bergman esintileri taşımayan bir sinema adamı olması mümkün değil.</p>
<p>Trier, her ne kadar bu benzetmeye mesafeli dursa bile, bilinçaltı etkilerini itiraf ediyor. Hatta “Persona”’yı anımsatan bir dönüşüm sahnesi bu filmde bile karşımıza geliyor. Trier de Bergman gibi kişisel hikayeler anlatmayı seviyor. En büyük artısı onun kadar umutsuz olmamasında, seyircisine karamsarlık aşılamamasında saklı olmalı.&nbsp;</p>
<p>Yıllardır birlikte çalıştığı senarist/yönetmen Eskil Vogt ise bu kişisel hikayeleri, metaforik bağlamlarla anlatmayı başarıyor. Bu kez yıllardır aile bireylerine mesken olmuş bir ev karşımıza geliyor. Burası yaşanmışlıkların duvarlara sindiği, geçmişin seslerinin, sessiz mobilyalar arasında hapsolduğu, duygusal bir boşluk var. Aile bireylerinin kırılgan ilişkileri, bu evin duvarları arasında hapsolmuş yazılmış bir günlük gibi&#8230; Bir sobanın içi bile aile sırlarıyla dolu&#8230;</p>
<p>Film açılışını küçük bir çocuğun ev teması üzerine okulda yazdığı kompozisyon ödeviyle yapıyor. Evi duyuları olan bir nevi karaktere dönüştüren metinde; karnı hayatla dolu olduğunda daha mutlu olup olmadığını, penceresi çarpıldığında acı hissedip hissetmediğini sorgular. Seslere ihtiyacı olduğunu, babanın evden ayrılmasıyla biten kavga seslerinden hoşlanmadığını söylüyor. Arkasına kesintisiz eklenen bölümdeyse bir tiyatro oyuncusunun, sahneye çıkmadan önce yaşadığı kaygı nöbetini gösterir. Eser Çehov’un Martı eserinin modern bir yorumudur, söz konusu oyuncuysa baş karakter Nora Borg’dur (Renate Reinsve). Artık yetişkindir… Geçmiş, sanat ifade tarzı, hafıza, travma Trier’in hikayesinde iç içe mükemmel bir harman sunuyor.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>Arkasından annenin cenaze gününe geçiyoruz, aniden ortaya çıkan baba figürü Gustav Borg (Stellan Skarsgard), iki kızıyla yıllardır kopuk ilişkisini umursamaz bir tavır içindedir.&nbsp; Anne psikiyatrist olarak yıllarca çalışmış çocuklarını yetiştirmiştir, yönetmen baba ise ayrılık sonrası kızlarını küçük yaşta terk etmiş bir daha da ilgilenmemiştir. Kızları Nora ve Agnes (Inga Ibsdotter Lilleas) önce şaşırırlar, kısa süre sonra şaşkınlık yerini hesaplaşma ve öfkeye terk eder. Bilhassa abla Nora çok tepkilidir.</p>
<p>Nora babanın hiçbir şey olmamış gibi tekrardan hayatlarına girmesini kabul edemez. Ünlü bir yönetmen olan baba, son 15 yılı boş geçmiş olsa da bir şeyler yazmıştır. Sinemaya dönüş için yazdığı senaryoda oyuncu kızı Nora’ya baş rolü vermek ister. Belli ki, karakterini onu düşünerek yazmıştır. Kızının kariyerini sinema ve dizi olarak uzaktan takip etmese de ilişki kurmamış, yakınlaşmamıştır. Tiyatrodan sıkıldığı için sahnede izlemeye gitmemiştir.</p>
<p>Nora babasının kendisinden yola çıkarak bir senaryo yazabileceği ayrıntısını düşünmediği gibi, senaryoyu okuma zahmetine bile katlanmaz. Kafasında babasıyla hesaplaşmaktan onu yargılamaktan başka bir düşünce yoktur. Neden aniden ortadan kaybolmuştur ve neden aniden ortaya çıkmıştır? Babanın tarafındaysa dönüş, bir yüzleşmeden çok yarım kalmış bir monoloğa benzer. Talepkâr, duygusal, mesafeli soğuk bir adamdır. Narsist yanı vardır, “beni affedin” şeklinde basma kalıp özür dileme sözcüklerini telafuz edemez. Diğer taraftan kızlarına “sizler benim hayatımın en güzel şeylerisiniz” derken, dürüst bir yanı olduğunu da düşündürür.</p>
<p>Yönetmen babanın sa</p>
<p>Gustav Deauville Festivali’nde filmleri için düzenlenen retrospektif bir gösteriye katılır ve burada gözyaşları içinde filmini seyreden Hollywood yıldızı Rachel Kemp (Elle Fanning)ile tanışır. Nora için düşündüğü rolü Rachel’e verir. Nora’ya benzemesi için saç rengini bile değiştirir.&nbsp; Gustav&#8217;ın oyunculuk beklentilerini tam olarak yerine getiremez. Bir şeyler yarım kalır, zira o hayatı yaşamamıştır, bir prova sırasında İngilizce olarak söylediği yürek burkan monologda elinden gelenin en iyisini yapsa da yetmez. Rachel karakterin yaşam deneyimlerinin çok uzağında kalmaktadır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>Gustav’ın zamanla kırılganlığı ve geçmişteki travmaları ortaya çıkmaya başlar. Çekimlere başladıktan sonra da kızları ve torunuyla daha çok ilgilenir. Ülkedeki toplumsal gerçekler arasında travmatik bir geçmiş hala izlerini sürdürür. Bu da kuşaklar arası aktarılan Nazi geçmişidir, savaş travmaları erkekleri duyarsız bireylere dönüştürmüştür. Gustav’ın duygusal yetersizliği, babalığın kırılganlığıyla birleşiyor; iki kızının onunla yeniden bağ kurma çabası, izleyiciyi kuşaklar arası iletişimsizliğin evrenselliğiyle yüzleştiriyor.</p>
<p><strong>Yüzler sinematografiktir</strong></p>
<p>Trier’in kamerası sessizlikte kalmayı tercih ediyor, bu şekilde karakterlerini çözmekten çok anlamayı seçiyor. Yüzler sinematografinin kendisidir diyen Bergman’ı haklı çıkaran bir portre çalışması da sunuyor Trier.&nbsp;</p>
<p>Filmin sinema sanatıyla kurduğu bağ tam anlamıyla yüceltme anlamında. Sinemanın zamanı eğip bükmek gibi bir yeteneği olduğunu hatırlatıyor. Geçmişten gelen bir resim ayni kalsa da, biz değişiriz, farklı zaman birimlerini birbirine bağlayan arada kalan zamanı düşündüren bir anlatı biçimidir sinema diyor. O sessiz dönem düşündürücüdür, yaratıcıdır, güçlüdür. İşte bu bağ ortaya çıktığında birleştirici ve duygusaldır.</p>
<p>“Manevi Değer”’in büyük ölçüde takım halinde oyunculuk performansı ve senaryo yazarlığı başarısı olduğu muhakkak. Bu da filmin olağanüstü işçiliğinin hafife alınacağı anlamına gelmemeli. Kasper Tuxen&#8217;in akıcı sinematografisine ve Olivier Bugge Coutté&#8217;nin mükemmel kurgusuna övgüler yağdırmak gerekiyor. Trier, iki saatten fazla süren, oldukça diyalog ağırlıklı bir filme ivme kazandırmak için birlikte çok fazla çalışmış olmalı. Sade, dikkat çekmeden kendinden emin bir görsel dil kazandırmış.</p>
<p>Film bölümlere ayrılmış olarak ve her birkaç dakikada bir sert siyah ekran geçişleriyle ilerliyor; bu da ona, uzun metrajlı bir film biçiminde gelişen, zamanda geriye giden bir kurgunun yankısını veriyor.</p>
<p>Filmde oyunculukta mükemmel bir takım performansı var. Skarsgard, Reinsve ve Lilleas, baba, kız ve kız kardeş rollerini o kadar gerçekçi bir şekilde canlandırıyorlar ki, kelimeler anlatmaya yetmez. Bilhassa ikinci yarıda Agnes’in daha çok ortaya çıkmasıyla performansı güçleniyor.&nbsp;</p>
<p>Bu yılın açık ara en iyi filmlerinden birisi. Cannes’daki Jüri Ödülü sonrası Oscar kazanması asla sürpriz olmadı.</p>
<p><strong>Emin Yeğinboy</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sevmedya.com/sinemanin-iyilestirici-gucu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başka bir dünya mümkün mü?</title>
		<link>https://sevmedya.com/baska-bir-dunya-mumkun-mu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=baska-bir-dunya-mumkun-mu</link>
					<comments>https://sevmedya.com/baska-bir-dunya-mumkun-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkansevincdr]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 01:35:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Muammer Toprakçı Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[merhaba dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[muammer toprakçı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sevmedya.com/?p=52832</guid>

					<description><![CDATA[Güneş bulutların arasından sıyrıldıkça, sıcacık ışınlarını serpiyor üzerimize… Çevremizdeki ağaçlarda kuşların dinmeyen cıvıltıları… Ötelerden, kookaburraların (yalı çapkını cinsi, ötüşü kahkahayı andıran kuş) kıkırdayarak başlatıp giderek koyverdikleri kahkahaları, kuşların şarkılarına eşlik ediyor. Ve önümüzden geçen her tekne ve vapurun yarattığı minik dalgaların, kıyıya ulaştıklarındaki şıpırtıları ve çıkardıkları bembeyaz köpükcükler bu senfoniyi tamamlıyor… Yaşamın ve doğanın bize &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş bulutların arasından sıyrıldıkça, sıcacık ışınlarını serpiyor üzerimize…</p>
<p>Çevremizdeki ağaçlarda kuşların dinmeyen cıvıltıları…</p>
<p>Ötelerden, kookaburraların (yalı çapkını cinsi, ötüşü kahkahayı andıran kuş) kıkırdayarak başlatıp giderek koyverdikleri kahkahaları, kuşların şarkılarına eşlik ediyor.</p>
<p>Ve önümüzden geçen her tekne ve vapurun yarattığı minik dalgaların, kıyıya ulaştıklarındaki şıpırtıları ve çıkardıkları bembeyaz köpükcükler bu senfoniyi tamamlıyor…</p>
<p>Yaşamın ve doğanın bize bahşettiği bu güzelliğin içinde biz; ABD-İsrail emperyalist-faşist haydutluğunun İran’a saldırısı özelinde savaşı, savaşları,acı çeken insanları,insanlığı konuşuyor,onların çektikleri acıları yüreğimizde hissediyoruz…</p>
<p>Yurtsever bir halkın, emperyal haydutlara karşı anayurdunu nasıl koruduğunu İranlılar bize bir kez daha gösteriyor…</p>
<p>Kurtuluş Savaşımızda halkımızın yaptığı gibi…Vietnam halkının ve benzer halkların yaptıkları gibi…</p>
<p>Bırakın ülkelerini terketmeyi, ülkelerini korumak için yurtdışında yaşayan İranlıların bir kısmı-ki aralarında rejim karşıtları da var-yurtlarına geri dönüyorlar…</p>
<p>Molla rejiminin en büyük&nbsp; karşıtlarından İran Komünist Partisi(Tudeh)de,emperyalist saldırıya karşı anayurdu koruma savaşına destek veriyor…</p>
<p>Savaşlar yalnız ölüm getirmiyor.</p>
<p>Hele de çocukların ölümü…</p>
<p>(ABD-İsrail haydutları, bırakın sivil insanların konutlarını bombalamayı; anaokullarına,</p>
<p>okullara,üniversitelere, hastanelere,su ve enerji kaynaklarına füze yağdırabiliyor.)</p>
<p>Ölenler bir yana,savaş sonrası birçok insan yaşamı sakat olarak sürdürmek zorunda kalıyor…</p>
<p>Savaşın yıkıntıları,milyonlarca insanı evsiz barksız bırakıyor…</p>
<p>İnsanlar yerlerinden yurtlarından ayrılmak zorunda kalıyorlar…</p>
<p>Göç ve sığınma acıları,çaresizlik…</p>
<p>Doğanın tahribatı…</p>
<p>Ekonomik çöküntü…</p>
<p>Ve açlık,yokluk,yoksulluk…</p>
<p>Bir kez daha sorguluyoruz:</p>
<p>Başka bir dünya mümkün mü?..</p>
<p>Savaşların,silahların olmadığı…</p>
<p>“Silahları yandırın, arşa çıksın tütsüsü, her obada her bir evde ,kanat açsın sulh sözü…”</p>
<p>Sömürü ve eşitsizliklerin sona erip, insanların yeterli gıdaya ulaştıkları, açlık ve yoksulluğun ortadan kalktığı…</p>
<p>Adalet ve hakça paylaşımın gerçekleştiği…</p>
<p>Hırsın yerini dayanışmanın, nefretin yerini sevginin aldığı…</p>
<p>Sınıf farklılıklarının ortadan kalktığı, insanların eşitlikçi bir toplumda huzur içinde yaşadığı…</p>
<p>Adil bir dünya mümkün mü?..</p>
<p>Doğanın kanunu bu!&nbsp; diyen de var…</p>
<p>Adem ve Havva’nın iki oğlundan Kabil’in Habil’i öldürdüğünü söyleyip, o gün başlayan kavganın, savaşın bugün ve yarın da süreceğine inananlar da var…</p>
<p>Diyalektik ve tarihsel materyalizmi benimseyenler ise neyi görüyorlar?</p>
<p>İnsanlık tarihi,sınıf çatışmalarının ve savaşların tarihi…</p>
<p>Savaşlar,kapitalist-emperyalist sistemin sigortası…</p>
<p>Kaynaklar sınırlı,üretim arzusu sınırsız oldukça…</p>
<p>Artı değer sömürüsü, kapitalizmin çok yönlü yapısal krizleri, sermaye birikimi süreci, doğal kaynaklara erişim ve pazar paylaşım hırsı, silah tekellerinin ölüme endeksli kar çılgınlığı sürdükçe…</p>
<p>Savaşlar da sürüyor…</p>
<p>1789 Fransız Burjuva Devrimi neyi amaçladı?</p>
<p>Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik…</p>
<p>Gerçekleşti mi?..</p>
<p>1917 Sovyet Sosyalist Devrimi neyi amaçladı?</p>
<p>Sınıfsız sömürüsüz bir dünya…</p>
<p>İki sistemli bir dünyada, görece bir denge oluşmuştu.</p>
<p>Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla bu denge de çöktü…</p>
<p>Sosyalist sistem, emperyalizmin doğrudan ya da dolaylı saldırı ve işgal girişimlerine karşı bir güç idi. Tek kutuplu küresel dünyada azgın sömürü, çatışma ve savaşlar aldı başını gitti…</p>
<p>Şimdilerde emperyalist haydutluğun patronu ABD, Çin’in yükselen gücü ve Bricks (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Kazakistan, Güney Afrika ile başlayıp,yeni katılan ülkelerle sürekli artan birliktelik) ve benzeri birliktelikler,Asya,Avrupa ve Afrika’yı birbirine bağlayan ‘Kuşak Yol’ projesi ile doların eğemenliğinin giderek sınırlandırılması karşısında iyice hırçınlaşıp saldırganlığını pervasızlaştırdı…</p>
<p>Uluslararası hukuku da evrensel insan&nbsp; haklarını da tınmıyor, parçalayıp atıyor…</p>
<p>İran’da bozguna uğrarsa bunun etkilerini yaşayıp göreceğiz…</p>
<p>Yeniden başlıktaki soruya dönersek; emperyalist-kapitalist sistem sürdükçe, savaşların da süreceğini yaşam bize yaşattığı acılarla gösteriyor…</p>
<p>Bu sistem, azgın sömürü,otoriter-faşist yönetimler;ölüm,yıkım ve yoksulluk demek…</p>
<p>Sovyet sosyalizmi çöktü.</p>
<p>Ama sosyalizm inancı yaşıyor.</p>
<p>Özünü koruyarak, teknolojik devrimin üretim güçleri ve ilişkilerini yeniden şekillendirdiği günümüzde nasıl bir tasarım,nasıl bir sosyalizm olabileceğini yaşamın dayattığı deneylerle göreceğiz…</p>
<p>Savaş’ın karşıtı Barış…</p>
<p>Ona erişebilmek de ancak, savaşı yaratan bu sistemi ortadan kaldırmak için yürütülecek savaşımla mümkün…</p>
<p>Ütopik görülebilir…</p>
<p>Ben birgün gerçekleşeceğine inanıyor ve hala bu inanç için mücadele ediyorum…</p>
<p>Bugün uzağımızda duruyor görülebilir…</p>
<p>Yarın ya da&nbsp; mutlaka bir gün kötülük yenilecek iyilik kazanacak…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Muammer Toprakçı</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sevmedya.com/baska-bir-dunya-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs 1919’dan 19 Mayıs 2026’ya</title>
		<link>https://sevmedya.com/19-mayis-1919dan-19-mayis-2026ya/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=19-mayis-1919dan-19-mayis-2026ya</link>
					<comments>https://sevmedya.com/19-mayis-1919dan-19-mayis-2026ya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkansevincdr]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 21:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[doğu silahçıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[merhaba dergisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sevmedya.com/?p=52805</guid>

					<description><![CDATA[19 Mayıs 1919 sabahı, Güneş’in denizden doğduğu, dağların denizden başladığı Samsun’da Mustafa Kemal,“9. Ordu Müfettişi” sanıyla karaya çıktı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz, Fransız ve İtalyan kuvvetlerince işgal edilmiş imparatorluk topraklarında Milli Mücadele’nin ilk adımını attı.&#160;&#160; “Anadolu’nun işgaline karşı konacaktır” diyordu. “Düşmanın Samsun’a yapacağı herhangi bir çıkarmaya karşı vatanımızı son kayasına kadar savunacağız” diye haykırıyordu. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19 Mayıs 1919 sabahı, Güneş’in denizden doğduğu, dağların denizden başladığı Samsun’da Mustafa Kemal,“9. Ordu Müfettişi” sanıyla karaya çıktı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz, Fransız ve İtalyan kuvvetlerince işgal edilmiş imparatorluk topraklarında Milli Mücadele’nin ilk adımını attı.&nbsp;&nbsp;</p>
<p>“Anadolu’nun işgaline karşı konacaktır” diyordu.</p>
<p>“Düşmanın Samsun’a yapacağı herhangi bir çıkarmaya karşı vatanımızı son kayasına kadar savunacağız” diye haykırıyordu.</p>
<p>İstanbul hükümeti Mustafa Kemal Paşa’yı görevden aldı. O yılmadı. Kutsal mücadelede ulusunu yalnız bırakmadı. Aklında meclis oluşturmak, millet egemenliğini egemen kılmak, hükümet kurmak, halkı esaretten yurdu işgalden kurtarmak, ardından ülkeyi özgürlüğe kavuşturmak ve yeni bir devlet yaratmak vardı. Askerlikten azil kararını beklediği bir gecenin karanlığında, karşı taraftan önce davrandı.</p>
<p>Telgrafla Halife Sultan Vahdettin’e bildirdi: “Mesleğimden, hizmetlerimden istifa ettim”. Artık makamı, sanı, unvanı olmadan Milli Mücadele’de milletin bağrından çıkmış yalın bir fert olarak çalışacaktı.</p>
<p>Ülkemizin her köşesi emperyalist ülkelerin işgali altındaydı. İzmir’de karaya çıkan Yunan ordusu, Anadolu içlerine yayılmaktaydı. Saray ve hükümetin ihanetiyle, Yunan ve İngiliz işbirliğiyle alevlenen ayaklanmalar bütün yurdu sarmıştı. Onun; “Ya istiklal&#8230; Ya ölüm&#8230;”&nbsp; çağrısı her yerde yankılanmaktaydı. 16 Mart 1920 sabahı başkent İstanbul, ikinci kez İngilizlerce işgal edildi. Vahşice katledilen sahipsiz askerlerin feryadı Ankara’ya ulaştı.&nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>
<p>İhanet ve bağnazlık karanlığının tüm yurdu sardığı günlerde, Meclis’i topladı, hükümeti kurdu. Osmanoğulları tarafından gasp edilmiş millet egemenliğini asli sahibine teslim etti.</p>
<p>Ama mücadele bitmemişti. “Kuvayı Milliyecilerin katli vaciptir”&nbsp; fetvası, Yunan uçakları tarafından Anadolu’nun en ücra köylerine kadar havadan atılmaktaydı. Katliama soyunmuş padişah ve Halife Ordusu’nun paralı askerleri ve yobazlar, “tekbir” nidalarıyla vatanseverleri boğazlamaktaydı.</p>
<p>Başlangıçta Kurtuluş Savaşı’na katılan Çerkez Ethem, “Ankara’ya geri döndüğümde Büyük Millet Meclisi reisini Meclis’in önünde sallandıracağım” diye bağırmaktaydı.</p>
<p>Yozgat’ta asilerin başındaki eski mutasarrıf Çapanoğlu Celal, “Kırşehir üzerinden yürüyüp Ankara’yı basacağım” diye tehdit etmekteydi.&nbsp;</p>
<p>Yunan genel taarruzu Sakarya’da durduruldu. Kurtuluş Savaşı, Büyük Taarruz’la zafere ulaştı. Mustafa Kemal, yurdu işgalden, ulusu esaretten kurtarmıştı.</p>
<p>Sonra, yanmış yıkılmış yok olmuş imparatorluktan çağdaş, laik bir Cumhuriyet yarattı. Ümmeti ulus, kulu yurttaş, mülkü vatan yaptı.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’ni; Türk Devrimi’yle, Lozan Antlaşması’yla, Montrö Sözleşmesi’yle taçlandırdı ve sonsuza dek yaşatmak üzere Türk ulusuna armağan bıraktı.&nbsp;&nbsp;</p>
<p><strong>Doğu Silahçıoğlu</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sevmedya.com/19-mayis-1919dan-19-mayis-2026ya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden haftada 7 gün var mesela?</title>
		<link>https://sevmedya.com/neden-haftada-7-gun-var-mesela/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=neden-haftada-7-gun-var-mesela</link>
					<comments>https://sevmedya.com/neden-haftada-7-gun-var-mesela/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkansevincdr]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2026 21:23:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[seçil yurtseven]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sevmedya.com/?p=52774</guid>

					<description><![CDATA[Neden bir yıl 12 ay, bir gün 24 saat de, bir hafta tam olarak 7 gün? Üstelik bu yedi günlük döngü o kadar güçlü ki, imparatorluklar yıkıldı, takvimler değişti. Bu arada araştırmamı yaparken şöyle ilginç bir şey öğrendim Fransız Devrimi haftayı 10 gün yapmayı denemiş. Ama haftanın o gizemli yedi günü binlerce yıldır hiç bozulmadan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Neden bir yıl 12 ay, bir gün 24 saat de, bir hafta tam olarak 7 gün? Üstelik bu yedi günlük döngü o kadar güçlü ki, imparatorluklar yıkıldı, takvimler değişti. Bu arada araştırmamı yaparken şöyle ilginç bir şey öğrendim Fransız Devrimi haftayı 10 gün yapmayı denemiş. Ama haftanın o gizemli yedi günü binlerce yıldır hiç bozulmadan günümüze ulaşmış.</p>
<p>Gelin, kahvenizden bir yudum alın ve zamanın bu en köklü alışkanlığının peşinde, Babil’in gökyüzü gözlemcilerinden modern dünyanın plazalarına uzanan kısa bir yolculuğa çıkalım.</p>
<p>Şimdi yazacaklarımı lütfen gözünüzde canlandırın, çok keyifli olacak. Her şey, bundan yaklaşık 4000 yıl önce, Mezopotamya’nın geceleri pırıl pırıl parlayan gökyüzünde, Babillilerin kafasını yukarı kaldırmasıyla başladı. Babilliler muazzam astronomlardı. Gökyüzünde diğer yıldızlardan farklı hareket eden, adeta göksel birer dansçı gibi davranan 7 parlak nesne fark ettiler. Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn.</p>
<p>Bu yedi gök cisminin her birini birer tanrıyla özdeşleştirdiler ve zamanı yedişer günlük periyotlara böldüler. Yani bugün Pazartesi sendromundan cuma neşesine kadar hissettiğimiz o döngü, aslında çıplak gözle görülebilen yedi gezegenin antik bir mirası. Bu bilgi çok tatlı geldi di mi? Ben de aydınlanmış gibi hissedip biraz da rahatlamıştım duyduğumda.</p>
<p>Hatta bugün İngilizce ve Fransızca gibi dillerde gün isimlerine dikkat ederseniz, bu antik kökleri hemen görürsünüz. Örneğin Cumartesi (Saturday), adını Satürn’den alıyor. Pazar (Sunday) Güneş’in, Pazartesi (Monday) ise Ay’ın günüdür.</p>
<p>Peki, bu yedi günün ne kadarı çalışmaya, ne kadarı dinlenmeye ayrılacaktı? İşte burada devreye gelenekler ve inançlar giriyor.</p>
<p>Antik dünyada yedi günlük döngü, dini ritüellerle birleşti. Musevilikte haftanın son günü olan Cumartesi (Şabat), yaratılışın tamamlandığı ve dinlenilmesi gereken kutsal gün ilan edildi. Hristiyanlık Roma İmparatorluğu’nda yayıldıkça, İmparator Konstantin MS 321 yılında radikal bir karar aldı ve Güneş’in günü olan Pazar gününü resmi dinlenme günü yaptı. İslamiyet ise Cuma gününü cemaatin toplandığı ve ibadet ettiği merkezi gün olarak belirledi. Hayırlı Cumalar!</p>
<p>Yüzyıllar boyunca insanlık, tarım toplumunun getirdiği bir geleneksellikle altı gün çalışıp, bir gün (çoğunlukla Pazar) ruhunu ve bedenini dinlendirmeye alıştı.</p>
<p>Modern dünyada bir de cumartesi var tabii..</p>
<p>Cumartesi gününün bir tatil gününe dönüşmesi ve bugünkü iki günlük hafta sonu (weekend) kavramı ise aslında sandığımız kadar eski değil tamamen modern sanayi dünyasının bir icadı, ciddiyim!</p>
<p>Birinci yüzyılda Sanayi Devrimi ile birlikte insanlar fabrikalarda haftada 6 gün, günde 14-16 saate varan ağır şartlarda çalışıyordu. Pazar günü dinleniyor, ancak Pazartesi sabahı işe bitkin dönüyorlardı. İlk kırılma, Yahudi işçilerin Cumartesi (Şabat) günü dinsel nedenlerle çalışmak istememesi, Hristiyanların da Pazar gününü korumak istemesiyle yaşandı. Her ikisi için de dini ibadet günü olan bu günlerin işte geçmemesi gerekiyordu.</p>
<p>Ancak bu durumu modern iş dünyasının bir standardı haline getiren isim, hepimizin adını bildiği dahi vizyoner Henry Ford oldu. 1926 yılında Ford, fabrikalarında haftalık çalışma süresini 5 güne (40 saate) düşürdü ve Cumartesi-Pazar günlerini tamamen tatil ilan etti. Her dönemin böyle insanları oluyor, ama bu gerçek bir devrim. Mesela zamanında tüm çalışanlarını uzaktan çalışma yöntemine geçirip sonra bununla baş edemeyip şirketin yarısını işten çıkaran yakın zamanda herkesin bildiği dev şirketler oldu. İşte bunlar da devrim yapmaya çalışıp sonra yok bu olmadı deyip dönenler.</p>
<p>Ford bunu iyilik için yapmadı tabii ki sadece, o çok zeki bir insandı ve aklında bir çok değişken vardı.</p>
<p>İnsanların parası olsa bile, eğer harcayacak boş zamanları yoksa, ürettiğimiz otomobilleri kim satın alacak?</p>
<p>Yani bugün severek yaşadığımız ve çoğu kişinin iple çektiği o iki günlük hafta sonu eğlencesi, dinlencesi, aslında hem geleneksel inançların hem de modern tüketim ekonomisinin mükemmel bir uzlaşması olarak doğdu.</p>
<p>Bugün, Babillilerin gökyüzüne bakarak başlattığı o 7 günlük ritmin içinde yaşamaya devam ediyoruz. Tarım toplumunun kutsal dinlenme geleneği, sanayi toplumunun üretim ve tüketim dengesiyle birleşti ortaya modern insanın yaşam döngüsü çıktı.</p>
<p>Şimdilerde dünya genelinde haftada 4 gün çalışma modelleri test ediliyor, mesai saatleri ve esneklik tartışılıyor. Dediğim gibi büyük değişimler yapıp, pandemi gibi major olayların hayatımıza gelmesiyle iş hayatını da değiştiren saat ve gün kavramları ortaya çıktı. Kimisi kalıcı oldu kimisi olmadı geri döndü.</p>
<p>Ancak ne değişirse değişsin, kahvemizi alıp arkamıza yaslandığımız o Pazar günlerinin tadı, binlerce yıllık bir genetik miras olarak içimizde kalmaya devam edecek.</p>
<p>Haftanın tüm günlerinin, hayatınıza verimlilik ve keyif getirmesi dileğiyle.</p>
<p><strong>Seçil Yurtseven</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sevmedya.com/neden-haftada-7-gun-var-mesela/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bir şarkının gerçek gücü hala insanda saklı&#8221;</title>
		<link>https://sevmedya.com/bir-sarkinin-gercek-gucu-hala-insanda-sakli/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bir-sarkinin-gercek-gucu-hala-insanda-sakli</link>
					<comments>https://sevmedya.com/bir-sarkinin-gercek-gucu-hala-insanda-sakli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkansevincdr]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 21:05:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Neşem Yaşar Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[merhaba dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[neşem yaşar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sevmedya.com/?p=52745</guid>

					<description><![CDATA[MFÖ’nün efsanevi ismi, Türkiye’de gitarın ve modern müzik üretiminin en önemli temsilcilerinden Fuat Güner ile yaptığımız söyleşide; yalnızca geçmişe değil, bugünün müzik dünyasına ve geleceğine de baktık. Güner dijital platformların sanatçıyı nasıl değiştirdiğinden yapay zekâya, genç müzisyenlerin en büyük hatalarından sahnede hâlâ onu heyecanlandıran şeylere kadar pek çok konuda açık, samimi ve zaman zaman sert &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>MFÖ’nün efsanevi ismi, Türkiye’de gitarın ve modern müzik üretiminin en önemli temsilcilerinden Fuat Güner ile yaptığımız söyleşide; yalnızca geçmişe değil, bugünün müzik dünyasına ve geleceğine de baktık.</p>
<p>Güner dijital platformların sanatçıyı nasıl değiştirdiğinden yapay zekâya, genç müzisyenlerin en büyük hatalarından sahnede hâlâ onu heyecanlandıran şeylere kadar pek çok konuda açık, samimi ve zaman zaman sert değerlendirme yaptı.</p>
<p>Bir yanda özlenen MFÖ ruhu, diğer yanda yeni çağın müzik üretim biçimleri…</p>
<p>Fuat Güner, yılların birikimiyle yalnızca müziği değil, müzisyenliğin ne olduğunu da anlatıyor.</p>
<p><strong>Dijital platformlarda yayımlanan yeni işlerinizi düşününce artık şarkı üretmekle şarkıyı dinleyiciye ulaştırmak arasında bambaşka bir dünya var. Bu yeni düzen sizi nasıl etkiliyor, nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Eskiden şarkılarımızı plak, CD, kaset formatında dinleyicilerimizle buluşturuyorduk. Şimdi ise dijital ortamda YouTube, Spotify vs. gibi mecralarda tüm dünyanın dinletisine sunma olanağı tanıyor. Bu eserlerimizi duyurmak için çok zengin bir platform. Ancak, eserlerin maddi getirisinin eskiye oranla çok daha düşük olduğu aşikâr. Gerçek müzisyen ve sanatçıların emeklerinin karşılığını alamadıkları aynı zamanda tıklanma ve dinlenme sayılarını takibinin yapılmasının çok kolay olmadığı ve suistimale açık olduğunu söylemek doğru olur. Yeni nesil amatör müzisyenler için kendilerini tanıtma açısından tabii ki çok elverişli bir platform.</p>
<p><strong>Eğer bugün dünyanın herhangi bir yerinden üç müzisyenle bir “hayal grubu” kursanız, kimlerle çalmak isterdiniz?</strong></p>
<p>Davulda Jeff Porcaro, Bas gitarda Jaco Pastorıus, Elektro gitarda Jeff Beck ve Steve Lukather ilk aklıma gelen isimler. Elbette beraber çalmaktan çok mutlu olacağım birçok dünya müzisyeni var.</p>
<p><strong>Bugün genç bir grupla stüdyoya girseniz, onlara ilk söyleyeceğiniz şey ne olurdu?</strong></p>
<p>Bir grupla iyi müzik yapmak için, çalan müzisyenlerin ritim duygularının mükemmel olmaları birinci şart. İkinci önemli unsur ise, birlikte çalarken birbirlerini iyi dinlemeli enstrümanını kendisi için değil, ortaya koyulan müzik performansına katkı verecek anlayışla icra etmelidir.</p>
<p><strong>Bugün dönüp baktığınızda, MFÖ’nün hiç yapılmamış, yarım kalmış ya da bugün yapılsa çok iyi olacağını düşündüğünüz bir müzikal fikri var mı?</strong></p>
<p>Bugüne kadar MFÖ olarak her dönemimizde müzikal anlamda hep yeni arayışlar içinde olduk, birkaç örnek verecek olursam; “Deli Deli Kulakları Küpeli” Türkiye’deki ilk “reggae” müzik örneğidir. “Vak the Rock” ı ise ilk rock and roll örneği olarak yaptık.</p>
<p><strong>Sizce bugün Türkiye’de genç müzisyenlerin en büyük sorunu nedir?</strong></p>
<p>Genç müzisyenlerin en büyük sorunu, müzik öğrenmeden meşhur olmak istemeleri, hele şimdi yapay zekâ imkanlarına kavuşunca büyük bir cesaretle kendilerini ön planda görme arzuları ve hırsları. Sevgili gençler biraz emek vermeyi ve müzik öğrenmeye gayret göstermenizi, hararetle tavsiye ediyorum. Yoksa kariyeriniz uzun soluklu olmaz.</p>
<p><strong>Yıllar önce kurduğunuz FT Stüdyo Türkiye’de kayıt teknolojisinin öncülerinden biri olmuştu. Bugünkü ev stüdyosu ve yapay zekâ çağını görünce ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bugünkü teknolojide tek bir bilgisayarla ve tek bir enstrümanla gayet güzel bir orkestrasyon yapabilmek mümkün. Eskiden yaptığınız müziği kaydedebilmek için, çok pahalı mixer, teyp, sound modüllere ihtiyaç vardı ve bunları maddi olarak karşılayabilmek kolay değildi. Şimdi ise elinizdeki laptopun içinde her türlü imkân mevcut. Artık evinizde, pahalı stüdyolara girmeden her türlü kayıt yapma olanağına sahipsiniz.</p>
<p><strong>Sahneye çıktığınızda sizi hâlâ en çok motive eden şey nedir? Yeni bir şarkı çalmak, eski bir şarkıyı yeniden yorumlamak, yoksa seyircinin enerjisi mi?</strong></p>
<p>Sahnede her zaman şarkılarımızı seyirci ile beraber söylemek çok hoşumuza gider. O güne kadar repertuvarımızda yer vermediğimiz bir şarkımızı ilk defa yorumluyor olmak ise bizim için en büyük heyecandır. Tabii ki seyircinin enerjisi sanatçıyı her zaman motive eder.</p>
<p><strong>Türkiye’de sizi yalnızca bir grup üyesi olarak değil, çok iyi bir gitarist ve müzik üreticisi olarak da gören büyük bir kitle var. Sizce insanlar Fuat Güner’in en az bilinen hangi yönünü hâlâ keşfetmedi?</strong></p>
<p>Dışarıdan görünen mükemmeliyetçi ve disiplinli müzik adamı ve besteci kimliğimin yanı sıra inşaat mühendisi, babacan, dost canlısı ve yardımsever olduğumu beni yakından tanıyanlar bilir. Sporcu olduğum yılların bana katmış olduğu profesyonellik ve havacılığa tutkuyla bağlı olan bir model uçak pilotu olduğumu keşfetmemiş olabilirler.</p>
<p><strong>Eğer yarın yeni bir konser serisi başlasa sahnede hangi sürpriz isim olurdu?</strong></p>
<p>Bunca yıl sonra hala Özkan’ın aramızda olmasını ve MFÖ olarak devam etmeyi çok isterdim.</p>
<p><strong>Neşem Yaşar</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sevmedya.com/bir-sarkinin-gercek-gucu-hala-insanda-sakli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşasın Varolsun Türk Kolejimiz</title>
		<link>https://sevmedya.com/yasasin-varolsun-turk-kolejimiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yasasin-varolsun-turk-kolejimiz</link>
					<comments>https://sevmedya.com/yasasin-varolsun-turk-kolejimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkansevincdr]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 04:42:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Prof. Dr. Erkan Sevinç Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[erkan sevinç]]></category>
		<category><![CDATA[merhaba dergisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sevmedya.com/?p=52710</guid>

					<description><![CDATA[Özel Türk Koleji’nin 66 mezunları olarak dönem arkadaşımız kolejin yönetim kurulu başkanı Oğuz Tatış’ın daveti ile Bodrum La Quinta by Wydham Bodrum’da çok keyifli bir hafta sonu geçirdik. Eşleriyle, kardeşleriyle gelenler de oldu. Oğuz’un eşi&#160; Banu gelememişti ama oğullarından Kayhan yanındaydı. Öncelikle otelden bahsetmeliyim. Şehir merkezine 900 m uzaklıkta ve nefis bir koyda. Denize sıfır..Odalar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özel Türk Koleji’nin 66 mezunları olarak dönem arkadaşımız kolejin yönetim kurulu başkanı Oğuz Tatış’ın daveti ile Bodrum La Quinta by Wydham Bodrum’da çok keyifli bir hafta sonu geçirdik. Eşleriyle, kardeşleriyle gelenler de oldu. Oğuz’un eşi&nbsp; Banu gelememişti ama oğullarından Kayhan yanındaydı.</p>
<p>Öncelikle otelden bahsetmeliyim. Şehir merkezine 900 m uzaklıkta ve nefis bir koyda. Denize sıfır..Odalar süper lüks.. Kahvaltı ve yemekler Roof Restoran’da.. Havuz kenarında da Pool Bar ve her türlü a la carte menü’yü alabiliyoruz. Otelin bell boylarından temizlik personeline kadar hepsi seçilmiş kişiler ve siz orada kendinizi kral gibi hissediyorsunuz. Misal kahvaltıda açık büfeden tabağınıza birşeyler alıp masanıza koyuyorsunuz. Doğal olarak sonra çay almak için tekrar kalkıyorsunuz. Hemen yanınızda bir garson bitiyor ,”biz getiririz” diyor. Çayınız bitiyor anında tekrar tazeleniyor. Pool Bar’da içecek ya da yiyecek istediniz diyorsunuz ki” Ben bir denize atlayım” geleyim .Bir de ne görüyorsunuz , istediğiniz şezlongunuzun yanına konmuş bile..</p>
<p>Şu bir gerçek otelde hep yedik, hep içtik.. Benim gibi deniz tutkunları kendini mavi sulara atarken tavla turnuvasında zevkli kapışmalar yaşandı. Turnuvanın galibi arkadaşımız Levent Çullu oldu, son gece kupasını aldı.</p>
<p>Ne yazıyordu mezuniyet andacımızda Levo (Biz ona öyle diyoruz) için?</p>
<p>“6 A nın tek yatılı talebesi. Yeşil gözlü, sarışın , 1948 doğumlu bir Karşıyaka’lı. Bu arkadaşımız iyi bir yüzücüdür. Levent Türkiye’nin hemen hemen bütün yerlerini görmüştür. En çok takdir ettiği tarihi kişi Atatürk’tür”</p>
<p>66 mezunlarının ara ara bir araya gelmesini de Levo planlamış, naçizane katkılarım olmuştur.</p>
<p>Aramızda profesyonel rehber Hurşit Çelikkaptan da vardı. Ama adam rehberlikten o kadar yorgun argın buluşmaya geldi ki rehberliği avukat arkadaşımız Mustafa Arkayın yaptı. Andaç’a dönelim yine..</p>
<p>“6 A’nın çalışkan jönü Hurşit bilhassa orijinal saçlar ve yakışıklılığı ile dikkati çeker. Sınıfın en dindar kişilerindendir. Çok temiz ve tertiplidir. Okulumuzun yegane ikiz kardeşlerinden biridir”</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-52711" src="https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/696170657_26949915921360972_7298876147703597768_n-300x289.jpg" alt="" width="382" height="368" srcset="https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/696170657_26949915921360972_7298876147703597768_n-300x289.jpg 300w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/696170657_26949915921360972_7298876147703597768_n-150x145.jpg 150w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/696170657_26949915921360972_7298876147703597768_n-768x740.jpg 768w, https://sevmedya.com/wp-content/uploads/2026/05/696170657_26949915921360972_7298876147703597768_n.jpg 1080w" sizes="(max-width: 382px) 100vw, 382px" /></p>
<p>129 mezun arasından Bodrum toplantısına kimler geldi?</p>
<p>Oğuz Tatış, Bülent Tokalıoğlu, Akil Balcı, Hurşit Çelikkaptan, Nuri Özler, Ahmet Kadıoğlu, Levent Çullu, Osman Çıdık, Mehmet Ersivri, Coşkun Çağ, Rıfat Kızıldeniz, Mustafa Arkayın, Sezmen Alper, Tulga Suner, Ali Nejat Eğilmez, Hasan Kayacan ve Erkan Sevinç..</p>
<p>Otobüste rehberlik yapan Arkayın’ın tarihi yerleri değil de AVM leri, inşaatları ,fabrikaları anlatması, “5 dakika ihtiyaç molası veriyoruz” deyip otobüsü 30 dakika sonra kaldırması nedeniyle çok iyi yaptığı avukatlık mesleğine devam etmesi kararlaştırıldı.</p>
<p>Buluşmamızın tek üzücü tarafı mümessilimiz Gürsen Gündem’in sağlık nedenleriyle katılamaması oldu.</p>
<p>Tekrar mezuniyet andacımıza dönüyorum..</p>
<p>“6 A nın ve okuduğu sınıfların gedikli mümessili olan Gürsen hepimizin en yakın dostu ve sınıfımızın en çalışkan talebelerindendir. Okul bilgi yarışması takımının kıymetli elemanlarından olan arkadaşımız okul basketbol takımında guard oynar”</p>
<p>Ben toplantıya yalnız gittim ama orada yalnız değildim. Okul yıllarımdan beri (Orta Doğu maceram dahil) beraber olduğumuz Sezmen Alper de vardı, o da yalnız gelmişti. Bol bol hasret giderdik. Peki senin hakkında ne yazmış arkadaşların derseniz?</p>
<p>“Yalnız 6 A nın değil bütün son sınıfların en küçüğüdür. Sokakta görseniz ilkokul öğrencisi zannedersiniz. 6 yaşında iken imtihanla ilkokul 2.sınıfa kaydolmuş, zeka ve kabiliyeti sayesinde sınıflarını doğrudan doğruya geçerek son sınıfa gelmiştir. Beşiktaş onun hayatıdır. Müzik dinlemeyi, pirzolayı, yoğurdu ve derslerini çok sever”</p>
<p>60 yıl geçmiş hala zevklerim değişmemiş, çok enteresan..</p>
<p>Gerek mümessilimiz Gürsen Gündem için gerekse Alp Timur başta olmak üzere gelemeyen arkadaşlarımız için ilk fırsatta yine bir araya geleceğiz.</p>
<p>Bu güzel organizasyon için bir kez daha sevgili Oğuz Tatış’a teşekkür ediyor, 76. yılını kutlayan Özel Türk Kolejimizin marşıyla yazıyı noktalıyorum..</p>
<p><em>“En hakiki mürşit ilimdir bize;<br />
Yüce Atatürk&#8217;ün izindeyiz biz.<br />
Hepimiz bağlıyız vazifemize;<br />
Yaşasın var olsun Türk Kolejimiz.<br />
Ey vatan, ey millet sen güven bize;<br />
Yarına hazırız, hazırız size!”</em></p>
<p><strong>Erkan Sevinç</strong></p>
<p><em>&nbsp;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://sevmedya.com/yasasin-varolsun-turk-kolejimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
