10 Ekim’in tek sorumlusu İŞİD değildi

2014, 2015 yılları… IŞİD’in kentleri ele geçirdiği, kadınları köle pazarlarında sattığı, hilafet devleti kurduğunu ilan ettiği dönem. Çok da uzun bir zaman geçmedi bu dönemin üzerinden. Çok değil 8, 9 yıl öncesinden söz ediyoruz. Şehirlerin yok edildiği, insanların öldürüldüğü, evsiz barksız, işsiz bırakıldığı, milyonlarca insanın göç yollarına düşmesine neden olan dönem. Düştü düşecek denilen Kobane halkının mücadelesi de tam da bu döneme düşer. Aradan geçen zaman içerisinde HDP yöneticilerinin IŞİD’le mücadele eden Kobane ile dayanışma suçu üzerinden yargılandıklarını buraya not olarak bırakalım.

Ne olmuştu IŞİD birbiri ardına kentleri ele geçirip, İslam Devleti kurduğunu ilan ettiğinde? Türkiye ile sınır komşusu haline gelivermişti. Ülke içinde de IŞİD sempatisi olan gençlerin varlığı, IŞİD bölgesine gittikleri haberleri Türkiye içinde de bir IŞİD varlığına çok net işaret ediyordu. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşen aileler olduğunu dahi biliyoruz bu konuda. Davutoğlu’nun IŞİD’lileri öfkeli çocuklar olarak tanımlaması tam da bu dönemlere denk gelir işte.

Sınırların güvenliğinden, ülke içi ve dışındaki pozisyona kadar IŞİD’le Türkiye ilişkisi aradan geçen yıllar içerisinde sürekli gündem oldu. Net söyleyebileceğimiz bir şey var ise IŞİD’le kurulan sürekli müsamahalı ve aşırı anlayışlı ilişkidir. Ülkeyi yönetenler tarafından doğru düzgün eleştirilmediler bile desek hatalı bir söz etmeyiz aslında.

Suriye üzerinden yapılan yeni Osmanlıcı planlar, büyük hayaller, Davutoğlu’nun mimarı olduğu Şam’da cuma namazı kılma hülyaları, diğer emperyalist devletlerin planları ile birleştiğinde harap olmuş bir bölge ve hesabı sorulması gereken, insanlığa karşı işlenmiş birçok suç bıraktı. Bu nedenlerle, IŞİD barbarlığını konuşurken, Palmira antik kentini ve arkeolog Halid Esad’ı da anmalıyız, Ezidi soykırımı üzerine de konuşmalıyız, halen kayıp binlerce Ezidi kadının hesabını da hatırlamalıyız.

2015 dönemi Türkiye için bir yandan da seçim dönemi anlamına gelmekte idi. 2015 Haziran seçimleri ülkenin en kritik seçimleri olarak yakın ülke tarihinde kayıtlıdır halen. AKP’nin haziran seçimlerinde yaşadığı yenilgi, tek başına hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamaması ve arkasından yaşanan her bir an, her bir gelişme katliam, şiddet, acı ve katlanması zor bir hayat anlamına geldi.

AKP’nin 2015 Haziran seçim sonuçlarını tanımayarak seçimin yenilenmesine kadar gittiği 5 aylık zaman dilimi çözüm sürecinin sonlandırılması, Suruç ve 10 Ekim Ankara Katliamı anlamına geldi. Sedat Peker birkaç yıl sonra bu dönemi şöyle özetleyecekti; “korku iklimi yaratılması gerekiyordu”

Yaratılan korku iklimi 2015 Kasım seçimlerinde sonuçlarını verdi. AKP yeniden tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağladı ve halen de çeşitli ittifaklarla da olsa iktidarını sürdürüyor. 2015 Kasım seçimleri iktidarın devamının sağlanmasında böylesi kritik bir noktada duruyor.

10 Ekim Ankara Katliamı ceza yargılaması bu sözünü ettiğimiz bağlamdan koparılarak, sadece bir IŞİD katliamı olarak ele alındı devlet tarafından. Katliama ilişkin yargı sürecinin her bir aşaması böyle işledi, halen de bu şekilde devam ediyor esasen.

Kısıtlılık kararı altında düzenlenen iddianame, IŞİD’lilere ilişkin bile bir araştırma yapmadan, yalan yanlış bilgilerle, örgütsel sorumlulukların dahi yerine oturtulmamış olduğu bir davanın açılmasına neden oldu. Yargılama savcılık sürecinde yapılmayanların, soruşturma aşamasında yapılması gerekenlerin talep edilmesi mücadelesi ile sürdü ve sürüyor.

Hiçbir kamu görevlisinin dahil edilmediği, IŞİD’lilerin birbirleriyle bağlantılarının bile yer almadığı yargılama sürecinde halen firari sanıklar yakalanmış değil, nerede olduklarına ilişkin araştırma yapılmasından ısrarla imtina edilirken, kimliği tespit edilmeyen x y olarak adlandırılmış IŞİD’lilerin tespitinde dahi adım atılmıyor. Katliam emrini veren IŞİD’liden, katliama dahil olan diğer IŞİD’lilerin dosyaya dahil edilmesine kadar çabalarımız Savcılıkların, adliye koridorlarının duvarlarına çarpıyor.

2016 Kasım ayından bu yana Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmekte olan yargılama süreci Savcılığın ortaya attığı IŞİD’lileri yargılayıp, ceza vermekten ibaret bir pratik olarak sürüyor. Sanıklar arasındaki bağlantılar, katliamdaki sorumluluk silsilesi, daha önce haklarında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, katliamın planlandığı Gaziantep ve Adıyaman’daki örgütlenme süreci yargılamanın sürekli dışında tutulmak istendi, halen de böyle sürüyor pratik aslında.

Oysa 10 Ekim Ankara Katliamı dahil ülkede aynı dönemde gerçekleşen IŞİD katliamları aynı Gaziantep hücresi tarafından gerçekleştirildi. Adıyaman ekibinin tüm kamuoyunun bildiği İslam Çay Ocağında örgütlediği canlı bombalar katliamlarda kendilerini patlattı.

Bugün itibariyle çok net ve açık biliyoruz ki katliamı planlayan IŞİD’liler izlenen, bilinen, takip altında olan kişilerdi ve yakalanmadılar. Hatta Ahmet Güneş örneğinde görüldüğü üzere tutuklanıp 6 ayda anlaşılmaz bir biçimde tahliye edilmişlerdir.

Savcıların iddianameye dahil etmediği klasörler katliamdan 4 yıl sonra Ankara Adliyesi koridorlarında bulunup dosyaya dahil edildi. Dosyaların içeriği katliamdan 10 gün önce katliam planlayıcısının bomba yapmak için gübre alırken ihbar edildiğini ve Nizip Emniyeti tarafından kimliğinin tespit edilerek Antep Emniyeti’ne bildirildiğini ortaya çıkarmıştır. Antep Emniyeti’nin Yakup Şahin’i yakalamayarak katliamın gerçekleşmesindeki en somut sorumluluğa sahip kurumlardan biri olduğunu dosya kapsamına bakarak söyleyebiliriz.

Aynı bilgilerden Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün de haberi olduğu ve soruşturma sırasında bu bilgileri paylaşmadığı da yine söz konusu dosyalarla ortaya çıkmıştır. Nitekim Ankara Emniyeti mitingin planlanması aşamasında almadığı önlemler, sakladığı istihbaratlar, tertip komitesini bilgilendirmemesi nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturulmuş ve haklarında soruşturma açılması teklifi Ankara Valiliği tarafından reddedilerek sorumlulukları gizlenmek istenen kurumdur.

10 Ekim Ankara Katliamı dava dosyası devletin kurumlarının yekpare bir şekilde bilgi paylaşmak istemediği bir dosyadır. MASAK raporları yıllarca dosyaya sunulmadı, İçişleri Bakanlığı terör sebebiyle arananlara ilişkin oluşturduğu listelere dair bilgileri paylaşmadı, Gaziantep’ten sanıkların dosyalarına ilişkin Mahkemece istenen dosyalar bir türlü gönderilmedi, istihbarat sanıklarla ilgili hiçbir bilgi paylaşmadı ya da paylaştıysa da katliam canlı bombacısı şu kişi olabilir diye dalga geçme anlamına gelebilecek bilgiler verdi.

Sınırlarda yaşananlar asla aydınlatılmadı. Canlı bombacıların ve patlayıcı yapımında kullanılan malzeme ve paraların Suriye’den geldiği bilinmekteyken bu noktadaki sorumlulukların üzerine gidilmedi.

Yargılama ısrarla gizlemeye, üzeri kapatmaya çalışılanlara karşı mücadele ile devam ediyor. Gerçek sorumlulara gitmemek ve o kapıyı aralamamak için çalışan yargının her kademesi ile uğraşmaya devam ediyoruz. Suç duyuruları, şikayetler, Anayasa Mahkemesi başvuruları…

Bir hukuk mücadelesi 8 yıldır aralıksız devam eden. Ülkenin her geçen gün zorlaşan döneminin içinde üstelik. Koşullar ne olursa olsun ailelerin asla peşini bırakmadığı, istisnasız her duruşmayı takip ettiği, sekiz yıldır her duruşmanın bir şekilde gündem olmasını sağlayan büyük bir mücadele.

O nedenle çentikler açılıyor duvarda büyüklü küçüklü. Mahkemenin hayır dediği, araştırmam dediği her şey ülkenin gündeminde yer alıyor bir şekilde. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunu bildiğimiz adalet mücadelesi bu şekilde sadece adliye koridorları dışında yankılanıyor.

İlke Işık

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu