15 Temmuz’un 10. yılı
Bugün 15 Temmuz.
AK Parti’nin “birlikte yol yürüdüğünü” söylediği Fetullah Gülen cemaatinin organize ettiği ifade edilen başarısız darbe girişiminin 10. yılı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Kasım 2014’te “ne istediler de vermedik” diyerek, 15Temmuz’dan yaklaşık 1.5 yıl önce pişmanlığını dile getirdiği ve Gülen cemaati için FETÖ adıyla henüz silahlı terör örgütü tanımlaması yapılmadığı dönemde ülkeye yaşatılan vahim sürecin başladığı günün 10. yılı.
Toplum bilimine göre; 1996 – 2012 yılları arasında doğan Z kuşağının ergenlik dönemini, yanı sıra ve Alfa kuşağı olarak kabul edilen 2012 – 2025 yılları arasında gözlerini dünyaya açanların çocukluk yıllarından itibaren tüm yaşamları boyunca “doğrudan etkilenecekleri” ve unutamayacakları gecenin 10. yılı.
İktidarın, hemen her başarısızlığının üzerinin örtülmesi amacıyla “belirli ve aynı kitle” tarafından sürekli gündeme getirilen “FETÖ’cüler / FETÖ” söylemlerinin kaynağı olarak tarihe geçen yüzleşmenin 10. yılı.
1990’ların ortasından itibaren bilhassa Tansu Çiller’in başbakanlığı sırasında “gizliliğini” kaldırıp, toplum içinde “görüntü vermeye” başlayan ve AK Parti iktidarı döneminde “üst düzeyde temsil ve faaliyet olanağına ulaşan” sözde dini yapının, ABD güdümünde hareket eden “istihbarat örgütü” olduğunun anlaşılmasının 10. yılı.
Ve nefes aldığımız coğrafyada yıllardan bu yana “masum dini yapı” olarak tanımlanan ve referans gösterilen bir İslami içerikli cemaat yapılanmasının, silahlı terör örgütüne evrilerek “göz göre göre oluşturulan” siyasi ve toplumsal iklim içinde insanımızı nasıl katlettiğine tanık olunmasının 10. yılı.
FETÖ’nün planlayıp uygulamaya koyduğu başarısız darbe girişimin üzerinden geçen 10 senede, her yıl anma sürecine girilirken özellikle iktidar cephesinden örgüte karşı yapıldığı ifade edilen mücadele kamuoyuna yansıtılıyor.
Birbiri ardına dini ve kurumsal anma törenleri düzenleniyor. Yitirilen sivil ve kamu görevlisi 15 Temmuz şehitleri anılıyor, geride kalan ailelerinin duyguları paylaşılıyor.
Bu yıl da, geride kalanlara benzer geçiyor anma takvimi.
İktidara yakın yayın organları, şehitlerin aileleriyle ilgili yayınlara geçen haftadan itibaren başladı.
İletişim Başkanlığı, 15 Temmuz’la ilgili gerçekleştirilecek törenleri duyurdu.
17 – 25 Aralık 2013’ten önce Gülen cemaatiyle iç içe olmaktan çekinmeyen, cemaatin bayrağını taşıyan pek çok AK Parti’li siyasi – NATO zirvesi, sürecin gündemini bu yıl biraz olumsuz etkilese de – FETÖ’nün aleyhine sert açıklamalar yapmaktan geri durmadı.
Özellikle yargı camiası, FETÖ’yle yürütülen mücadelenin “hız kesmeden devam ettiğini” vurguluyor.
İşte Adalet Bakanı Akın Gürlek, pazar günü iktidara yakın Sabah gazetesine yaptığı açıklamada, FETÖ’yle mücadeleyi ve örgütün son durumunu özetle şöyle değerlendirdi:
“Dini değerleri istismar eden, ‘mahrem hücreler’ şeklinde birbirinden kopuk gizli gruplar halinde örgütlenen, ‘takiyye ve renklendirme’ adını verdikleri çift kimlikli yaşamı kurumsal bir ilke haline getiren bir casusluk şebekesinden bahsediyoruz.
Darbe teşebbüsüne kadar silahlı kapasitesini açık alanda değil; bürokrasi, istihbarat, yargı ve ordu içerisine sızdırdığı elemanları vasıtasıyla saklamıştır. Yani bu yapı, yasal bir görünüm altında yasa dışı amaçlar güden profesyonel bir ağdır.
Bu yapının uluslararası boyutu incelendiğinde, FETÖ/PDY için sadece bir terör örgütü değil, aynı zamanda bir ‘casusluk şebekesi’ demek hukuken ve fiilen en doğru tespittir.”
Gürlek, örgütün son dönemdeki tablosunu şöyle değerlendirdi:
Son dönemdeki tespitler gösteriyor ki; ticari faaliyetler, paravan şirketler, bazı iş çevreleri ve gündelik hayatın doğal akışı içinde dikkat çekmeyecek yeni temas noktaları oluşturmaya çalışmaktadırlar.
Kendilerini çok farklı sosyal grupların, akımların içinde gizleyerek kamufle etmeye çalışmaktadırlar.”
Adalet Bakanı’nın tespit ve değerlendirmelerini aynı zamanda “itiraf” gibi de anlamak mümkün elbette.
Gürlek konuştuğuna göre, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de “bir FETÖ açıklaması” yapmaktan geri durmayacaktır büyük olasılıkl
Adalet Bakanı Gürlek’in açıklamasından, aslına bakılırsa FETÖ’nün faaliyetlerinin sona ermediği; tam tersine farklı isim, yapılanma, amaç ve hedefte devam ettiği anlaşılıyor.
Zaten son dönemde Ankara ve İstanbul’da yürütülen adli soruşturmalarda da bu tabloyu görmek mümkün.
15 Temmuz’dan sonra başlatılan yargılamalarda bugün gelinen noktada, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eski mensuplarının anlatımlarından ve ortaya çıkan gelişmelerden Gürlek’in verdiği bilgilerin örtüştüğünü söylemek yanlış olmaz.
Soru işaretleri var kuşkusuz.
Soru işaretlerinin ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla dönemin iki kritik ismi, Eski Milli Savunma Bakanı ve 15 Temmuz’un Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la da tıpkı Gürlek gibi bir söyleşi yapılıp haberleştirilse keşke.
Süreçle ilgili şimdiye kadar hiç konuşmayan iki ismin olası açıklamaları Gürlek’in tespitleri kadar “gerçekçi” olur mu, emin değilim doğrusu.
Öte yandan Gürlek’in 10 yıl sonra gelinen tabloyu anlamlandıran sözlerini referans kabul edersek, Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, adliye ve eğitim sistemine “sızmayla başlayan kadrolaşma” politikasını merkezine yerleştiren FETÖ’nün, aradan geçen on yıla ve devletin hem de iktidarın “tam desteği” ile yürüttüğü ifade edilen mücadeleye karşın halen ayakta kalabilmesini sağlayan etken ya da etkenler nedir?
Devletin, hele ki tüm istihbarat kurumlarının, örgütle mücadelede FETÖ’nün hayata geçirdiği her uygulamayı takip edip taktiklerini açığa çıkarmasına rağmen örgütün şekil ve yaklaşım değiştirip iktidarla mücadeleye devam etmesinin önünü açan parametre / parametreler nedir?
Tolga Şardan




