25 yıl sonra yine şahane !

Aradan çeyrek asır geçti; ekranlar, izleme alışkanlıkları ve mizahın dili değişti. Fakat o hatıranın sesi hiç susmadı. Yıllar boyunca süren seyirci çağrıları sonunda karşılığını buldu ve “Şahane Pazar”, geçmişi tekrarlamak için değil, ruhunu bugünün sahnesinde yeniden kurmak üzere yola çıktı.

Behzat Uygur, bu büyük dönüşün hikâyesini Merhaba Dergisi için anlattı: Neden yıllarca direndiklerini, seyircinin onları nasıl ikna ettiğini ve 25 yıl sonra aynı heyecanla, bambaşka bir “Şahane Pazar”ı kurmaya nasıl hazırlandıklarını…

Şahane Pazar’ın geri dönmesini isteyen seyircilerden yıllardır çok sayıda mesaj aldığınızı ve sonunda bu “sevgi dolu baskıya” teslim olduğunuzu söylediniz. Kararı kesin olarak vermenizi sağlayan ne oldu?

Aslında bu istek hiç bitmedi. Yıllardır “Şahane Pazar’ı yeniden yapın” diyenler vardı ama son dönemde işin boyutu biraz değişti. “Ananızı babanızı seviyorsanız yaparsınız”, “Vatanınızı milletinizi seviyorsanız artık yapın” diye mesajlar gelmeye başladı. Biz buna dünyanın en tatlı linci diyoruz.

Bir noktadan sonra Süheyl’le birbirimize baktık, “Galiba artık kaçacak yerimiz kalmadı” dedik. Ama asıl karar verdiren, bunun sadece geçmişe duyulan bir özlem olmadığını görmekti. O yıllarda bizi izleyenlerin yanında Şahane Pazar’ı hiç yaşamamış gençlerin de merak ettiğini gördük. O zaman “Tamam, seyirci bu kadar istiyorsa yapalım. Ama aynısını değil, bugünün Şahane Pazar’ını yapalım” dedik.

“Direndik ama siz kazandınız” ifadeniz oldukça dikkat çekiciydi. Şahane Pazar’ı yeniden yapma fikrine bugüne kadar neden mesafeli duruyordunuz?

Çünkü bazı işleri güzel hatırladığınız yerde bırakmak gerekir. Şahane Pazar bizim hayatımızda çok özel bir yerde, seyircinin hafızasında da çok güzel duruyor. O hatıraya zarar vermekten çekiniyorduk.

Bir de “Eskiden tuttu, hadi yeniden yapalım” fikri bize hiçbir zaman cazip gelmedi. Eğer geri döneceksek yeni bir sözü, yeni bir biçimi olması gerekiyordu. Sahne fikri ortaya çıkınca iş değişti. Çünkü sahne bizim evimiz. O zaman eskiyi tekrar etmek yerine Şahane Pazar’ın ruhunu alıp yeni bir şey yapabileceğimizi hissettik. O yüzden “Direndik ama siz kazandınız” diyoruz. Gerçekten seyirci kazandı.

Şahane Pazar’ın aradan geçen yıllara rağmen hâlâ bu kadar özlenmesinin ve yeni kuşaklar tarafından da merak edilmesinin temel nedeni sizce nedir?

Bence en önemli tarafı samimiyetiydi. Çok büyük bir televizyon şovuydu ama seyirciye yukarıdan bakmıyordu. Evdeki insan da kendisini programın bir parçası gibi hissediyordu. Yarışmacılar gerçekti, tepkiler gerçekti, bizim Süheyl’le birbirimize söylediklerimizin büyük bölümü de gerçekten o anda çıkıyordu.

Bir de ailece izlenen bir programdı. Pazar akşamı çocuk banyosunu yapmış, pijamasını giymiş; anne çayı koymuş, baba televizyonun başında… Şahane Pazar biraz da o ortak hatıranın adı oldu.

Bugün o günleri hiç yaşamamış gençler eski görüntüleri izleyip eğleniyor. Demek ki samimiyetin eskisi yenisi olmuyor.

Programı doğrudan televizyona döndürmek yerine ilk olarak “Şahane Pazar Sahnede” formatıyla seyirciyle buluşturmayı tercih ettiniz. Bu kararda sizin ve Süheyl Uygur’un tiyatrocu kimliği ne kadar etkili oldu?

Çok etkili oldu. Bizim asıl mesleğimiz tiyatro. Hayatımız sahnede geçti. Televizyon bizim için çok önemli bir dönemdi ama sahne hiçbir zaman hayatımızdan çıkmadı.

Şahane Pazar geri dönecekse önce bizim en iyi bildiğimiz yerde, seyircinin gözünün içine bakabildiğimiz sahnede dönmesi bize çok doğru geldi. Televizyonda milyonlara ulaşıyorsunuz ama sahnede o kahkahayı aynı anda duyuyorsunuz. Kaçacak yeriniz de yok; montaj yok, tekrar yok. Zaten bizim sevdiğimiz tarafı da bu.

Televizyonda kamera, kurgu ve yayın akışı vardır, sahnede ise her şey canlı yaşanacak. Şahane Pazar’ın televizyon dilini tiyatro sahnesine aktarırken nasıl bir dönüşüm planlıyorsunuz?

Televizyondaki Şahane Pazar’ı alıp sahneye koymuyoruz. Zaten böyle bir şey çalışmaz. Onun ruhunu sahne için yeniden kuruyoruz.

Seyirci yine işin içinde olacak, yarışmalar olacak, müzik olacak, dans olacak, bizim atışmalarımız olacak ama bu kez bütün salon aynı anda o programın içinde yaşayacak. Televizyonda kamera seyirciye nereye bakacağını söylüyordu, burada her şey canlı. Üstelik hata yaparsanız herkes görüyor.

“Belediye Çukuru”, “Bardak Oyunu” ve “Yüzük Oyunu” gibi hafızalara kazınan bölümler eski hâllerine sadık mı kalacak, yoksa günümüz seyircisine ve mizah anlayışına göre yeniden mi kurgulanacak?

Hafızalara kazınmış oyunları elbette korumak istiyoruz ama onları müzeye koyar gibi sergilemeyeceğiz. Bazıları bugünün şartlarına ve sahneye göre değişecek, bazıları da sürpriz biçimde karşımıza çıkacak.

25 yıl önceki seyirciyle bugünkü seyircinin refleksi aynı değil. Bizim de değil. Ama temel kural değişmeyecek: Seyirci sadece izlemeye gelmeyecek, oyunun bir parçası olacak. Zaten Şahane Pazar’ın en tehlikeli tarafı buydu. Ön sıraya oturduğunuzda başınıza ne geleceğini bilmiyordunuz. Şimdi yine bilmiyorsunuz.

Şahane Pazar’ın en sevilen yönlerinden biri, sizinle Süheyl Uygur arasındaki doğal kardeşlik enerjisi ve karşılıklı atışmalardı. Aradan geçen yıllarda sahnedeki ilişkiniz ve birbirinizi tamamlama biçiminiz nasıl değişti?

25 yıl geçti ama Süheyl değişmedi. Ben çok uğraştım, olmadı.  Biz çocukluğumuzdan beri beraberiz, yıllardır aynı sahnedeyiz. Birbirimizin ne zaman ne söyleyeceğini biliyoruz ama hâlâ birbirimizi şaşırtabiliyoruz. Bence önemli olan da bu.

Eskiden belki daha hızlıydık, şimdi daha tecrübeliyiz. Bazen Süheyl’in yüzüne bakmam yetiyor, ne söyleyeceğini anlıyorum. Bazen de yüzüne bakıyorum ve gerçekten ne söyleyeceğini hiç bilmiyorum. En tehlikeli anlar onlar zaten.

Canlı orkestra, dans gösterileri, sürpriz konuklar ve geniş bir ekiple hazırlanan büyük bir prodüksiyondan söz ediliyor. Yeni gösteride seyirciyi nasıl bir Şahane Pazar atmosferi bekliyor?

Biz küçük bir nostalji gecesi yapmak istemedik. “Hatırlıyor musunuz, ne güzeldi” deyip eski görüntüler gösterip eve dönmek kolaydı. Biz gerçekten yeni bir “Şahane Pazar” yapmak istedik.

Canlı orkestrası, dansları, oyunları, görsel dünyası ve sürprizleriyle büyük bir sahne şovu hazırlıyoruz. Eski Şahane Pazar’ı bilen seyirci tanıdığı şeylerle karşılaşacak ama bilmediği çok şey de görecek.

İlk kez gelen genç bir seyirci de “Ben niye 25 yıl önce doğmamışım?” demek zorunda kalmadan eğlenecek. Amacımız tam olarak bu.

Bugün eğlence anlayışı, izleme alışkanlıkları ve mizahın dili büyük ölçüde değişti. Nostaljiyi korurken programı ilk kez tanıyacak genç kuşaklara ulaşmayı nasıl hedefliyorsunuz?

Nostalji bizim için malzeme ama gösterinin kendisi değil. Sadece geçmişi anlatırsanız belli bir yaş grubuna hitap edersiniz. Biz bunu istemiyoruz.

Şahane Pazar 25 yıl önce nasıl o günün programıysa bugün de bugünün gösterisi olmak zorunda. Mizah değişti, insanların temposu değişti, sosyal medya hayatımıza girdi, gençlerin dili değişti. Bunları görmezden gelemezsiniz.

Ama her şeyi gençleştireceğiz diye kendinizi de inkâr edemezsiniz. Biz yine Süheyl ve Behzat olacağız. Zaten gençlerin de bizden beklediği TikTok dansı yapmamız değildir herhalde. İnşallah değildir.

İlk etapta Türkiye turnesi, ardından şartların oluşması hâlinde dijital platformlar gündemde. Şahane Pazar’ın yeni yolculuğu sizin için yalnızca bir turne mi, yoksa uzun soluklu ve farklı mecralara yayılan yeni bir dönemin başlangıcı mı?

Biz önce sahneyi düşünüyoruz. Önce seyirciyle buluşalım, beraber eğlenelim ve bu yeni “Şahane Pazar”ın nasıl bir dünyası olduğunu görelim. Türkiye’nin birçok şehrine gitmek istiyoruz.

Sonrasında dijital platformlar da olabilir, başka mecralar da olabilir. Şahane Pazar’ın hikâyesinin sadece bir turneyle sınırlı kalmayacağını düşünüyoruz. Ama acelemiz yok. 25 yıl beklemişiz, bundan sonra iki ay daha bekleriz.

Önce sahnede hakkını verelim. Sonrası zaten seyircinin göstereceği yöne doğru gider. Çünkü bu işin yeniden başlamasının sebebi de onlar.

Ve son sorum: Şahane Pazar’ı yeniden yapma kararını verdiğiniz anda Süheyl Bey ile aranızda nasıl bir konuşma geçti? İkinizden hangisi daha heyecanlı, hangisi daha temkinliydi?

Öyle filmlerdeki gibi karşılıklı oturup “Kardeşim, 25 yıl sonra yeniden başlıyoruz” diye dramatik bir konuşma olmadı. Bizim konuşmalarımız zaten genellikle yarısı ciddi, yarısı dalga geçerek ilerler. Birimiz “Yapalım mı artık?” dedi, öbürümüz “Emin misin?” dedi. Sonra roller birkaç kez değişti. Bir gün ben heyecanlandım Süheyl frene bastı, ertesi gün Süheyl gaza bastı ben “Bir dakika” dedim.

Ama karar kesinleştiği anda ikimizde de aynı heyecan vardı. Çünkü bir anda 25 yıl öncesine gidiyorsunuz. Sonra bugüne dönüp şunu fark ediyorsunuz: O zaman bizi izleyen çocuklar bugün kendi çocuklarıyla gelecekler. Hatta bazıları torunuyla gelecek. İşte bu çok heyecan verici.

Bir de şunu kabul ettik: Biz yıllarca “Şahane Pazar yeniden olur mu?” diye düşündük. Meğer yanlış kişilere soruyormuşuz. Cevabı seyirci çoktan vermiş: “Olur kardeşim. Siz yapın yeter.”

Neşem Yaşar

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu