Bir oyuncudan çok, bir hafıza gibi…
Sahne ışıkları yandığında, perde ağır ağır açılır. Kalabalık susar. Ve o an, sahnenin ortasında yalnızca bir kadın vardır. Yüzünde yılların izini taşıyan ama bakışlarında hâlâ çocukluğun merakı saklı olan bir kadın…
Ayda Aksel…
31 Ekim 1962’de İstanbul’da dünyaya geldiğinde kimse onun bir gün yüzlerce kadının acısını, öfkesini, direncini ve sessizliğini tek bir bakışta anlatabilen bir oyuncu olacağını bilmiyordu. O ise çok erken yaşta sahnenin büyüsüne kapılmıştı. Daha ilkokul sıralarındayken konservatuvar koridorlarında dolaşıyor, bale salonlarının aynalı duvarlarında kendini arıyordu. Çello sesinin titrek hüznü, küçük parmaklarına siniyor; disiplin, bedenine ve ruhuna yavaş yavaş yerleşiyordu.
Yıllar sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nin kapısından içeri girdiğinde artık aradığını biliyordu: Sahne. Çünkü bazı insanlar için tiyatro bir meslek değil, nefes almak gibidir.
İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda geçen otuz yıl, onun hayatında takvimle ölçülecek bir süre değil; bir ömür demekti. Her rol, başka bir kadının hayatını ödünç almak gibiydi. Bazen güçlü, bazen kırılgan, bazen zalim, bazen çaresiz… Ama her zaman gerçek.
Perde kapandığında alkışlar diner, makyaj silinir, kostüm çıkarılır. Fakat oyuncunun içine işleyen karakterler kolay kolay gitmez. Belki de bu yüzden Ayda Aksel’in oynadığı kadınlar hep bu kadar derin, bu kadar “yaşanmış” hissedilir.
Televizyon onu geniş kitlelerle buluşturduğunda, izleyiciler ekranda sadece bir oyuncu görmedi. Sanki tanıdıkları birini izliyor gibiydiler: Sert görünen ama içten içe kırılgan bir anne, suskun ama dimdik duran bir kadın, sevdiğinde sonuna kadar seven, kırıldığında sessizce uzaklaşan biri…
Sinemada ise daha sessiz ama kalıcı izler bıraktı. Büyük patlamalar yapmadı; onun yerine ağır ağır, kök salarak ilerledi. Tıpkı yıllar sonra fark edilen bir ağaç gibi.
Zaman geçti, roller değişti, kuşaklar yenilendi. Ama o hiç kaybolmadı. 2019’da “Hercai”deki Azize Aslanbey ile ekranlara geri döndüğünde, izleyiciler onun sadece bir karakteri değil, adeta bir kaderi oynadığını hissetti. Sertliğiyle korkutan, acısıyla yaralayan o kadın, aslında Ayda Aksel’in yıllarca biriktirdiği duyguların sahnedeki yankısıydı.
Ve şimdi… “Kıskanmak” dizisinde Mediha…
Mediha, dışarıdan bakıldığında katı, mesafeli, hatta ürkütücü bir kadın. Ama dikkatle bakıldığında gözlerinin derininde saklanan bir yalnızlık, bir kırgınlık var. Sanki hayat ona çok şey öğretmiş, ama hiçbirini unutmasına izin vermemiş. Bu yüzden Mediha’yı izlerken bir karaktere değil, yaşanmış bir ömre tanık oluruz.
Belki de Ayda Aksel’i özel kılan tam olarak bu: O rol yapmaz, yaşar. Seyirci de onunla birlikte hisseder.
Sahne ışıkları bir gün mutlaka söner. Alkışlar biter. Diziler final yapar. Ama bazı oyuncular vardır ki, oynadıkları karakterlerden daha kalıcıdır.
Ayda Aksel, işte o isimlerden biri. Bir oyuncudan çok, bir hafıza gibi…
Türk sahnesinin ve ekranının sessiz ama sarsılmaz tanığı gibi.




